Arama

’in hayali

Yahya Kemal’in Malazgirt hayali

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Anadolu’nun kapılarını Türklere açan Zaferi’nin her yıl kutlanması için talimat verdi. Erdoğan’ın talimatıyla gündeme gelen , tarihte ilk olarak tarafından dillendirilmişti. Yahya Kemal, tarihini milad olarak kabul etmiş, Malazgirt Zaferinin İstanbul’un fethi ile aynı öneme sahip olduğunu söylemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Zaferi'nin 946. yıldönümü kutlamaları için 26 Ağustos'ta Muş'un Malazgirt ilçesini ziyaret edecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anadolu'nun kapılarını Türklere açan 'nin Çanakkale Zaferi gibi her yıl kutlanması talimatı verdi.

Türkiye Okçuluk Vakfı'nın organize ettiği kutlamalara Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yanı sıra, Başbakan Binali Yıldırım da ilk kez katılacak. Erdoğan, hazırlıkları son aşamaya gelen Malazgirt Anıtı'nı ziyaret edecek. Kutlamalarda Malazgirt Zaferi'nin anlatıldığı bir sinevizyon gösterisi ve tarihte kurulan 16 Türk devletini temsil eden askerlerin yer alması da planlanıyor.

Mehteran takımının gösteri yapacağı kutlamalarda, Anadolu'nun kapısının anahtarı temsili olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'a verilecek. Erdoğan, "Dedelerimizin o tarih yazdığı yerde şimdi onun torunları olarak biz adeta Çanakkale gibi 26 Ağustos'u da her yıl anmaya başlayacağız. Bunu torunlarımıza aşılayalım" dedi.

TÜRKLERE ANADOLU'NUN KAPILARINI AÇAN ZAFER

26 Ağustos 1071'de Malazgirt ovasında meydana gelen Malazgirt Savaşı, Selçuklu Sultanı ve Doğu Roma İmparatoru Romen Diyojen arasında gerçekleşti ve Anadolu'nun Türklere yeni yurt olmasını sağladı.

Malazgirt'ten önce, Anadolu toprakları Doğu Roma'nın siyasi olarak hâkimiyeti altındaydı ancak, sosyal ve kültürel açıdan Doğu Roma medeniyetine tabi değildi. Doğu Roma bünyesinde yaşayan Ermeniler, Kürtler, Gürcüler, Abazalar, Slavlar ve Bulgar/Hazar Devletleri döneminde Trakya bölgesine yerleşen Peçenek ve Uz Türkleri, azınlık olarak yaşamlarını sürdürdüler.

Selçuklular, Malazgirt Savaşı'ndan önce sınır komşuları Doğu Roma'ya sık sık gaza seferleri düzenlediler. Anadolu, hem verimli ve zengin topraklarıyla ideal bir coğrafyaydı, hem de İç Asya neredeyse tamamen İslamlaşmıştı. Selçuklular hem İslam'ın yayılması, hem de verimli coğrafyalara yayılma politikasıyla Doğu Roma'yı hedef olarak belirledi.

Sultan Alparslan, din âlimlerinin de tavsiyesiyle muharebe kararı aldı ve askerlerine, tarihe geçen bir konuşma yaptı: "Burada Allahü tealadan başka bir sultan yoktur. Emir ve kader O'nun elindedir. Bu sebeple benimle birlikte cihad etmekte veya benden ayrılmakta serbestsiniz. Askerlerim! Şehit olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere çıkacaktır. Benden sonra oğlum Melikşah'ı tahta çıkarın ve ona bağlı kalın. Zaferi kazanırsak istikbal bizimdir."

Sultan Alparslan'ın zaferiyle sonuçlanan Malazgirt Savaşı, Selçuklulara Anadolu'nun tapusunu verdi. İlerleyen 20 yıl boyunca hızla Anadolu içlerine göç hareketleri başlatıldı ve İç Asya'daki diğer Türk devletlerinin de göçleriyle bir Türk yurduna dönüştü.

YAHYA KEMAL'İN MALAZGİRT SEVDASI

Osmanlı dönemi zihin dünyasında tarih, İslamiyet ile özdeştirilerek ilerledi. Türklere Anadolu'nun ve Anadolu'ya İslamiyet'in kapılarını açan Malazgirt Zaferi'nin kıymeti ise, Mütareke yıllarında anlaşılmaya başlandı.

Malazgirt Zaferi'nin Türk tarihinde yeni bir başlangıç olduğu tezini ise, ilk olarak ileri sürdü. 'a göre, öğrencilerine coğrafya ve tarihi birleştiren bir milliyet anlayışı aşılamaya çalışan Yahya Kemal, milliyetçilik alanında, Fransız fikir adamlarından etkilendi. Tanpınar 1963 yılında, Yahya Kemal'in milliyetçilik anlayışına etki eden fikirleri, "Barres'in ölülerin yattığı toprak fikri onun için bir hareket noktası gibidir" ve Camille Julian'ın "Fransız toprağı bin senede Fransız milletini yaptı" cümleleriyle belirtir.

MALAZGİRT ZAFERİNİ ÖNE ÇIKARAN İLK KİŞİ

Yahya Kemal bu fikir dünyası ile hareket ederek, Malazgirt'in Türk tarihinde yeni bir başlangıç olduğunu öne süren ilk kişi oldu. Ona göre Malazgirt'in açtığı bu kapılar sayesinde, yeni bir millet, yeni bir ırk ve hatta yeni bir dil ortaya çıktı. İmparatorluğun himayesinde, Müslüman olan ve ana dillerinin şivesiyle Türkçeyi konuşan kavmin bu ortak hayatının sonucunda, fonetik, lügat ve ifade bakımından diğer Türk lehçe ve şivelerinden ayrı bir Türkçe doğmuştu.

Tanpınar, Yahya Kemal'in bu fikirlerini şöyle dile getiriyordu: "Böylece, toprağa, tarihe bağlanan bir millet telâkkisi meydana geliyordu. Barres'in, ölülerin yattığı toprak fikri 1870-71 Muharebesinin tepkisi olan, hakikatte rejyonalist bir fikirdi. Yahya Kemal, bunu vatana ve tarihe teşmil ediyordu. Açılmış bir toprak, ancak ilk gömülen insan ve ilk doğan çocukla vatan olabilirdi."

YAHYA KEMAL İÇİN 1071 MİLADDI

Yahya Kemal, Türklerin Anadolu'ya gelişlerini öğrenmek amacıyla Fransa'da bulunduğu süreçte, elindeki yabancı kaynaklara şüphe ile yaklaştığını belirtiyor ve yeni Türkçe eserler yazmanın gerekliliğini vurguluyordu. Bu hedef için Selçuklu ve Osmanlı asırlarını incelediğinde, Malazgirt'in Türkler için bir başlangıç olduğu konusunda netleşmişti.

Yahya Kemal, Nihad Sâmi Banarlı'ya dikte ettirdiği ve bazı kısımlarını bizzat kendisinin yazdığı hatıralarında bu konuyla ilgili şu sözleri söylemişti: "Bir gün, bir mecmuada, Fustel de Coulange'ın esaslı tilmizi olan Profesör ve müverrih Camille Julian'ın bir cümlesini okudum. Bu cümle, benim, milliyetimizin ve vatanımızın teşekkülüne dair dağınık düşüncelerimi birdenbire, yeni bir istikamete şevketti. Camille Julian'ın cümlesi şuydu : "Fransız milletini, bin yılda Fransa'nın toprağı yarattı" Düşünmeğe başladım: Acaba bizi de Malazgirt'ten, 1071'den sonraki sekiz yüz senede Türkiye'nin toprağı yaratmamış mıydı?

Bu noktadan hareket ettim.

Artık benim için 1071'den evvelki devirlerimiz kablettârih, fakat 1071'den sonraki devirlerimiz tarihtiler."

OSMANLI TÜRKLÜĞÜNÜ SAVUNUYORDU

Yahya Kemal, oluşturduğu Türk milliyetçiliği tanımını Ziya Gökalp'in ideolojisinden ayrı tutmuştur: "Hayalini Türkçülüğe ilk kaptıran her Türk'ün gördüğü Turan rüyasından uyanmıştım, ırk birliği gibi ve saf menşe'lerimize rücû gibi ilk şedîd arzularımız bahsinde uslanmıştım, kendi vatanımızın o zamanki siyâsî hudutları içinde bir Türklüğe razı olmuştum, bin yıl evvelini kablettarih sayarak, bin yıldan beri kökleştiğimiz Anadolu ve Rumeli topraklarında, daha küçük mikyasta bir Türkçülüğe meyi etmiştim, o vakitki tâbiri ile bir Osmanlı Türklüğü arzu ediyordum. Ziya Bey'e benim uslanmış düşüncelerim dar ve tatsız göründü. Maamafih çok samimî bir lisanla sık sık görüşmemizi istedi. Gerek siyaset ve gerek san'at telâkkilerinden başka muhitlerimizin de farkı yüzünden bu ilk mülâkattan sonra senelerce görüşemedik."

Tarih, dil ve milliyetçilik anlayışını, toprak ve millet arasındaki bağa dayandıran Yahya Kemal, görüşlerini Osmanlı-İslam kültürü ile birleştirdi.

MALAZGİRT, İSTANBUL'UN FETHİ İLE AYNI ÖNEME SAHİP

Yahya Kemal, 12 Mart 1942 tarihinde İstanbul'da Beyoğlu Halkevinde verdiği Türk İstanbul başlıklı konferansında, "Bu Türk muzafferiyetini Avrupa müverrihleri da ayrıca cihan tarihinin bir dönüm noktası sayarlar. Çünkü Türklerin Avrupa ile göğüs göğüse asırlarca sürmüş olan mücadelesi oradan başladı. Haçlı Seferleri tarihini en yeni usulde yazan müverrih Grousset, Haçlı Seferlerini kımıldatan sebebin 1071'de Malazgirt'te Türk Hakanı Alparslan'ın Bizans İmparatoru'nu orada mağlup edip esir etmesi olarak gösteriyor. Bu muharebenin cihan tarihini sarsan böyle derin bir tesiri olmuştur." sözleriyle, Malazgirt'in sadece Türkler için değil, Avrupalılar içinde farklı bir öneme sahip olduğunu vurgulamıştı.

Yahya Kemal, Malazgirt Savaşı'ndan, Yapı ve Kredi Bankasının 1954 yılında 25'inci yıldönümü dolayısıyla neşrettiği İstanbul adlı albümde çıkan Türk İstanbul adlı makalesinde de bahsetti. İstanbul'un Fatih tarafından fethi ile Malazgirt Zaferi arasında bağ kurduğu bu makalede, "Malazgirt muzafferiyetinin neticesi olarak, on sene sonra Anadolu fâtihi Kutülmuşoğlu Süleyman'ın Türk atlılarıyle -şimdi Bağdad caddesi dediğimiz yoldan- 1081'de Üsküdar'a gelişi ne kadar düşündüren bir vakıadır. Ayasofya kubbesini, Üsküdar'dan dünya gözüyle gören ilk Türk ordusu budur" sözleriyle, İstanbul'un fethedilmesine Türklerin bu tarihte karar verdiği vurgusunu yapmıştır.

Tarih, millet ve medeniyet vurgusunu daima yineleyen Yahya Kemal, Süleymaniye'de Bayram Sabahı şiirinde, bu sürekliliği Malazgirt'le bağdaştırarak şöyle ifade eder:

"Gördüm ön safta oturmuş nefer esvablı biri
Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbîri,
Ne kadar sâf idi siması bu mü'min neferin!
Kimdi? Bânisi mi, mimârı mı, ulvî eserin,
Tâ Malazgird ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyâda yiğit yüzlerinin en güzeli
Çok büyük bir işi görmekle yorulmuş belli;
Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimi.
"

YAHYA KEMAL'İN MALAZGİRT ABİDESİ HAYALİ

Malazgirt Zaferi'nin 900'üncü yıldönümü yaklaşırken, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal ile bu büyük zafer hakkında konuştuğunu ve hayal kurduğunu anlatır. Yahya Kemal, savaşın gerçekleştiği Malazgirt meydanında, koşu halinde bulunan yüzlerce at heykelinden bir abide hayal etmiştir. Bu abidenin de, devlet bütçesiyle değil, halkın desteğiyle yapılması için bir Malazgirt Zafer Cemiyeti kurulması gerektiğini savunmuştur.

FİKRİYAT

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN