Arama

İtikaf ibadetini evlerimizde yerine getirebilir miyiz?

İtikaf ibadetini evlerimizde yerine getirebilir miyiz?

Yazımıza başlarken bir şeyi açık ve net olarak ifade edelim. Dininin insanlara emrettiği kurallar, mutlaka ayetler ve hadislere dayanır ki bunlara "nass" denilir. Ya da bu nassların ortaya koyduğu temel prensipler doğrultusunda, kendilerine "müctehid" dediğimiz değerli İslam âlimlerinin ortak kanaatleri (icmâ) ve yapmış oldukları içtihatlara dayanır. Bundan öte herhangi bir kimsenin kendisine, "doğru" ya da "yanlış" gelen herhangi bir şeyi "kesin doğru" veya "kesin yanlış" olarak ortaya koyması, ileri sürmesi, ısrarla savunması, adına "bid'at" denilen ve dinin aslında bulunmayıp "sonradan uydurulan" söz ve uygulamalar olarak kabul edilir.

Şurası iyi bilinmelidir ki, her bir bid'at ortaya çıkıp yaygın bir uygulama alanı bulduğunda, dinin temel prensiplerinden biri olan sünnet-i seniyye'nin unutulması ve ortadan kaldırılması gibi büyük bir tehlikeye kapı aralar. Bu sebeple, İslam coğrafyasında tarihin her döneminde dinin temel prensiplerine dayanan uygulamaları benimsemek, bid'atlerden kaçınma hususunda ise hassasiyet içinde olmaya gayret etmişlerdir.

Bu bilgiyi öncelikle paylaşmamızın sebebi, içinde yaşadığımız Korona virüs salgını günlerinde, ile özdeşleşmiş ibadetlerden biri olan "İtikâf" sünnetini ihyâ etme hususunda nasıl bir anlayış, duruş ve uygulama içinde olacağız? sorusuna cevaplar verirken sözlerimize temel teşkil edecek dinî prensipleri en başta ortaya koymaktır.

Şayet böyle bir bulaşıcı hastalık süreciyle değil, normal şartlarda Ramazan-ı Şerif'e girmiş olsaydık, tam bu günlerde ilâhiyatçılar olarak toplumu adı geçen ibadet konusunda bilgilendiriyor olacaktık… Geçen yıllarda bu sütunlardan "kadim bir kulluk geleneği" olarak itikâf konusuna dair birkaç kez sizlere hitab etmiştik. Konuşmacılar, kitle iletişim araçlarında bu değerli ibadetin, insanın gerek manevi terbiyesinde gerekse ruhsal arınma ve ruh sağlığına katkısı hususunda ilgi çekici şeyler anlattıkları günler yaşamıştık. Hâsılı, normal günler yaşamış olsaydık şayet, bugünkü yazımız başka bir başlık taşıyacak ve biz size itikâf ibadeti üzerine, dinî kaynaklarda olan bilgileri aktaracaktık… Halbuki bugün, başta Kâbe-i Muazzama ve Mescid-i Nebevi'nin kısıtlı imkanlar dahilinde ibadete izin verildiği, Müslüman ülkelerin idarecilerini halkın sağlığını koruma amacıyla camilerin ibadete kapatılması kararını aldığı bir süreç içindeyiz ve bu durumun bir süre daha böylece devam etmesi bekleniyor…

Farz olan Cuma namazının bile camilerde kılınamayıp evlerde kıldığı öğle namazıyla bu ibadetini yerine getiren Müslümanlar, bir sünnet-i kifâye olan itikâf ibadeti hususunda nasıl bir düşünce ve uygulama anlayışı içinde olmalıdır? Yazımız, birçok kişinin kafasında bir soru işareti olarak duran bu konuya dairdir. Dün, fikriyat.com'da, sayfa editörlerinin başarılı bir çalışmaya imza atarak güzel bir koleksiyon halinde sundukları "Ramazan'ın Kadim Sünneti İtikâf" adlı dosya, bu değeri yüce ibadet hakkında yeterli ve doyurucu bilgiler ihtiva ediyor denilebilir. Ancak birkaç günden beridir, zihinleri meşgul eden iki soru var gündemde… Cuma namazı gibi farz bir ibadetin, kişinin ve toplumun can emniyetini sağlamak maksadıyla yerine getirilemediği bu ortamda bir sünnet-i kifâye olan itikâf ibadeti de bu yıl ertelenemez mi?.. "Mescidlerde ifâ edilmesi" emredilen itikâf ibadeti, salgın hastalığın artmaması için kapalı durumda bulunan camilerimiz dışında bu ibadeti yaşamak isteyen birisi tarafından evinde yerine getirilebilir mi? Şimdi sorulara birer birer cevap vererek meseleyi açıklamaya çalışalım.

İTİKÂF İBADETİ BU YIL ERTELENEMEZ Mİ?

İslam âlimleri, müctehid ve fakihler, hem Bakara suresinin 187. Ayetindeki "Ve entum âkifûne fil-mesâcid" ayetindeki "Sizler mescidlerde itikâfa çekilmişken…" ifadesinden yola çıkarak hem de Resul-i Ekrem (sav) Efendimizin, Ramazan ayının son on gününde gece ve gündüz olmak üzere tüm vaktini mescidde ibadetle geçirdiğini delil kabul ederek itikâf ibadetinin mutlaka bir mescidde, camide olması gerektiğini ifade ederler. Cumhur-i Fukahâ denilen İslam âlimleri topluluğu bu kanaattedir. Dolayısıyla, camilerin ibadete kapalı olduğu günümüzde, itikâf ibadetinin de önünde bir engel söz konusudur ve bu engelin varlığı kişinin böyle bir ibadeti ifâ etmesini engellemektedir; bu sebeple itikâf ibadetini bu engelin ortadan kalkacağı bir zamana (gelecek yıla) ertelemesi mümkündür… Kişinin böyle düşünmesi ve davranışı, bu değerli ibadete karşı bir ilgisizlik olarak görülemez ve yorumlanamaz… Öte yandan, Müslüman hanımlar içinde, evlerinde itikâf yapma imkânına sahip olanların gerçekleştirecekleri bu ibadet, bir "sünnet-i kifâye" olan itikafın toplumda yaşanması ve ihyâsı için yeterli görülebilir. Gelelim ikinci sorunun cevabına…

İTİKÂF İBADETİNİ EVDE YERİNE GETİRMEK MÜMKÜN MÜ?

Virüs salgını sebebiyle Cuma namazı kılınmadığı gibi vakit namazlar ve Ramazan gecelerinin ibadeti olan Teravih namazlarının da camilerde cemaatle kılınamadığı bir süreç yaşadığımız herkesin malûmu… Camilerin kapalı olduğu bir ortamda kadim bir kulluk geleneği olan itikâf ibadeti, onu önceki yıllarda ifâ edip de tadı damağından kalan; ya da edindiği bilgilerden dolayı bu ibadete ve onu ifâ etmeye karşı ilgi duyan bir kişi ne yapacaktır/ne yapmalıdır? Söz buraya gelmişken şunu da açıklamada fayda görüyoruz. İtikâf, bir kez yaşanınca kişiyi uzun süre etkisi altında tutan bir ibadettir. Peygamberler Tarihinde, Hz. İbrahim zamanından itibaren ifâ edilen bir ibadet olarak kadar kadim bir geçmişe sahiptir. Hz. Musa, Hz. Zekeriya, Hz. Meryem, itikâf günlerinin ardından nice müjdelere nâil olan şahsiyetler olarak tanıtılır bizlere… Sevgili Peygamberimizin (sav) sadece Mekke'nin Fethi için Ramazan ayından sefere çıktığı için o yıl yerine getirmediği itikâfını ertesi yıl 20 gün şeklinde telâfi etmesi de son derece dikkat çekicidir. Çünkü itikâf, bir kişiyi, dünyayı ardında bırakarak sadece Rabbiyle baş başa kalan, halini O'na arz eden, hep O'nu anan, hep O'ndan isteyen bir halde günlerine gecelerini ekleyen bir duruma getiren ibadettir. İtikâf, aynı zamanda "Gönül ülkesine doğru çıkılan bir yolculuktur." Bu yolculuk, kişinin kendini tanımasına, geçmişini muhasebe etmesine, geleceğe dair güzel niyetler/ümitler taşımasına da imkan veren bir süreçtir. Zira itikâf, başıyla sonuyla düşünmektir, yani Tefekkür'dür. Rabbini anmaktır, yani Tezekkür'dür. Nefsini hesaba çekmektir, yani Muhasebe'dir… Geçmişteki hayatları için pişmanlık ve af dileyiştir, İstiğfar'dır… Kısacası oruçla arınma sürecine giren nefsin, yoğunluğu artmış bu ibadetle bu işi başarıyla tamamlaması demektir. İtikâf, ruhun terbiye edilmesi, dinî tecrübenin tüm benliğiyle yaşanmasıdır vesselâm… Buna imkan sağlayan şey ise, kişinin itikâf günlerinde ve gecelerinde azaltılmış istirahat saatleri dışındaki tüm vakitlerinde dünyadan ve dünyaya ait her şeyden uzak durduğu/uzaklaştığı bu süreçte sadece zikir, fikir ve muhasebe ile meşguliyetidir. Zira itikâf, ilmî konularda bir halka oluşturmanın, eğitim-öğretim faaliyetleriyle bile uğraşmanın söz konusu olmadığı, sadece her şeyimizle kendimizi Allah'a adadığımız bir süreçtir. On gün içinde, gecesi ve gündüzünde, telefonun, bilgisayarın ve ekranın hayatımızdan çıkması gereken itikâf sürecinin sonunda bir müjde vardır mümine… Zira bu süreç, içinde "Bin aydan daha üstün" bir yüceliğe sahip Kadir Gecesi'nin saklı olduğu günleri ihtiva ediyor olması hasebiyle en büyük müjdeye de nâil olabilmenin imkânını sunmaktadır, her gecesi ve gündüzü ibadetlerle dolu kişiye…

İtikâfın taşıdığı bu önemli ve eşi-benzeri bulunmaz özelliklerden dolayı onu elden kaçırmamayı dilemek, belki hayatının son Ramazan ayı olduğunu düşünerek bu manevi fırsatı değerlendirmeyi arzu etmek, her mümin için makul ve makbul bir düşünce olsa gerek… Öte yandan, bizi kendimize yönelmekten, Rabbimizle baş başa kalmaktan alıkoyan şeylerin, böylesi mübarek bir ayda bile hâlâ artarak devam ediyor olması, mutlaka hayatımıza bir süreliğine de olsa başka bir yaşantı tarzını dahil etmemizi gerekli kılmakta…

Dolayısıyla, bahsi edilen bu sebeplerden dolayı, İslam âlimlerinden bir kısmının, şartlar elvermediği zaman itikâfın mescid dışında da olabileceğine dair görüşlerine dayanarak bir Müslümanın, Ramazan ayının son on gününü itikâfa niyet ederek, evinin bir köşesinde oluşturduğu bir namazgâh, bir küçük mescidde itikâf ibadetinin şartlarını yerine getirmek suretiyle geçirmesinin, dinî hayatına son derece önemli katkılar sağlayacağını söyleyebiliriz. Yüce dinimiz, müminin, itikâf ibadetinin feyzinden ve bereketinden istifade etmesi için, her camiye girişinde "Allah'ım. Şu mescidde bulunduğum sürece itikâfa niyet ettim. Sen de beni itikâftaymış gibi mükafatlandır" diyerek bu müstesna ibadeti yerine getirip sevaba nâil olmak için camilerin cümle kapısına "Neveytül-İ'tikâf…" diyerek itikâf niyetini yapmamızı bize telkin eden bir dindir…

Elimizden düşürmediğimiz telefonların, gözümüzü ayırmadığımız ekranların tutsaklığından bizi bir süreliğine de olsa kurtaracak, bizi kendimize, kendimizi de asıl sahibimiz olan Rabbimize döndürecek bu itikâfa, aslında her zamankinden çok daha muhtacız. Çünkü haz ve hız çağının savrulmalarına maruz kalan ruhlarımızla ilgilenmeyi uzun bir süredir unuttuğumuz süreçte, ruhumuzun da sükunete ve itmi'nana çok ihtiyacı var…

"Haberiniz olsun ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla itmi'nan ve huzur bulur." (Ra'd, 28) ayetinde ifade buyurulduğu üzere ruhlar da O'nu anmakla huzur bulur, arınır ve sükunete erer…

Perşembe günü idrak edeceğimiz itikâf günlerinizin ibadet, huşû ve huzur ile; feyiz ve bereketlerle dolu dolu geçmesi ve inşâallah tevafuk edeceğiniz Kadir Gecenizde dualarınızın makbul olması niyazıyla…

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN