Arama

Mustafa Özcan
Aralık 6, 2020
İran’ın nükleer silahları!

Muhsin Fahrizade'nin suikast yoluyla öldürülmesinin önleyici bir darbe olduğunu yazmıştık. Her ne kadar askeri vuruş olsa da amaç, diplomatik kış ya da Biden idaresi ile İran rejiminin diplomatik olarak yeniden buluşmasını ve anlaşmasını ve ilk kareye dönmelerini engellemekti. Washington Post 'un baş yazısında değindiği gibi, İran'ın nükleer faaliyetlerini durdurmanın birkaç temel yolu var. Diplomatik müzakereler. Ambargo uygulamak ve İran'ın bu yolla belini kırmak. Ya da suikastlar zinciriyle, yoluyla nükleer programın başındaki insanları tasfiye etmek. Bir başka yolu da sıcak çatışmaya girmek ve İran'ın kolunu kanadını kırmak. Obama idaresi diplomatik yolu denedi ve trampa veya takas anlaşmasına vardı. Buna nazaran İran'ın dondurulmuş bazı mal varlıkları serbest bırakıldı, iade edildi. Bunun yanında İran'a Sünniler üzerinden rol verildi, bölgesel müttefiki Esat'ın siyasi ömrü uzatıldı. Böylece İsrail'in tehlikeli gördüğü Sünni devrimciler bastırılacak, karşılığında da İran nüfuz kazanacaktı. Muhaliflerin önü kesildi. Takas veya trampada zımni olarak İsrail de vardı. İran ile İsrail masaya oturmadan ABD brokerliği üzerinden hedef beraberliğinde anlaştılar. Bu hedefler Esat'ın siyasi ömrünün uzatılması ve Irak'ın tahrip edilmesiydi. Her iki hedef iki başkentin de işine yarıyordu. Bu çerçeve Irak bağımsızlığını kaybetti ve çifte işgalin kucağına düştü. Obama idaresinden önce Bush idaresi sırasında Irak zaten tamamen İran'ın kucağına düşmüştü. Ardından Obama revize etmeden yola devam etti ve eski mutabakatı sürdürdü. Irak asıllı Noor Mytham ALqaissi adlı twitter hesabının sahibi bir twitinde şöyle demektedir:" İran akaidi yani doktirinel olarak Irak'ı 2003 yılında (Şii ortaklarıyla birlikte) işgal etti. 2008 yılında ise burada derin devletini kurdu. Bu tam da İbrahim Caferi'nin başbakanlık koltuğunda olduğu Samarra'daki Markadeyn (2006) saldırısı veya tertibi ve bilahare Sünnilerin büyük çapta siyasi ve demografik alanda tasfiyesi anlamına gelen iç savaş ortamının ertesine denk gelmiştir. 2008 Nuri Maliki'nin başbakanlık dönemine rastlamaktadır. Bu tarihten itibaren İran Irak'ta Ali kesen baş kıran haline gelmiştir. Kesinlikle milli ve milliyetçi birisinin iktidara gelmesine asla müsaade etmemiştir. Dolaysıyla ABD ve İsrail'ine oluruyla Irak'ın kolunu bacağını kırmıştır. Onu bir daha ayağa kalkamayacak hale getirmiştir.

Ahmedinejad döneminde İran hem bir yönden pazarlık gücünü artırmak hem de şansını zorlamak maksadıyla nükleer faaliyetlere yeniden hız vermiştir. George W. Bush döneminde her ilk baharda nükleer faaliyetler nedeniyle İran'ın vurulacağı öngörülmüştür ama bunlar sözde kalmış ve kandırmacan öte gidememiş ve Godot gibi Bush da hiçbir zaman gelmemiştir. Bush tehditleriyle dünyanın yüreğini ağzına getirirken sonra hiçbir şey olmamış gibi davranmış ve topu taca atmıştır. Uyduruk bahanelerle Irak'ın kitle imha silahları yaptığına inanan Bush nedense adres İran olunca suçlamaktan vazgeçmiş hatta bütün kurumlarıyla onu aklamıştır! Burada bir terslik yok mu? Nitekim, Amerikan istihbarat teşkilatlarının hemen hemen tümü Irak savaşı öncesinde (2003) hazırladıkları raporda "Saddam'ın kitle imha silahları var" sonucuna ulaşmış ve tüm dünyaya da bu senaryoyu kabul ettirmişti. Aynı istihbarat teşkilatları 2005 yılında hazırladıkları İran raporunda, "İran yönetimi nükleer silah programını tüm hızıyla sürdürüyor. Hedef atom bombasına sahip olmak" ifadelerine yer vermiştir. Ancak ABD'nin bu 16 istihbarat teşkilatı tarafından 2007 sonlarında yayınlanan rapor adeta bir tekzip ve günah çıkarma raporu oldu. "Ulusal İstihbarat Tahminleri" başlığıyla yayınlanan dokuz sayfalık metin, İran'ın nükleer silah peşinde koştuğunu iddialarına indirilen dev bir darbe oldu. Raporda şu ifadeler yer aldı: İran, nükleer silah programını uluslararası baskılar sonucunda 2003 yılının sonbaharında durdurdu. Durum tam da Muhammed el Baredey'in kitabının isminin çağrıştırdığı gibi: Aldatma Çağı!

Bu raporlar 'ayılana gazoz, bayılana limon' cinsinden mühendislik ürünü gibi duruyor. Kime savaş açmak istiyorlarsa kitle imha silahları ürettiğini varsayıyor ve rapor ediyorlar. Kimileri için de dünya kamuoyunu muhtemel bir taarruz beklentisi içine soktuktan, hazırladıktan sonra askeri operasyonu masadan indiriyorlar. Bush, kaç defa bütün seçenekler masada dedikten sonra askeri seçeneği masadan indirdi.

MOSSAD'NI FARKLI RİVAYETİ!

16 Amerikan istihbarat teşkilatının ortak raporunun aksine Mossad'ın farklı bir rivayeti var. Buna göre Mossad'dan rapor alan dönemin Başbakanı Ehud Olmert bunu 2008 yılında İsrail'in 60'ıncı kuruluş yıldönümünde bu ülkeyi ziyaret eden George W. Bush ile paylaşıyor. Muhsin Fahrizade'nin telefon dinlemelerinden elde ettikleri dolaylı veriler ışığında şu kanaate varıyorlar: İran'ın elinde 5 nükleer silah var! Bu bilgiyi Mossad Muhsin Fahrizade'nin telefon konuşmalarını dinleme ve tarassut suretiyle elde ediyor. Lakin ilgili konuşmalarda doğrudan bir ifade yok, dolaylı bir anlatım söz konusu (https://www.timesofisrael.com/israel-has-tape-of-slain-iran-nuke-chief-talking-about-building-five-warheads/). Mossad'ın vardığı sonuç bir çıkarımdan ibaret görünüyor. İsrail nükleer alanda paranoyak bir ülke. Kendisinin onca silahına rağmen başkalarının edinmesini istemiyor. Kur'an ifadesiyle her çığlığı aleyhinde sayıyor.

Bununla birlikte, nükleer faaliyetlerine Şah döneminde başlayan İran nükleer silah edinmenin neresinde? Bilindiği gibi Pakistan'da, Hindistan'ın bu yönde adım atmasının ardından Zülfikar Ali Butto döneminde başlayan nükleer program, Ziya ul Hak döneminde ileri aşamalara gelmiş nihayetinde Nevaz Şerif döneminde 1988 yılında deneme safhasına geçmiştir. Kuvveden fiile çıkmıştır. İran da nükleer alanda imkanlar elverdikçe Şah'ın bıraktığı aşamadan, yerden sürece devam etmiş, mirasını sürdürmüştür.

Mossad'ın paranoyanın ürettiği pürtelaş değerlendirmelerini bir yana bırakacak olursak İran'ın aylar içinde bir nükleer silah üretme kapasitesine geldiği tahmin ediliyor. İran ile Obama idaresi arasında 2015 yılında varılan anlaşma sırasında İran nükleer silaha bir yıllık mesafede bulunuyordu. Bu mesafe 5 yılda kısalarak üç aya kadar düşmüştür.

İran yeni dönemde ön şart olmadan yeniden masaya oturmak daha doğrusu Zarif'in ifadesiyle harfiyen eski anlaşmaya dönmek istemektedir. İsrail ile Suudi Arabistan ise nükleer silah edinmeyi engellemeyen sadece süreyi uzatan bir anlaşma yerine anlaşmanın ebediyen masadan kaldırılmasını ve veda edilmesini istiyorlar. İran'da da muhafazakar kanat tersinden 'istemezük' naraları atıyor. İran'da 18 Haziran tarihinde(2021) cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Şimdilik Atlantik ve İran'da ılımlıların müzakere ve diplomasi yoluyla eski anlaşmayı kurtarmaları için çok az bir süreleri kaldı. Tabii ki İran'da iktidarın değişmesi halinde…

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN