Arama

Benna’nın tarihi zemini ve geriye bıraktığı miras

Benna’nın tarihi zemini ve geriye bıraktığı miras

İslam tarihi Ömer Öztürkmen'in ifade ettiği gibi bir gözyaşı medeniyetidir. İslam ümmeti üzerine zorbalar üşüşmüş ve fitneler çöreklenmiş ve bu suretle saadeti gölgelenmiştir. Deniz dalgaları veya gece karanlıklar gibi fitneler peş peşe sökün etmiştir. Elbette Ridde olayından sonra Hazreti Ömer'in şehadeti en büyük rahnelerden birisidir. Pers asıllı Ebu Lü'lü zehirli hançeriyle fitne kapısını ve sürecini aralamıştır. Hazreti Ömer fitne ile Müslümanlar arasında kilit konumunda bulunuyordu. Ebu Lü'lü bunu kırmıştır. Ardından Mahineist İranlılar 'kripto Müslümanlar' olarak kendilerini perdelemişler ve İslam içinde batinilik dalgalarını yaymışlardır. Haricilik gailesi de iç çekişmenin bir tezahürü, ürünü ve bedeviletin ete kemiğe bürünmüş halidir. Haricilik bir bedeviyet hastalığı ise nifak ve batinilik ise bir medeniyet hastalığıdır. İslam her ikisiyle de dağlanmıştır. Hazreti Osman ve ardından bir devamı niteliğinde olarak Kerbela vakası ve Hazreti Hüseyin'in makteli İslam'ın yakasını ikiye ayırmıştır. Hazreti Hüseyin ve arkadaşlarının şehit edildiği Kerbela Vakası ve sahası ilginçtir. Hem sıkıntı hem de bela anlamına gelen bir terkiptir. Burası bir milat olmuş ve ümmet hala sıkıntısını üzerinden atamamıştır. Maniheizm kalıntıları, 'Hazreti Hüseyin' adını kullanarak atalarının intikamını masum Suriyelilerin ve bölge halkının sırtından çıkarmaya devam ediyor. Her gün Aşura her yer Kerbela sloganı fazlasıyla tutmuştur. Mazlum rolüyle kimi Şiiler yeni Kerbela'ların mimarı olmuşlardır. Kerbela hattı, zamanla şişerek alem-i İslam boyunca sath-ı Kerbela'ya dönüşmüştür. Burada Emevilerin rolünü küçümsememek gerekir. Zamanla Kerbela ümmetin şuur altına inmiştir. Onun artçılarından ve lanetinden hiç kurtulamamıştır. Emeviler gitse de Şiiler uç olmaya devam etmişler ve ümmetin kalanıyla bütünleşmemişlerdir. Hiç barışık olmamışlardır. Onların dillerinde Kerbela, gönüllerinde ve şuur altlarında ise Müslümanlar karısında kaybettikleri ve son hükümdarları olan Yezdecird'in kaçtığı Medain ve Hulvan vardır. Kerbela yarası bir fırka suretine bürünmüştür. Ümmet kerb (sıknt)ile nekbe (felaket) arasında gidip gelmiştir.

İlk raşit hilafetin Kerbela vakasıyla perdelerini kapattığını söyleyebiliriz. Hakiki hilafete son darbe Kerbela hadisesi olmuştur. Zira şura yıkılmıştır. Elbette öncesi de vardır. Hazreti Osman'ın şehadeti bir mukaddime sayılır.

Sonrasında Mutezile ile ehli hadis ayrışmasında Kur'an'ın karakterine dair iki ucu da çıkmaz bir tartışma, 'mihne/çile' geleneğini tetiklemiştir. Ahmet bin Hanbel'in bu söylem karşısında direnişçi tutumu ve itirazcı duruşu karşı akımın onu cezalandırmasına neden olmuştur. Bu cezai işlem ise 'mihne/çile' olarak anılmıştır. Çile geleneği günümüze dek sürmüştür.

FELAKET İLE ÇİLE KARDEŞLİĞİ (NEKBE MİHNE İLE YAŞIT)!

Genellikle Nukraşi Paşa ile birlikte başlayan ve anlan İhvan'ın çile nöbeti ve dönemi Filistin nekbesiyle yani felaketiyle paralel ve yaşıt durumdadır. İkisinin miladı da 1948 yılıdır. Aslında bu açıdan mihne/çile nekbe'nin yani felaket sürecinin bir parçasıdır. Mahmut Fehmi Nukraşi Paşa 8 Aralık 1948 tarihinde Müslüman Kardeşler Cemiyetini kapatır ve bu yasak ile birlikte onları yeraltı örgütü haline getirir. Bunun üzerine talimatsız bir biçimde harekete geçen İhvan fedailerinden baz kimseler Nukraşi Paşa'yı suikastla öldürür. Ardından aylar sonra 12 Şubat 1949 tarihinde gizli polis kendi yöntemlerince devletin intikamını alır ve Hasan el Benna'yı şehit eder. Olaylar böylece karşılıklı olarak tırmanmıştır. Nasır'dan önceki dönemde Filistin davası İhvan ile rejim arasında iplerin kopmasına vesile olmuştur. Zira İhvan devlet otoritesine bağlı kalmadan Filistin davasını cihad-ı-am olarak görmüş ve seferberliğin parçası olmuştur. İsrail'in kurulması mücadeleyi cihad-ı kifaye ekseninden çıkarmış farz-ı ayn mertebesine isal etmiştir. Bunun neticesi olarak dört koldan bütün cephelerde Filistin'in yardımına koşmuştur. Bu ise iç mücadeleyi kızıştırmıştır. Zevkine düşkün pısırık idareciler nezdinde bu durum İhvan'ın zamanla devlete el koyabileceği izlenimine neden olmuştur. İhvan'ın yasaklanması bardağı taşıran son damla olmuştur. Bunun üzerine birkaç sene geçmeden 1952 yıl Temmuz ayında Hür Subaylar Müslüman Kardeşler hareketini de arkasına alarak idareye el koymuştur. Hareketin başına geçirilen General Necip Müslüman Kardeşlerle birlikte ordunun kışlaya dönmesi taraftardır ve bu devrim konseyi içinde kutuplaşmaya neden olmuş ve Nasır Hür Subayların kalanının desteğini alarak General Necip'i ekarte etmiştir. Böylece Müslüman Kardeşlerdin kaderi de belli olmuştur. Kraliyet dönemindeki otoriter eğilim yerini totaliter eğilime bırakmıştır. İhvan açısından askerlerin vesayetinde bitmeyen ve öncesini de aratan yeni bir çile dönemi başlamıştır.

İhvan'ın 1928 yılında teşekkülünden 20 yıl sonra yani 1948 yılında başlayan ilk mihne dönemi inkita ve aralıklarla hep tekerrür etmiştir. 1971 ile 1977 arası nispeten durulma dönemi olmuştur. Lakin Camp David süreciyle birlikte yeniden Filistin meselesiyle karşı karşıya kaldılar. Yine Filistin yine Çile! Sisi'nin doğduğu 1954 yılı da yeni bir çileye/mihne dönemine sahne olmuş ve Abdulkadir Avde gibi sakin bir zat, muhteşem bir hukukçu komplo iddialarıyla idam edilmiştir. Asıl komployu Nasır kurmuş ve İskenderiye yakınlarında Menşiye'de suikasta uğradığını gerekçesiyle adları olaya karışan veya karıştırılan isimleri idam sehpasına göndermiştir. Böylece büyük bir sindirme kampanyası uygulanmıştır. Bunun devamı1965 ve 1966 yılında yaşanmış ve 1967 yılında Nasır İsrail karşısında görülmemiş bir hezimete uğramıştır. Faslı Abdusselam Yasin'e göre bu hezimet Seyyid Kutup'un idamının lanetidir ve Nasır onu idam ederek sonunu hazırlamıştır. Haccac'ın Said İbni'l Cübeyr'i öldürmesinden sonra yaşadığı günler gibi zor günler geçirmiştir. Benna suikastı da üç yıl sonra Mısır'da kraliyet rejiminin kaldırılmasıyla sonuç vermiştir.

Bu karşılıklı rövanşlar çerçevesinde çile dönemi ya da nekbe dönemi kapanmadan devam etmektedir. En son 2013 yılında meşru Muhammd Mürsi yönetimine başkaldıran Abdulfgettah Sisi darbe yapmıştır.

Esasında Saddam'ın savaşların anası tabirini kullanması gibi felaketlerin anası da Osmanlı Devletinin veya Devlet-i Aliye'nin yıkılması olmuştur. Raşit hilafetin yıkılması sırasındaki olaylar gibi Osmanlı'nın yıkılması sırasında ve sonrasında büyük olaylar yaşanmıştır. Onun yıkılmasıyla birlikte altından Filistin davası veya felaketi gibi nice felaketler türemiştir. Osmanlı'yı yıkanlar ve Filistin'i felakete uğratanlar Müslüman Kardeşleri de aynı cendereye sokmuşlardır. Muhammed Hayr Abdulkadir'in Osmanlı'nın çöküşünün felaketlerin anası olduğuna dair kitabı söylemek istediklerimizi özetlemektedir. 'Nekbetü'l Ümmeti'l Arabiyye Bisukuti' Hilafeti'l Osmaniyye (http://www.maktbtna2211.com/book/24684 )' yani Arap milletinin çöküşü ve felaketi Osmanlı'nın yıkılmasıyla başlamıştır.

Dolayısıyla bu büyük felaketin tali unsurları da vardır. Bunların başında Filistin meselesi gelmektedir. Diğer biri de Müslüman Kardeşler hareketinin sürekli darbelere maruz kalmasıdır. Nekbe uzantıları arasında Müslüman Kardeşlerin uğradığı tali çile dönemleri vardır. Nasır 1967 yenilgisine Nekbe (felaket) yerine nekse (sürçme) demiştir ama bu 'nekbe'nin bir devamıdır. Sebebi de kaht-ı ricaldir.

Kaht- rical döneminde Hasan el-Benna,'recilun biümme' veya' ümmetün fi reculin' denildiği gibi ümmet çapında bir adamdı. Ümmetin davasını omuzlamıştır. 12 Şubat 1949 tarihindeki şehadetiyle birlikte bu yükü, mirası yine ümmete geri devretmiştir.

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN