Arama

Yükseköğretimde Önemli Bir Problem: Rehberlik

Yükseköğretimde Önemli Bir Problem: Rehberlik

Ülkemizde yükseköğretimin belkemiğini teşkil eden üniversitelerin açılış tarihlerinin öncesindeki günlerdeyiz. Bir iki hafta içinde yeni başlayanlarla birlikte milyonlarca gencimiz yükseköğretim kurumlarında yeni bir eğitim-öğretim yılına başlamış olacaklar… Bu itibarla biz de bu yazımızda yükseköğretimin en önemli problemlerinden biri olan "Rehberlik" meselesini ele almayı uygun gördük.

Eğitim-öğretim sürecinin önemli bir safhasını teşkil eden yükseköğretim, günümüz Türkiye'sinde adeta bir problemler yumağı haline gelmiştir. Üniversiteye giriş sınavı ile başlayan süreçte, üniversite yılları boyunca öğrenciler birçok problemle yüz yüze gelmektedirler. "Her ile bir üniversite ya da yüksekokul" düşüncesini gerçekleştirmek için yola koyulmak, beraberinde öğretim üyesi yetersizliğini, fizikî kapasite ve sosyal şartlardaki imkânsızlıkları da getirmiştir. Bugün, konuyla ilgili uzmanların –muhtelif araştırma sonuçlarına dayanarak- verdikleri bilgilere göre, köklü ve tarihî geçmişi olan birkaç üniversite dışında, Anadolu'daki birçok üniversitede eğitim-öğretim, öğrenci kontenjanıyla uyumlu olmayan şartlarda ve birtakım altyapı yetersizlikleri ile birlikte yürütülmeye çalışılmaktadır.

Ülkemizde, –YÖK verilerine göre- sayısı 185'e ulaşan üniversitelerde milyonlarca öğrenci yükseköğrenim görmektedir. Bu rakamlar, ülkemiz şartları açısından sevindirici düzeyler olarak görülebilir. Ancak bu rakamların ardında bazı gerçekler de söz konusudur. Sözgelimi, üniversiteye öğrenci yetiştiren ortaöğretim kurumlarında, eğitim-öğretim süreci sağlıklı bir şekilde işlememektedir. Öğrenci, bu önemli zaman diliminde, gerçekçi bir bakış açısıyla kendisini tanıyarak, hangi branşta yükseköğrenim görmesinin daha faydalı olacağına karar verememektedir. Adetâ her öğrenci, kapasitesi ve bilgisinin düzeyini hesaba katmadan, yükseköğrenim imkânlarını zorlamak, bir diğer ifadeyle, "şansını denemek" istemekte ya da çevresi tarafından buna yönlendirilmektedir. Hele hele son yıllarda hatırı sayılır oranda bir öğrenci kitlesinin (2015 yılında 42.000; 2016 yılında 33.000; 2017 yılında 37.000) Yükseköğretime Geçiş Sınavı'nda (YGS) "sıfır" puan almış olması, son derece "anlamlı" bir "acı gerçek" olarak karşımızda durmaktadır.

Böylesi bir ortaöğrenim süreci sonrasında üniversiteye girmeyi başarabilen öğrenciler, çocukluk ve gençlik yıllarını kapsayan ilk ve ortaöğrenim tecrübelerini ve yetiştikleri çevrenin kültürünü de beraberlerinde üniversiteye taşımaktadırlar. Bu yönüyle üniversiteler, aslında farklı bölgelerden ve yörelerden gelen öğrenci kitlesine sahip olması itibariyle, diğer eğitim-öğretim kurumlarında görülemeyecek bir zenginliğe sahiptir. Ancak ne var ki, bugün yükseköğrenim görmeye hak kazanmış öğrencilerin birçoğu, ilk ve ortaöğrenimde arzu edilen nitelikte bir rehberlik ve psikolojik danışma hizmetinden yararlanamadıkları için, bu zenginliğin üniversitelerin eğitim-öğretimine yansımaları da sınırlı olmaktadır.

Çeşitli araştırmalara konu olduğu üzere, üniversite gençliğinin birçok problemi vardır. Harç, burs, beslenme, barınma, araç-gereç ve uygulama yetersizliği bunlardan birkaçıdır. Ancak kanaatimizce, bunların ardında kalan, yeterince fark edilemeyen ve belki de bunlardan daha önemli olan bir diğer problem çözüm beklemektedir. Bu, kökleri ortaöğretim yıllarına dayanan ve üniversitede de devam etmekte olan "rehberlik" problemidir. Rehberlik konusunda ortaöğretimde yaşanan bu yetersizlik ve ilgisizlik, sonuçta öğrencinin kendisini tanımasını, kendini gerçekleştirmesini imkânsız kıldığı gibi, severek ve isteyerek seçtiği ve sınavlar neticesinde kazanarak geldiği bir yükseköğretim kurumunda bile kabiliyetlerini ve kapasitesini verimli bir şekilde değerlendirmesine engel olabilmektedir.

Günümüzde her geçen gün önemi daha da artan Rehberlik ve Psikolojik Danışma alanı, ülkemizde ancak otuz yıllık asırlık bir geçmişe sahiptir. Ne var ki, geçen geride kalan süre içinde bu alanda beklenen düzeyde bir gelişme de gerçekleşmemiştir. Sözgelimi, 2547 sayılı yasa gereği, üniversitelerde Psikolojik Danışma ve Rehberlik merkezleri vardır; ancak bunlar çeşitli sebeplerden dolayı arzu edilen düzeyde fonksiyonel değildir. Çünkü gerek bu merkezlerden haberdar olmayışları, gerekse buralarda sorunlarının çözülebileceğine inanmayışları sebebiyle, öğrenciler tarafından bu kurumlara beklenen düzeyde başvuru olmamakta ve arzulanan hizmet verilememektedir.

Mediko-Sosyal merkezleri bünyesinde yer alan Psikolojik Danışma ve Rehberlik birimlerine öğrencilerin sınırlı sayıdaki başvuruları, problemlerini fakültelerinde çözdükleri anlamına da gelmemelidir. Zira öğrenci sayısının çokluğu, öğretim elemanlarının öğrenci problemleriyle ilgilenmeleri bir yana, onları isimleriyle tanımalarını bile engellemektedir. Sonuçta, problemleriyle baş başa kalan ve bunları bazen kendi imkânlarıyla çözmeye çalışan, bazen de çözemeyerek çeşitli sıkıntılardan bunalan, problemleri altında ezilen ve birtakım psikolojik rahatsızlıklara tutulan bir öğrenci kitlesi ile karşı karşıya olduğumuz söylenebilir.

Birkaçı dışında, üniversitelerimizin çoğunda var olan bu önemli problemi tanıyabilmek ve özellikle genç nesle yardımcı olabilmek maksadıyla rehberlik kavramından ve amacından bahsetmeye çalışalım.

REHBERLİK NEDİR?

Rehberlik, öğrenci kişilik hizmetleri kapsamında bulunan ve daha ziyade öğrencinin kişilik gelişimi ile ilgilenen bir hizmet alanıdır. Psikolojik Danışma'yı da ihtiva eden bir nitelik taşıyan bu konuya önce rehberlik kavramının terim olarak anlamıyla başlayacağız.

Rehberlik kavramı, Farsça "yol gösteren, kılavuz" anlamındaki "rehber" kelimesinden türetilmiştir. Ancak rehber ve rehberlik kavramlarının batı dillerindeki karşılıklarını da hesaba kattığımızda rehberlik kavramının, terim olarak şu anlamları taşıdığını söyleyebiliriz: "Tavsiye etmek, öğüt, haber veya bilgi vermek, sevk ve idare etmek, yetiştirmek, önderlikte bulunmak, irşad etmek, yol göstermek, yönetmek, ulaştırmak, kılavuzluk etmek, doğru yolu göstermek, çalıştırmak, başarıya ulaştırmak, bildirmek, göstermek, örnek teşkil etmek, refakat etmek". Görüldüğü üzere, rehberlik kavramı oldukça geniş sayılabilecek bir anlam zenginliğine sahiptir.

Rehberlik kavramını eğitim-öğretim penceresinden ele alacak olursak şu tanımlamada bulunabiliriz. Rehberlik: Öğrencinin kabiliyetleri doğrultusunda ona yardımcı olmak, kendisini tanımasına ve gerçekleştirmesine imkân sağlamak, böylece okulda ve hayatta başarılı olmasına katkıda bulunmaktır.

REHBERLİĞİN AMACI

Eğitim-öğretim süreci içinde, rehberlik hizmetlerinin genel olarak öğrenciye çeşitli yönlerden yardımcı olmayı amaçladığını söyleyebiliriz. Ancak rehberliğin nihâi amacının, ferdin "kendini gerçekleştirme"si olduğu ifade edilmektedir. Bu kavramla, kişide varolan tüm kabiliyetlerin, yeteneklerin, kapasitelerin ortaya konulması, uygulama alanına sokulması, kullanılması ve geliştirilmesi kastedilir. Kelime karşılığı olarak "tam verimlilik" (fully-functioning) de denilebilir. "Tam verimlilik" ya da "kendini gerçekleştirme", kişinin her yönüyle kendisini ve kapasitelerini sonuna dek geliştirebilmesi, daha verimli ve mutlu bir düzeye ulaşabilmesi anlamına da gelmektedir.

Ancak insan, kendini gerçekleştirme çabasını sürdürürken önemli ya da önemsiz, bilinçli ya da farkında olmadan birtakım tercihler yapmakta, kararlar almaktadır. Kişilerin karar verirken daha çok bilinçli ve daha az gelişigüzel davranmasına, dış baskılardan uzak kalmasına yardımcı olmak, rehberliğin en önemli amacıdır.

Şimdi bu aktarılanlardan sonra, "üniversitelerimizin kaçta kaçında rehberliğin tanımına ve amacına uygun bir rehberlik hizmeti verilmektedir?" diye soracak olursak, verilecek cevap hiç te sevindirici değildir. Zira sözlerimizin başında da belirttiğimiz gibi, eğitim sistemi olarak henüz ülke olarak ilk ve ortaöğretimde dahi ideal anlamda rehberlik meselesini çözebilmiş değiliz.

İşte bu şartlar altında üniversitelerimize yeni başlayacak olan ya da tahsiline devam etme durumunda bulunan milyonlarca gencimizi yakından ilgilendirecek rehberlik konusunda onlarla doğrudan alakalı hususların onlar açısından son derece önemli olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum. Zira şahsi tecrübelerimiz şu yöndedir ki, üniversite öğrenciye sadece, az ya da çok "imkân" ve "fırsat" sağlar. Bu imkânları ve fırsatları yerli yerice değerlendirmek, diğer bir ifadeyle, çalışmak ve başarmak ya da aksine davranmak öğrencinin tercihlerine bağlıdır. Bu tercihte de kaliteli ve yeterli bir rehberliğin önemli bir yeri vardır. İşbu sebeple, bir sonraki yazımızda üniversite öğrencisi gençlerimize rehberlik adına, onların üniversite ortamından ve öğretim üyelerinden azami derece istifade edebilmek için sahip olmaları gereken özelliklerden bahsedeceğiz.

Gelecek yazıda buluşmak üzere, sağlıcakla kalınız…

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN