Arama

Hat san’atı’nın büyük isimleri – 63

Ağa

Hat san’atı’nın büyük isimleri – 63

İstanbul'da doğan , Mehmed Ağa'nın oğludur. Sarây-ı Hümâyûn'a alınarak yetiştirilmiş, terbiye görmüştür. Burada "kiler kethudâsı" olarak bulunan, sonradan da iki tuğ sahibi paşa olan Belgrâdî Mehmed Efendi'den (ö.1670) hat meşkederek icâzet almıştır. Üslûbu îtibâriyle Şeyh Hamdullah (bkz. Hat San'atının Büyük İsimleri-1) ve oğlu Mustafa Dede (bkz. Hat San'atının Büyük İsimleri-37) yolundan giden Mustafa 'nın nesih hattı, sülüsünden daha mükemmeldir; bu yazı nev'iyle verdiği eserler de daha fazladır. Kendisi Sultan IV. Mehmed zamanında meşk hocalığıyla Saray'da hizmet etmiştir.

Hüsn-i hattı ilmî bir anlayışla kıymetlendiren Anber Ağa'nın şu davranışı zikre değer: Bir hat icâzeti meclisinde jüri başkanı olarak bulunduğu sırada, izin kıt'aları -geleneğe bağlı temel kāidelerden olarak- oradaki hocalara gösterildiğinde, hepsi beğendiklerini ifâde etmişlerse de, sâdece Anber Ağa: "Bu yazıların i'râbları yerli yerinde olmayıp hüsnü henüz tam değildir. İ'râbın tam yerine konulması da öğretilsin" diyerek reddetmişdir. İcâzet merâsimlerinde verilmesi mûtâd olan yemek ziyâfetinden sonra, daha beş ay müddetle bu gençlere Arapça kāidelerine göre kelime sonlarındaki harf veya hareke değişmeleri öğretilmiş; bu defa kısa süren bir toplantıda yeni hattatların izinleri yazılıp hediyeleri verilmiştir. Lâkin Anber Ağa bu arada merhum olup, ikinci toplantıda bulunamamıştır. Tuğra çekmekle vazîfeli kılınan ve tevkī'î, muvakkî' yahut nişânî (nişancı) denilen vezirlere, hayatları boyunca tuğra husûsunda hizmet eden hattatımız mûsıkîde de mâhir bir üstâd imiş. Vefâtına Himmetzâde Şeyh Abdullah Efendi'nin (ö.1710) düşürdüğü tarih şöyledir:

Göçdü fânîden Nişânî Mustafā Ağa bu sâl,

Hak Teâlâ rûhunû şâd ede ol dâniş-verin.

Ma'rifetde müştehir, hem hüsn-i hatda mu'teber,

Ya'ni vâdîsinde bir mislî yok îdī ol erin.

Mecmer-i merk içre mahv oldukda târîhin dedim:

Bû dükân îçinde kalmadı nişânî Anber'in.

1095 (1684)

Hattatımızın nereye defnedildiği kaynaklarda belirtilmemiştir.

Zamanımıza çok fazla eseri ulaşmayan Mustafa Anber Ağa'nın hicrî 1085 (1674) tarihinde kaleme aldığı mushafı Müzesi-267'de muhafaza edilmektedir. O daracık yazı sâhasında (7,8 x 4,3 cm.) bu kadar pişkin bir nesih hattı ile kalem yürütmek, herhâlde yazdıklarını gönlünde de hissetmekle gerçekleşiyor... Sümün (1/8) kıt'adaki bu mushafın yazıldığı devri aksettiren bezemesinin san'atkârı belli değildir; fakat serlevha, sûrebaşı ve mushaf gülleri, nüshanın eb'âdına uygun işlenmiştir. Sûrebaşları, üstübeç mürekkebi ve rıkā' ile yazılmış; serlevhadakilere ayrıca tahrir çekilmiştir. Eserin şemse kabı vasat seviyededir.

Resim 1: Mustafa Anber Ağa mushafının serlevhası

Resim 2: Aynı mushafdan iki ara sahife

Resim 3: Aynı mushafın ferağ kaydı

Prof. Uğur Derman

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN