Arama

Hat San’atı’nın büyük isimleri - 37

Hat San’atı’nın büyük isimleri - 37

Aziz okuyucularımız hatırlayacaklardır: 2017-2018 yıllarında gelenekli san'atlarımızdan hüsn-i hattı konu alan makāleler yazmış, bu arada büyük Osmanlı-Türk hat üstadlarından da 36'sını tanıtmağa çalışmıştık.

Bu hususta yeniden taleb gelince, eskiden yazdıklarımızı şöyle bir gözden geçirdik. Osmanlı-hat san'atında tanıtılmayı bekleyen daha birçok ismin hakkını yediğimizi esefle gördük.

Hüsn-i hatta millî vasfını kazandıran Şeyh Hamdullah'dan (bkz. Hat San'atının Büyük İsimleri-12) bu yana hatırlanmayı bekleyen san'atkârlardan her yazımızda birini sizlerle paylaşmağa karar verdik. İlk olarak Şeyh Hamdullah'ın oğlu Mustafa Dede ile başlıyoruz.

MUSTAFA DEDE (1495 –1538)

Tuhfe-i Hattâtîn isimli hat kaynağında Amasya'da doğduğu kaydedilen Mustafa Dede'nin 45 yaşında vefat etdiğini de diğer kaynağımız Gülzâr-ı Savab bildiriyor. Şu hâle göre 1481 yılında İstanbul'a yerleşen Şeyh Hamdullah, acaba arada Amasya'yı da şereflendirdi de oğlu Mustafa Dede hicrî 900 (1495) yılında burada mı doğdu? Burası meçhulümüzdür.

Aklâm-ı siteyi babasından öğrenen ve icâzet alan Mustafa Dede onun tavrını daha hakkıyla kavrayamadan Şeyh Hamdullah vefat etti (ö.1520). Bunun üzerine akrabasından Abdullah Amâsî'nin yardımıyla hattın inceliklerini öğrendi. O arada Mısır'a giderek, babasının Kāhire'deki yazılarını inceledi; onun şîvesini tamamen aldı. Mısır'da kaldığı müddet içinde Şeyh üslûbunun temellerini orada attı. Hac dönüşü, o da babası gibi Üsküdar'a yerleşti; san'atının en mükemmel devresinde vefat etti. Kabri Karacaahmed'de babasının yanındadır, fakat kaybolmuştur. Mustafa Dede'nin mushaf, kıt'a ve murakkaaları fevkalâdedir. Burada tanıtılandan başka, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütübhânesi, A.6566'da; Topkapı Sarayı Müzesi Kütübhânesi'nde (YY. 604) ve Süleymaniye Kütübhânesi – Pertevpaşa, 1'de üç mushafı daha bulunmakdadır.

Mustafa Dede'nin İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütübhânesi, A.6525'de bulunan tarihsiz mushaf, herhalde eczâ hâlinde kalmış ve ancak XIX. asır başlarında tezhîbi ve teclîdi yapılabilmiş; çünkü gerek bezemesi, gerekse yekşâh yazma kabı bunu gösteriyor (Resim 1).


Resim 1: Mustafa Dede'nin bahse konu mushafının ser-levhası.

İbretle gözlenecek bir başka husus da, Sultan Abdülazîz'in (saltanatı: 1861-1876) tanıtılan mushafı okuduğu sırada kalleşçe katledilmiş olmasıdır. Bu dehşet-engîz hâdisenin, mushaf sonundaki sahifede "intihâr" olarak nasıl tescîl edildiğini –bozuk Türkçeli ifadesiyle– aynen aktarıyoruz (Resim 2):


Resim 2: Sultan Aziz'in intiharı hususunda yazılan sahte beyan.

"Hudâvendigâr Sultan Abdülazîz Hân Hazretleri millet-i İslâmiye tarafından hal' olunduğu günün beşinci Pazar günü Fer'iyye Sarayı'nda bir sagîr mıkras ile (küçük makas ile) kendüsini iki kollarının kan damarlarını kesüp irtihâl-i dâr-ı bekā eylemişdir. Hudâ rahmet eyleye. Bu mushaf-ı şerîfin bulaşmış olan kan dahî, vucûdundan akan kan olduğu ma'lûm olmak üzere, işbu mahalle şerh ile iktifâ kılındı.

Cemâziye'l-evvel 1293. (Vefatı tarihi: 12 Cemâziye'l-evvel 1293)

Kitâbullâh'a yakışmayan bu kanlı sahîfeyi, okurlarımızın iz'an ve idrâkine tevdi' ediyoruz (Resim 3).


Resim 3: Bu mushafdaki kanlı sahîfeler.

Prof. Uğur Derman

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN