Arama

Olan ile olabilecek arasında insanın krizi: Müşkülpesentlik ve ahlak

Olan ile olabilecek arasında insanın krizi: Müşkülpesentlik ve ahlak

Allah'ın insana büyük lütfu her birimize 'en iyiyi ve en güzeli' göstermiş olmasıdır. Yeryüzündeki bütün hikayemiz en iyiyi görmek ile yaşadığımız arasındaki çelişkilerdir. Hiç kimse yaşadığını ummamıştı; hep daha iyiyi hayal etmiş, hep daha güzeli beklemiştik. İnsan 'hayatından memnun olmayan' yegane varlık olarak derdi bir görev gibi üstlenir. Emaneti yüklenmenin başka bir anlamı olabilir mi? Biz bize sunulanı -veya güç bela ulaşabildiğimizi- 'en iyiyi bilmiş' olmanın refleksiyle beğenmeyiz, reddederiz, onu bırakarak daha iyiye, derinlerimizde sakladığımız mükemmele varmak isteriz. Olanla yetirmek anlamındaki 'kanaat' ancak aradığımızın başka yerde olduğuna inanmanın ardından ortaya çıkan 'kerhen yetinme' halidir: yetersiz ama emden ne gelir demektir! Belki de insanlığın hayatın her alanındaki başarısı 'beğenmemiş' olmaktan kaynaklanan derin huzursuzluğun bir neticesidir: bizim beğendiklerimiz huzursuz insanların daha iyiyi aramasının ürünleridir. Müşkülpesent, yani zor beğenir olmak gibi bir lütuf olabilir mi?

En iyiyi nerede gördük, ona ne zaman aşina olduk, rivayetler muhtelif: Müminler için bunun birbiriyle bağdaşabilecek birden çok cevabı olmalıdır. İlahi surette yaratılmış olmanın bize verdiği 'üstünlük' duygusundan başlayarak ruhlarımızın ezelin bilgisiyle mücehhez olmasına kadar birçok cevap akla gelir: ölümsüzlük ve beka arzumuz bu ezel bilgisinden olmalıdır. Böyle bir inancı kabul etmeyenler ise insan olmanın iktiza ettiği bir takım durumlarından dem vurabilir. Her halükarda nereden bakarsak bakalım bir müşkülpesent halimiz var ve hüzünlerimiz ve kırıklıklarımız kadar bir çok başarımızın sebebi bu beğenmeme halimizdir. Bu meyanda hürriyet makamı demek olan istiğna ve zahitliğin bu müşkülpesentliğin bir neticesi olduğunu hatırlamak gerekir.

MÜŞKÜLPESENTLİK VE AHLAK

İbnü'l-Arabi müşkülpesentliğimizin nedeni olan üstünlük duygumuzun ilahi surette yaratılmış olmamızdan kaynaklandığını söyler. 'Topraktan yaratılmış' olmak ile ilahi surette olmak arasındaki tezat olduğumuz ile olabileceğimiz arasındaki gerilimi bir var oluş ıstırabına çevirir. İnsan bu gerilimden beslenerek sürekli arayışla bulduğunu beğenmeden elinden atar, hiç bir türlü itminana ermeden ikmal eder ömrünü. Tevrat'ta insanın Allah'ın suretinde yaratıldığı belirtilir. Hadis-i şeriflerde de bu bilgi yenilenir: 'Allah Adem'i kendi suretinde yarattı' sahih bir hadis olarak aktarılır. Kelam bilginleri 'ilahi suret' düşüncesinin yol açabileceği cisimleştirici temayüllerin önünü almak üzere hadisi tevile kalksalar bile, söylenen açıktır: İnsan Allah'a benzeyen varlıktır. O Allah'ın halifesi, emaneti üstlenen, bir görevle 'en üstün kıvamda yaratılmış' varlıktır. Bu bakımdan İbnü'l-Arabi ısrar eder: üstünlük duygumuz ilahi surette yaratılmış olmamızdan kaynaklanır. Hal böyleyken bu üstünlük duygusu ve büyüklenme (kibir) niçin günahların sebebi olsun ki? Bunun cevabı açıktır: Kibir diye isimlendirdiğimiz üstünlük duygusu bize istiğna ve terakki etmek üzere –hep aramak için- verilmiş iken onu dünyada bir paye elde etmek üzere tüketmek ilahi tabiatımıza ihanet etmektir. Haddi zatında kibir insanı yeryüzünde tükenmekten koruyup onu yüksek düşüncelere ve ahlaka taşıyan yaratıcı bir nitelik insan bu hazineyi telef ederek ondan dünyevi iktidar devşirmek ister. Kibrin günah olması bu demektir. Demek ki bir kabiliyetin günah veya hayır haline gelmesi, kullandığımız amaç ve yerle ilgilidir. İnsan 'üstünlük duygusunu' ve –adını tam söyleyelim- kibrini hemcinsine karşı kullanmaya kalkarsa ahmak olur. Çünkü o nitelikte bütün insanlar eşittir: herkes ilahi surette yaratılmıştır ve her insan eşit olarak üstün ve değerlidir. İçimizdeki 'üstünlük duygusu', insana layık davranışlarla mücehhez olmak neticesinde gerçek anlamına kavuşarak bir erdeme dönüşür.

ARZULAR VE GERÇEKLER: TAHTA OTURACAKKEN VARLIĞINI YİTİRME KORKUSUYLA KARŞILAŞMAK

Her insanın derununda neyi sakladığını ve onu ıstıraplara duçar bırakan 'müşkülpesent' tutumun sebebini en iyi anlatan kişi hiç kuşkusuz Ruzbihan el-Baklî'dir. Onun ünlü eseri Meşrebü'l-ervah (Ruhların özellikleri) insanın yaratılışını anlattığı kısa bir bölümle başlar. Yazarın amacı bellidir: Terbiye edilmeden önce nefsin mahiyetini bilmemiz lazımdır ki, insan olmanın ağırlığını fark edelim. Bizim derdimiz nedir, bunu bilmeden nefs tezkiyesinden söz etmek mümkün olmadığı gibi insanı tanımak hiç mümkün olmayacaktır.

İnsan var olduğunda muazzam bir var olma hazzı yaşar. Öyle ki var olma arzusu onda kendinden daha büyük ve kıymetli birini görme imkanı vermez. Bu esnada tahtı (Arş) görünce 'herhalde taht benim olmalıdır' diye düşünerek ona doğru hamle eder. Benden daha önemli ve değerli kim olabilir ki bu tahta oturabilsin? Bu düşünce ile tahta oturmaya hazırlanırken Allah tahtın sahibinin kendisi olduğunu gösterir: Arş benimdir! Bu durumda insan arzusunun engellenmesi bir yana, varlığından endişeye kapılarak ürperir. İnsanın dilemması tam budur: bir tahta yerleşecek iken varlığını yitirmek korkusu! Bunun ardından Hak cemaliyle tecelli eder ve insana varlığını ihsan eder. Hiç kuskusuz 'Allah Arş'a (taht) istiva etti' ayetinin anlamı burada bulunabilir. İnsan 'taht benimdir'' diye düşünürken Allah 'Taht Benimdir' diyerek arzumuza ket vururken ona başka bir yer gösterir: Allah'a kulluk. Lakin tahta yerleşmek arzusu içimizden hiçbir zaman çıkmadı; en derinimizde bir yere saklanarak bizi sürekli kışkırttı. Her nereye gidersek ve önümüze her ne çıkarsa, 'bu o taht değil' diye fark ederek huzursuz olduk. Elde ettiğimiz her şeyin bir gün biteceğini düşünerek endişe ettik. Yunus bu derin arzumuzun kullukla gayesine ereceğini söyleyerek sultan (tahtta oturan) olabileceğimiz yeri anlattı ('Yunus kapında kuldur, sultandan içerü), Mevlana ise 'sazlığa dönelim' dedi. Bunun vaktini de Hz. Peygamber buyurdu: 'İnsanlar uykuda, ölünce uyanacaklar.'

Ekrem Demirli

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN