Arama

Su büyülüyor

Su büyülüyor

Suya her yerde rastlarız ve onun büyüleyici özellikleri kendini bize sonsuz şekillerde gösterir. Başka elementlerle birleşen, onlardan ayrışan, maddenin üç haline (katı, sıvı ve gaz) dönüşebilen 'mızın suyu hayati özelliktedir. Dünya'da hayatı ve canlanmayı sağlayan oluşumlardır.

Okyanusların varlığı ile gezegenimizde yaşam başlamıştır. Dünyamızın % 71'i suyla kaplıdır ve bu suyun da % 96,5'u okyanuslarda bulunmaktadır. Bunca suyun da ancak % 3'ü içilebilir durumda ve bu içme suyunun da üçte ikisinden fazlası buzullarda hapsolmuş haldedir.

Dünyada su her yerde karşımıza çıkar ve büyüleyici özellikleri kendini bize neredeyse sayısız şekillerde gösterir. Başka elementlerle birleşen, onlardan ayrışan, maddenin üç haline (katı, sıvı ve gaz) dönüşebilen Dünya'mızın suyu hayati özelliktedir.

Canlı varlıklar büyük ölçüde sudan oluşmuştur. İnsan bedeninin % 70'i sudur ve bu oran bazı deniz bitkileri ile deniz canlılarında % 95'e kadar ulaşır. Su insanın değişik bölümlerinde destek, taşıyıcı ve son derece karmaşık bir kimyaya tepki veren ortam görevi görür. Bu ortamda binlerce molekül, su molekülleriyle karşılıklı etkileşim içerisindedir.

Sıvı bir şey düşündüğümüzde, çevremizde sıklıkla karşılaştığımız için aklımıza öncelikle su gelir. Oysa maddelerin sıvı hali çok sıra dışı bir haldir, katı hal ile gaz hali arasında bir çeşit parantez, yavaş yavaş ısıtıldığında birçok maddenin içinden geçtiği bir boşluktur. Yeryüzünün normal sıcaklığında, varlığı olmasa hayatın da var olmayacağı su, diğer maddelerin aksine genellikle sıvı haldedir. Bu durum karşımıza su adına çıkan ilk şaşırtıcı çelişkidir.

Suyun katı hali buzdur; basit bir bardağın içinde veya okyanusların yüzeyinde yüzen buz. Bu durumsa ikinci bir hayret veren çelişkidir, çünkü tüm öteki cisimler katı halde daha yoğun oldukları için batarlar, oysa buz sıvının üzerinde yüzer. Buz sudan daha yoğun olsaydı, buzullar ortadan kalkacağı için gezegenimizin hali ne olurdu? Deniz dibinde yaşayan canlılar hayatiyetini sürdüremezlerdi.

Bir başka şaşırtan çelişkili özellik ise şudur: Katı, sıvı veya gaz olsun bütün cisimler ısıtıldığı zaman genleşirler; tatlı su ise tersine, 0 ilâ 4 derece arasında ısıtıldığında büzüşür. O sıcaklıkta, buzun eridiği sıradaki yoğunluğundan daha yoğun haldedir. Bu sebeple dağ göllerinin dip bölümü 4 derece sıcaklıkta bir su tabakasıyla kaplıdır.

4 derecenin üzerine çıkıldığında maddenin normal davranışına döner ve ısıtıldığında bu defa genleşir. Bu sıra dışı durum, sıcaklık arttığında yoğunluğu düzenli olarak azalan tuzlu su için söz konusu değildir.

EVRENSEL BİR ERİTİCİ

Bazı mağaralarda karşılaştığımız muhteşem oluşumlar (kireç taşından göz kamaştıran renkleriyle süsleyen pırıl pırıl sarkıt ve dikitler) suyun çok kendine özgü ve sıra dışı bir özelliğini; çok sayıda maden tuzunu, bu arada kireç taşını eritme yeteneğini gözlerimizin önüne serer. Bu eritme, tuz moleküllerinin suyun içinde basit olarak çözülmesinden ibaret değildir. Buna temel bir olay olan, tuzların su tarafından ayrıştırılması da eklenir.

Verdiği görüntüye karşılık su kimyasal olarak hiç de cansız bir madde değildir. Dünyanın en duru suyu da olsa, eritebileceği ve bünyesinde taşıyabileceği bütün maddelerden arınmış da olsa, hiçbir gaz içermese de su yine birçok molekül ile birleşebilen, onların yapısını kırabilen veya en azından onların şeklini bozan çok etkili bir kimyasal ayırıcıdır. Ve sahip olduğu bu özelliğin sayısız faydaları bulunmaktadır. Bunlar Dünya gezegeninin öteki gezegenlere oranla orijinalliğini oluşturan ayrıntılardır. Aynı zamanda günlük zevklerimizi oluşturan yiyeceklerdeki karışımlar da böyle sağlanır.

TABİATTA SU

Okyanuslar gezegenimizdeki suların yaklaşık % 98'ini barındırır. Suların tuzlu olması yaşama yabancı değildir, çünkü okyanusların derinliklerinde bile bitkiler ve hayvanlar olarak canlılar mevcuttur. Ancak bizi çevreleyen, iklimleri denetleyen ve atmosferin bileşimini düzenleyen muazzam miktardaki bu su, yeryüzünde yaşayan organizmaların su ihtiyaçlarını karşılamamaktadır. Özellikle de en büyük su tüketicisi olan insan tarafından kullanılamamaktadır.

Tabi güneşin denizi ısıtıp suyu buharlaştırması ve sonra bu buharın yağmur olarak yeryüzüne hayat vermesi çok işe yarayan harika bir dönüşümdür.

İkinci şaşırtıcı çelişki ise deniz suyunu kullanılamaz hale getiren esas olarak içerdiği tuzdur, yani sodyum klorürdür ki bu yaşam için mutlak olarak gerekli bir maddedir. İnsanlar suya ve tuza gerek duyarlar ama ayrı ayrı. Denizde olduğu gibi bir araya geldiklerinde kullanılır halden çıkar.

EVRENDEKİ EN İYİ İÇECEK

Su bize sıradan gelebilir ama evrendeki en olağanüstü bileşiklerden biridir ve suyun olağan dışı özellikler seti yaşam için zorunludur. Hayatın var olabilmesi için müthiş derecede özgün ve ince ayarlıdır:

📌Bu mucize sıvı yeryüzünde çarpıcı şekilde çok sayıda yolla hayata ve canlılığa uygunluk sağlamaktadır. Proto-gezegen disklerin, gezegenlerin ve okyanusların oluşmasına ve daha sonra korunmasına uygun bir sıvıdır.

📌Su hidrolojik çevrim, tektonik çevrim ve insan bedeninin ısı regülasyonu için de özgün şekilde uygundur. Suyun özellikleri büyük okyanus akıntılarının oluşmasında kritik bir rol oynar ve bu akıntılar yaşamsal besinleri dünya okyanusları arasında dolaşıma sokar. Bu akıntılar küresel ısı düzenlenmesinde ve atmosferdeki CO2 düzeylerinin kontrol edilmesine de katkıda bulunurlar.

📌Su kayalardaki minerallerin çözünmesi için de çok üstün ve özgün biçimde uygundur ve suyun büyük çözünürlük özelliği hem kan dolaşımında hem de okyanuslarda besinlerin dolaşımını sağlamaktadır. Suyun donduğunda genişlemesi ve diğer özgün ısıl özellikleri yüksek rakımlarda çok büyük miktarda suyun tutulmasına imkan sağlar.

📌Su hücresel enerjinin oluşturulmasında özgün ve kritik rolü olan protonların akışını sağlayarak biyoenerji açısından da uygun olan maddedir. Suyun ışığı geçirgen olması fotosentez için uygundur. Su yalnızca oksijen vermekle kalmaz, aynı zamanda insan solunumu için de özgün biçimde uygundur.

Şimdi, birisi, pek ala su kaçınılmazdı değil mi, diyebilir. Büyük Patlamadan (Bing Bang) sonraki dönemde tüm bu farklı elementler parçacıkların olduğu dönemde bu elementler çok farklı şekilde kombine edilmişlerdir ve evrenin yasaları ve sabiteleri biraz daha farklı olsa bile su yine de oluşmayacak mı idi? Hayır, oluşmayacaktı. Yine, doğanın temel güçlerini düşünürseniz, bunları biraz bükseniz oksijen elde edemezsiniz. Birkaç şey yasalara ve sabitelere uygun olmazsa yıldızların dışında hidrojen ve helyumdan daha ağır elementleri bulamazdık. Ve hidrojen ve helyum gibi basit elementlerden de su gibi bir şey elde edilemez. Ayrıca, temel güçler bakımından güçleri biraz farklı olan evrende H2O'nun bir farklı versiyonu elde edilse bile kuvvetli veya zayıf nükleer güçler biraz değişik olsa bu bileşik yine yaşamsal olarak değişirdi. Suyun özgün, yaşam için gerekli özellikleri değişir ve yaşam reçetesi bozulurdu.

Su gerçekten bize hizmet eden mucize bir sıvıdır ve her yönüyle hayranlık uyandırmaktadır. Ayette buyurulduğu gibi:

"Görmedin mi Allah gökten su indirdi, böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah lütfedicidir, her şeyden haberdardır." (Hac Suresi, 63)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN