Arama

ayı, Kur’an ayıdır!..

Ramazan ayı, Kur’an ayıdır!..

Aylardan bir ay… Gecelerden bir geceydi… Yer Mekke, mekân Hira… Kureyşlilerin, "Galiba Muhammed Rabbine âşık olmuş" sözleriyle tanımlamaya çalıştıkları "tarifsiz" bir hâlet-i ruhiye içinde olduğu günlerin gecelerinden bir geceydi... Biraz sonra Allah Teâlâ'nın kutlu elçiler silsilesinin en son halkası olacak, gönderilen nebilerin sonuncusu olarak "Hatemu'n-Nebiyyin" vasfını alacak Hz. Muhammed, (sav) derin bir tefekkür içinde, daracık bir mekân içreydi…

Birden göklerle yerin, doğuyla batının nurla kaplandığı an geldi…

Zira mâveradan yeryüzüne bir "Nur" indi…

Zira "sözlerin en güzeli" indi, "Güzellerden Güzel"inin kalbine…

Zira büyük sorumluluk gerektiren "ağır bir söz" vazife olarak yüklendi 'nin omuzlarına…

Lâkin Hakk'ın katından "Rûhu'l-Emîn" Cebrâil ile gönderilen bu mukaddes emanet, öylesine "Kerîm", öylesine "Mecîd" idi ki, onun yeryüzüne indirildiği gece, "bin aydan daha hayırlı, bin aydan daha üstün" kılınarak "gecelerin en değerlisi" oldu… O geceyi içinde barındıran , "Ayların Sultanı" oldu "Ramazan-ı Şerif" olarak anıldı… O belde, "Beledü'l-Emîn" kılındı ve "Muhammedü'l- Emîn" olarak tanınan ve Rabbine âşık olduğuna herkesin inanıp ikrar ettiği Habîbullah, "Son Nebi" vasfıyla "Resulullah" oldu…

İşte Kur'an-ı Mübîn… İşte Âlemlerin Rabbi'nin son Kutlu Elçisi'ne bahşettiği en büyük mucize… Lafzıyla ve manasıyla mucize olan Mucize Kitâb… Aynı anda tilavetinden mest olduğunuz; kıraatinden gönül tellerinizin titrediği bir okuyuş ve dinleyiş sağlarken; metnindeki yüksek edebi özelliklerle kendisine hayran bırakan Kitab-ı Kerim… Bunlara ilâveten bir de kelimelerin, cümlelerin ardında saklı derin hikmetler ve ilmî hakikatler barındıran Kitab-ı Hakîm…

Bu gece ilk teravihleri evlerimizde kılacak, ilk sahurlarımızı seher vaktinin bereketinde yuvalarımızda yapacak ve ilk günün oruçlarına niyetleneceğiz inşallah… Peygamber Efendimizin Receb ve Şaban aylarında dualarında hep niyazda bulunduğu "Ramazan'a kavuşmak" bir kez daha bizlere nasib oldu hamd olsun. Her ne kadar, tüm dünyayı saran virüs âfetinin ülkemizde, şehrimizde, aile ve akrabalarımız üzerinde oluşturduğu olumsuz havanın; yaşanan vefatlar sebebiyle hissedilen hüznün, virüse tutulma endişesinin oluşturduğu korku halinin mevcudiyeti bir hakikat ise de sadece Kur'an'ın, dünyamızı değiştirmek için geldiği 'e kavuşmuş olmak bile ne saadet!… Kim bilir belki de daha şimdiden pek çok alışkanlığımızı değiştiren şu virüs musibetinden sonra hayatımızda nice değişimlere vesile olacak bu Kur'an ayı Ramazan-Şerif, kim bilir?… "Her yeni gün, doğacak nice güzelliklere hamiledir" denilir ya, Kur'an-ı Kerim ile beraberliğimizi gerçekleştirebilir, dostluğumuzu sıkılaştırabilir isek, Ramazan'da her bir yeni günün bizim için son derece olumlu değişim ve dönüşümlere imkan sağlayacağına şüphemiz olmasın.

Geliniz Hatm-i Şerif'lerle bu mübarek kitab ile kuracağımız ünsiyeti ilerletmek adına onun ilk suresinin kapağını açarak bir "Kutlu Açılış" olan Fatiha Sûresi'nin üzerinde duralım. Hem okuyalım hem de tefekkür edelim. Düşünelim, Rabbimiz bu surede bana neler öğretiyor diye…

FATİHA SURESİNDE NELER ÖĞRETİLİR BİZLERE?

Bir kudsi hadisde Allah Teâlâ'nın, "Fatiha suresinin yarısı benim, yarısı kulumundur. Bu sebeple ona istediğini vereceğim." anlamında bir ilahi müjdesi vardır Rabbimizin… Dolayısıyla hikmeti yüce bir sure olan bu ayetler üzerinde uzun uzun durmak gerek. Nasip olursa önümüzdeki yazıda bu sureye dair geniş bilgileri sizlerle paylaşmak arzusundayız. Lakin bugün bu surenin, özellikle taşıdığı "ana mesaj" üzerinde çok kısa bilgiler aktarmak istiyoruz.

Dikkat edilirse, surenin başındaki Allah'ı sena ve takdis eden üç ayetten sonra okuyan kişi tek bir şahıs olmasına rağmen taleplerin çoğul olarak yapıldığı görülür.

"Yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet…" diye başlayıp devam eden ayetler surenin sonuna kadar hep "biz" olarak devam eder. Sanki Allah Teâlâ, bu ilk sure ile kula "ben" değil, "biz" şuuruna sahip olmasını telkin eder… Yine sanki Hakk'ın Divanı'nda, benliğinin zilletinden sıyrılıp "Biz" mertebesinin izzetiyle yalvarmasını ister Zât-ı Zül-Cemâline…

Eğer Fâtiha Sûresinde bizlere telkin edilen "biz" şuurunun farkına varan, hayatına bunu bir prensip olarak yansıtan kişilerden oluşursa bir toplum, asla orada bir kaos, bir kargaşa ve kavga söz konusu olmayacaktır…

Bir Ramazan hatırasıyla sözlerimizi tamamlayalım. Vaktiyle padişahlardan biri, tekkedeki dervişlere muhabbet besleyen vezirinden bunun sebebini öğrenmek ister… Vezir, onların bencillik gibi kötü huyu terk etmeye muvaffak olduklarını, bunun için onlara hayranlık duyduğunu ifade eder. Eğer dilerse bunu padişaha da gösterebileceğini ekler… Padişahın kabulü üzere, bir Ramazan akşamı iftara davet edilir dervişler… Oda dar, sofralar küçük ve fakat kaşıklar uzun saplıdır. Sofraya davet edilen dervişler besmele çekerek sofradakileri bir güzel kemâl-i âfiyetle yerler… Çünkü onların her biri kaşığıyla kendisi değil, karşısındaki dervişin ağzına yemek yedirmek suretiyle yemişlerdir tüm yemekleri…

Ramazan-ı Şerifiniz sizlere, ülkemize, İslam dünyasına mübarek olsun. Rabbimiz Teâlâ bu mübarek Kur'an ayında bizi Kur'an ile dostluk kuranlardan ve ünsiyetini arttıranlardan eylesin. Kur'an hürmetine bu salgın belasından dünyamızı kurtarsın. Kur'an'ın nuruyla kalplerimizi münevver kılsın, şifasıyla tüm hastalarımıza şifalar versin. Amin…

Sağlık, esenlik ve ibadetlerin huzuruyla kalınız efendim…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN