Arama

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay
Aralık 17, 2020
Yüksek din öğretiminde kadim geleneğin temsilcileri
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Covid-19 sadece küresel bir salgına sebep olmakla kalmadı, aynı zamanda "virüs" kavramı hakkında da farkındalık oluşturdu yeryüzünde… Çünkü çıplak gözle ve normal mikroskop ile görünmeyecek kadar "cesametsiz" olan bu virüs, etrafımızdaki birçok virüsün varlığından da haberdar etti bizleri… Bugün, sosyal bir virüs olarak "sorumsuzluk"tan, psikolojik bir virüs olarak "bencillik"ten, ahlakî bir virüs olarak "çekememezlik"ten kendimizi koruyabildiğimizi kim söyleyebilir? Artan vak'a sayılarında da, karantina günlerinde gereğinden fazla stok yapmak için marketlerin önündeki uzun kuyruklarda da, hasetlik duygularıyla çekemediği insanlar ve kurumlar hakkında söylenen sözlerde de bu virüslerin sosyal, psikolojik ve ahlakî problemlere bulanmış halini görebilirsiniz…

İşte bu "ahvâl ve şerâit" içinde bugünkü yazımızda, geçtiğimiz günlerde, asla hiçbir Müslümanın kabul edemeyeceği fikirleri ve bugüne kadar hiçbir akademisyen meslektaşında rastlanmayan bir üslup ile dile getirdiği aykırı görüşleri sebebiyle gelen tepkiler üzerine emekliliğini isteyen bir İlahiyat Fakültesi öğretim üyesinin, görev yaptığı kurum olması hasebiyle hedef tahtasına oturtulan İlahiyat Fakülteleri ve onun refîki olan İslami İlimler Fakültelerinden bahsetmek istiyoruz. Zira bu iki kurum da ülkemizin uluslararası alanda yüz akı olan ve Yüksek Din Eğitimi ve Öğretimi alanında kadim bir geleneğe sahip değerli bir ailenin birer kıymetli mensubudurlar. Ayrıca şunu da hemen ifade etmek istiyoruz ki, kusursuz olan sadece her türlü noksandan münezzeh olan, yüceler yücesi Allah'tır. Bütün kâinatı ve tüm canlıları kusursuz bir şekilde yaratan, yaşatan; muhteşem ve mükemmel bir nizam ve intizam içinde gökleri ve yeri var eden ve yöneten, Alemlerin Rabbi olan yüce Mevlâ'dır. O'ndan gayrı ve O'nun yarattığı şeyler dışında, özellikle insan elinin değdiği şeylerde ise kusur/kusurların bulunması olağandır, tabiidir. Lakin, "marifet ve maharet, kusur bulmakta değil, kusuru örtmektedir", derler… Bir münferit olaydan yola çıkarak böylesine önemli ve değerli kurumlar hakkında birtakım "algı oluşturma" çabaları, insaflı ve isabetli bir duruş olarak değerlendirilemez.

ANAYASAL KURUMLAR OLARAK YÜKSEK DİN EĞİTİMİ-ÖĞRETİMİ KURUMLARI

1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nda yer alan, "Yüksek Diniyyat Mütehassısları" yetiştirmek maksadıyla, ilgili madde gereğince, o tarihten itibaren açılan yükseköğrenim kurumları olarak İlahiyat Fakültesi ve Yüksek İslam Enstitülerini görmekteyiz. Daha sonra program benzerliği ve isim farkıyla açılan İslami İlimler Fakülteleriyle birlikte bugün, 1924'ten 2020 yılının şu son günlerine kadar 96 yıllık bir geçmişle, "bir asırlık" koca bir tarihe ve sağlam bir geleneğe sahiptir, ülkemizdeki Yüksek Din Eğitimi–Öğretimi… Bugün 1982 yılında İlahiyat Fakültelerine dönüştürülen Yüksek İslam Enstitüleri ve bir İslamî İlimler Akademisi yerine "İlahiyat Fakültesi" olarak anılan kurumlarla birlikte son yıllarda açılan İslami İlimler Fakülteleriyle beraber sayıları 106'ya ulaşmıştır, bu eğitim-öğretim yuvaları... Pek çoğu devlet-millet dayanışmasıyla inşa edilen, bir kısmının yapımı ise şehrin hayırseverleri tarafından üstlenilen bu kurumları, geçmişten günümüze tüm vatandaşlarımız samimi duygularla sahiplenmiş ve âdeta bağrına basmıştır…

Adı geçen fakültelerin ülkemiz sathına yayılması, her bir bölgenin ve şehrin manevi hayatına son derece olumlu katkılar sağlamıştır. Sözgelimi, mübarek gün ve gecelerde, Ramazan aylarında cami kürsülerinden vaazlarıyla halka hitab eden öğretim üyeleri de, Cuma namazlarında hutbeler okuyup namaz kıldıran öğrencileri de yörelerinde dinî hayatın canlanmasında ve halkın bilinçlenmesinde önemli görevler üstlenmişlerdir.

Bir asra yakın bir zamandır, bu kurumlarda yüz binlerce öğrenci yetiştirilmiş ve onlar sadece ülkemizde değil, dünyanın dört bir yanında yüce dinimizi insanlara en sahih, en doğru ve en güzel şekliyle anlatmaya çalışmışlar, gençlere, ebeveyn yetişkinlere ve hayatın yüküyle yorgun düşen yaşlıların gönlüne teselli ve sükunet bahşeden bilgileri, Allah'ın kitabından ayetleri ve Hz. Peygamberin dilinden hadisleri öğretmenin gayreti içinde olmuşlardır.

BU KURUMLARIN ÖĞRENCİLERİNİN DİN EĞİTİMİ VE DİN HİZMETLERİNDEKİ ROLLERİ

Bu kurumlardan mezun olan öğrencilerden bir kısmı Milli Eğitim Bakanlığınca öğretmen olarak tayin edilmiş, bazen memleketin en ücra köşelerinde, bazen bir Anadolu şehrinde bazen de büyük metropollerde, velilerin gözünde saygı duyulan "Din Dersi Hocası" sıfatıyla çocuklara, gençlere Din Kültürü Ahlak Bilgisi derslerini okutmuş; bir kısmı da İmam-Hatip Liselerinde meslek dersleri öğretmeni olarak halka din hizmetleri sunacak görevlileri, yükseköğrenime yönelecek öğrencileri yetiştirmişlerdir.

Yine bu öğrencilerden bir kısmı, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde kimi zaman bir İmam-Hatip, kimi zaman bir Kur'an Kursu öğreticisi, kimi zaman da vaiz ve müftü olarak görev almış, halkın dinî hizmetlerini içtenlikle yerine getirme ve görevlerinin bir gereği olarak sahih bilgilerle halkı dinî konularda bilgilendirmek vazifesini "gönüllülük" esasıyla ifâ etmeye çalışmışlardır. Beşikte bebeğin kulağına ezan okuyan, kabirde cenazesine dua eden de, nikahını kıyan da, taziyede teselli veren de, felâket ve âfet günlerinde halkı teskin eden de hep bu mukaddes görev mensupları olmuşlardır. Sadece ülkemizde değil, dünyanın dört bir köşesinde vatandaşlarımızın bulunduğu her ülkede, onların din eğitimi ve dinî hizmetlerini yürütenler de yine onlar olmuşlardır. Yine bu bağlamda, Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatında Başkan ve Yardımcıları, Din İşleri Yüksek Kurulu Üyeleri, fakültelerinde yürüttükleri bilimsel çalışmaları ve araştırmalarıyla temayüz etmiş öğretim üyeleri arasından seçilmiş kimseler olarak görevlendirilmişlerdir.

Aynı zamanda bazı fakültelerin "uluslararası" özelliği sebebiyle ülkemizde yüksek din öğretimi almak üzere memleketimizde bir süreliğine "konuğumuz" olan öğrenciler, ülkelerine dönerken, kültürümüzü de dilimizi de beraberlerinde götürmüş, dünyaya gelen evlatlarına isimlerimizden isimler vermişlerdir, bir kadirşinaslık ve bir vefakârlık örneği olarak... Bugün bu mezun öğrencilerimizin, pek çok ülkede din eğitimi ve din hizmetleri alanında önemli mevkilerde ve hatta devlet bürokrasisinde görev almış olmaları, Türkiye Cumhuriyeti adına iftihar edilecek son derece "manidar" bir tablodur.

Yine bu kurumlardan mezun olanlar içinde akademik alanda bilgisini ilerletmek, kendisini yetiştirmek isteyen ilim yolcusu, bilgi tâlibi olanlar, üniversitelerin Lisansüstü Programlarında yüksek lisans ve doktora eğitimlerini tamamlayarak yaklaşık 7 yıllık bir süreç sonrasında alanında "uzmanlık" vasfına sahip olmuşlardır. Bugün her bir üniversitenin çatısı altında bulunan yüksek din öğretimi kurumlarında görev yapan akademisyenlerin hepsi -başka bir yerden değil- İlahiyat Fakültelerinden mezun olmuşlardır.

Sadece özetlemek suretiyle dile getirmek durumunda olduğumuz bu hakikatler şunu ortaya koymaktadır: Yüce dinimiz İslam, insanlığa bir "muallim" olarak gönderilen Hz. Peygamber'in getirdiği ayetler ve irad ettiği hadis-i şerifleri eğitim-öğretim mevzuu yapmaya tâ Asr-ı Saadet'ten itibaren başlamıştır. İslam Eğitim ve Öğretim Tarihi, üzerine ciltler dolusu bilgileri ihtiva eden eserlerle son derece geniş, derin ve büyük bir alanı kaplar. İşte bu devasa geçmişe sahip olan Din Eğitimi ve Öğretimi alanındaki bu kıymetli mirasın zengin birikimiyle, yüz yıla yakın bir zamandır yüksek din öğretimi faaliyeti yürütülüyor ülkemizde… "Anayasal bir kurum" olan İlahiyat ve İslamî İlimler Fakültelerinde…

Bu güzide kurumları biraz daha tanımak/tanıtmak amacıyla konuya devam edeceğiz inşaallah. Sağlıcakla kalınız efendim.

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN