Arama

Duhâ suresindeki hakikat: “Kur’an her zaman hidayet rehberidir”

Duhâ suresindeki hakikat: “Kur’an her zaman hidayet rehberidir”

Bir önceki yazımızda Duhâ sûresinden günümüze yansıyan hikmetleri ele almaya başlamış, konunun bir makale sınırlarını aşan niteliği sebebiyle bugünkü yazımızda devam edeceğimizi ifade etmiştik. Ayetleri incelemek ve içinde barındırdığı derin mana, hakikat ve hikmetleri tespit etmeye çalışmak maksadıyla kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Duhâ suresindeki 7. ayet, "Rabbin seni şaşırmış bir halde bulup da hidayete ulaştırmadı mı?" manasını taşımaktadır.

HER ZAMAN HİDAYET REHBERİ OLAN KUR'AN…

Kelimelerin mana zenginliği yönünden diller arasından önemli bir mevkie sahip olan Arapça'nın bir özelliği olmak üzere, bazı kelimeler birkaç manayı ihtiva ederler; ve bunlar içinde bulundukları cümle bağlamında anlam kazanırlar. Bu ayette, dilimize "şaşırıp kalmak/ne yapacağını bilememek/yol bilmemek, yönünü tayin edememek" anlamlarıyla da çevirebileceğimiz "Dââll" kelimesine yüklenen mana ile şunlar söylenebilir:

Bu ayetlerin indirildiği dönemde, bir diğer ifadeyle ilahi vahyin Peygamberimize nâzil olduğu süreç öncesinde, Nur Dağı'nda uzun süreli inzivalara çekilen Peygamberimiz, "câhiliye" adı verilen çağın insanlarının anlamsız bir şekilde kendi elleriyle yaptıkları putlara tapmalarını; yanı sıra toplum olarak içinde bulundukları dramatik, acıklı, karmaşık, ürkütücü, hüzün ve elem kaynağı durumlarını uzun uzun düşünmekteydi… İşte ayet, onun, içinde yaşadığı toplumun ve insanlığın halinin ne olacağı konusunda "şaşırmış ve ne yapacağını bilemez" bir vaziyette bulunduğunu işaret etmektedir. İçinde bulunduğu toplumu kurtarmak adına neler yapabileceğinin sıkıntısı içinde bulunan Sevgili Peygamberimize (sav) Allah Teâlâ, "hidayet rehberi" olan Kur'an-ı ile yol göstermiştir. Kulu ve elçisi olan Hz. Muhammed'e "Oku!" emriyle başlayan hitap, "Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve insanları uyar!" emriyle devam etmişti… Bu ayetler, Peygamberimiz (sav) için ne kadar yol gösterici ise, kendisinin en büyük mucizesi, ümmeti için de ondan kalan en büyük hatıra, miras ve hediye hükmünde olan Kur'an-ı Kerim, günümüzde de biz müminler ve tüm insanlık için yine en büyük "Hidayet Rehberi" olmaya devam ediyor. Zira yine her gün hepimiz, "kuşluk" vaktini yaşayarak günümüze başlıyor, akşam olunca evimize dönüyor ve gecenin sükunetini yaşıyoruz. Ve yine her zaman ve zeminde, "Allah, kuluna şah damarından daha yakın…"

GERÇEK ZENGİNLİK NEDİR?

Duhâ suresinin 8. ayetinde de yine Peygamberimize Allah Teâlâ'nın lütuf ve ihsanından bahsedilmektedir: "Rabbin seni yoksul bir iken bulup da zengin biri haline getirmedi mi?.."

Gerçekte Sevgili Peygamberimiz (sav) o dönemde itibarı yüksek Kureyş kabilesinin soylu bir ailesine mensuptu. Ancak yetim ve öksüz olarak çocukluk dönemi yaşamış, bakımı ve himayesini üstlenen amcasına katkıda bulunmak amacıyla bir süre çobanlık ve sonra da gençlik yıllarında amcasının yanında ticaretle meşgul olmuştu. Ancak doğrusu ne hatırı sayılır bir sermayeye ne de mal varlığına sahip olamamıştı. Ayetin işaret ettiği üzere, kelimenin tam anlamıyla zenginliğin zıddı olan "fakirlik/yoksulluk" içinde bir çocukluk ve gençlik dönemi yaşadığı bir hakikatti.

Ayet-i celilede, zengin bir tüccar olan Hz. ile ticari faaliyetler vesilesiyle tanışması ve ardından onunla yuva kurması sayesinde zengin biri haline gelmesine bir işaret vardır. Ancak İslâm âlimleri bir başka hususa daha dikkat çekmektedirler. O da şudur: Evet, çocukluğu ve gençliği yoksulluk içinde geçen Peygamberimizi Allah Teâlâ "zengin kıldığını" ifade buyurmaktadır. Ancak bu zenginlik yani "ğanî" olmak, maddi anlamda bir zenginlik değildir; gönlü gözü yok olmak anlamındaki "gönül zenginliği"dir. Çünkü Peygamberimiz Hz. Hatice (r.anha) ile evlendikten sonra onun servetiyle değil, yine kendi ticari faaliyetleriyle geçimini temin etmiş, onun bu zarif tutumu Hz. Hatice'nin dikkatini çekmiş ve kendisine olan hayranlığını bir kat daha arttırmıştır. Yine Peygamberimiz zaman içinde eline geçen maddi imkanları hiçbir zaman servete dönüştürmemiş, elinde olanları ihtiyaç sahiplerine "infak" etmiştir. Böylece o Yüce Resûl (sav) "Zenginlik, çok mala sahip olmak değildir. Gerçek zenginlik, gönül zenginliğidir." buyurduğu hadis-i şerifin taşıdığı anlamı bizzat kendi hayatında yaşamıştır.

O halde ilgili ayet-i kerime bizlere her insanın hayatında yoksulluk dönemi/dönemleri olabileceğini ve fakat Allah'ın ona da zenginlik bahş edebileceğini ancak gerçek zenginliğin "gönül zenginliği" olduğunu, Peygamberimizin hayatına bakarak "anlayabileceğimizi" öğretiyor, diyebiliriz.

Yine bu ayetteki "zenginleştirme"yi, Allah Teâlâ'nın Kutlu Elçisi'ne gönderdiği Kur'an-ı Kerim ile onun ruh ve kalp dünyasını zenginleştirmesi, onu hem kendisi hem de insanlık için bir "Hikmetler Hazinesi" kılması şeklinde de anlayabiliriz. Tüm bu ayetler, bu nimetleri kendisine ikram ve ihsan eden Allah Teâlâ'nın ona darılmasının, onu terk etmesinin söz konusu olamayacağını ortaya koymaktadır.

Surenin son kısmını önümüzdeki yazımızda ele alacağımızı ifade ederek sağlık ve afiyet dolu bir hafta dilerim.

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN