Veda edemeden ayrıldıklarımız
Şehir içinde kaldığı için kaldırılan ve yerine devlet hastanesinin yapıldığı Sakarya eski otogarına giderken ve gelirken daima Güllüce Camii'nin önünden geçerdik. Hasretle camiye bakar ve gözlerim Arap Salahaddin abiyi arardı. Orda olduğunu düşünerek avunurdum. Son yıllarda zann-ı galip ile birlikte öldüğüne kanaat getirmeye başladım. Ölmese bile yaşı bayağı ilerlemiş olmalıydı. Akranlarının ekserisi berzah aleminde buluşmuş olmalılar. Bu defa bir fırsat çıktı ve Sakarya'ya gittiğimde kendimi öğle namazında Güllüce/Güllük Camii'nin önünde buldum. Günübirlik bir işimizden dolayı Sakarya'ya gitmiştik. İki günlük ziyarette ilk öğle namazında eski dostlardan geride kalan Bekir Uysal ile baba dostu Şaban Ünsel ile çok sevdiğim Salko Camii'nde buluştuk. Ben her zamanki gibi biraz gecikmeli gelsem de sonunda buluştuk kavuştuk. Arkadaşlarımız beni orada bekliyorlardı. Namazdan sonra Şaban Ünsel kardeşimin çalıştığı mekana yollandık. Daha doğrusu bizi orya davet etti. Merhum babası Salahaddin Ünsel ve abisi Kadir Ünsel de dostlarımızdandı. Devam eden dostluğu onlara borçluyuz ve onlardan tevarüs ettik. Bilhassa Orhan Camii civarında terzilik yapan babası Salahaddin Ünsel abiyi mutlaka hafta içinde bir veya birkaç defa ziyaret ederdik. Meclislerde ben genellikle dinleme modunda olurdum. Soru sorarlarsa sohbete katılırdım. Adetim olarak pek sorulmadan lafa karışmazdım. Bilgiçlik emaresi göstermediğim için çarşıdakiler beni severlerdi. Bazen refakatimde Sefa Özsu da olurdu. Terziler çarşısında gideceğim alternatifler çoktu. Kuru kahve imalatı ortakları Nuri ve Musa abi ile birlikte Ali Taşçeken Salahaddin abi mutat uğrak yerlerimizdi. Bazen de terzi Rıza abiye uğrardık. Bedri abi de yedeklerimizdendi. Ben sokakta lahuti bir hava sezerdim. Meczuplar geçidi olarak da anılmaya seza bir mekandı. 1980 ile1990 arasında yaprak dökümüne uğradı. Neredeyse o kuşaktan kimseler kalmadı. Biz de artık oralara teberrüken uğruyoruz.
Sakarya da Ağustos ayının son ve Eylül ayının ilk günlerinde sıcaktı. Gölgelikleri takip ederek Şaban Ünsel'in işyerine revan olduk. Bize çay ve yemek ikram etti. Artık yaşlılar kuşağı önden gittiğinden biz bize kaldık. Hayatın tadı tuzu da ya da başka bir ifadesiyle bereketi çekildi. Ya da en azından bana öyle geliyor. İlk gün öğle namazını Salko Camii'nde eda ettik. İkinci gün öğle namazını da 'Arap Salahaddin' lakabıyla andığımız ve müdavimi olduğu Güllüce Camii'nde eda ettik. Ben kayın birader Mucip ve beraberindekilerle birlikte Sakarya Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne gitmiştik. Öğleden sonra kurumun kapılarını açmasını beklerken öğle ezanı okundu. Civarda bir cami sezdik. Abdestim vardı, 'ben camiye gidiyorum' dedim, topukladım. Arada 100 metre kadar bir mesafe vardı. Baktım adımlarım beni Yeni Camii'ye giden büyük yola çıkardı. Camiyi daha yandan gördüğümde bunun Güllüce Camii olabileceğini düşündüm. Nitekim çok geçmeden yanılmadığımı anladım. Yanına vardığımda ta kendisiydi. Sevindim. Nihayet Arap Salahaddin abiyi sorabilecektim. Namazdan sonra yandaki çay ocağına sormayı tasarladım. Namaza camiye girerken akülü bir araçla camiye gelen birisini gördüm. Aracından indikten sonra iki değneğini kullanarak camiye giriyordu. Belli ki bu haline rağmen şükür menzillerinden uzak kalmıyordu. Bana yol verdi. Namazı eda ettikten sonra silüetler arasında yaşlı birini arıyordum. Gözüme bir ikisini kestirdim ve cami çıkışında avluda içlerinden birine sordum o da beni akülü araç kullanan adama yönlendirdi. O da 'vefat edeli en az 10 yıl olmuştur. Oğlu zaman zaman bu camiye uğrar' dedi. Merakımı gidermiştim. Oğlu, eski Atlas Sinemasının yakınlarında tek katlı dükkanlardan müteşekkil mekanda oto yedek parçası satıyordu. Salahaddin abi sıklıkla oğluna uğrardı. Şimdi o mekan belediye binalarına katıldı.
Salahaddin abi vaktiyle sağken bizleri bir Ramazan günü Ali Taşçeken abi ve tayfasıyla birlikte iftara çağırmıştı. Erenler/yarenler olarak biz de davete icabet etmiştik. Ne acı! Şimdi tatlı hatıralarıyla avunuyoruz. Mekanlardan ve insanlardan yetim kaldık. Arap Salahaddin lakabıyla anılan Salahaddin abi terziler çarşısına sık uğrardı. Onu bazen terzi Salahaddin abinin dükkanında bazen Ali abinin dükkanında bulurduk. O vesileyle tanış olduk. O dostlukların tadı damağımızda kaldı. Dağınıklık nedeniyle bazılarıyla veda edemeden ayrıldık. İnşallah ahirette kazası olur.
Hey gidi günler!
Mustafa Özcan
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.