Hz. Meryem ve Hz. İsâ (as) Kıssası ve Mucize Doğum
"Kitap'ta/Kur'an'da Meryem'i de an! Hani o, kendi ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti. (Meryem 19/16).
Hz. Meryem, İslam inancında seçkinliği, iffeti ve Allah'a teslimiyetiyle temayüz etmiş müstesna bir şahsiyettir. Kur'ân-ı Kerim'de adı açıkça çok defa zikredilen tek kadın olup onun adını taşıyan müstakil bir sûre "Meryem Sûresi" indirilmiştir. Bu durum, onun İslam-iman sisteminde yüksek konumunu ve örnek şahsiyetini açıkça ortaya koyar. Hz. Meryem yalnızca bir peygamber annesi değil, aynı zamanda iman, sabır, edep ve kulluk bilincinin sembolü bir hanımefendidir.
Hz. Meryem, o dönemde varlığını sürdüren ve gelen peygamberlere iman eden İsrail oğullarından İmrân'ın kızı olup, soyu Hz. Harun'a (as) kadar götürülen ve ve Harun'dan sonra gelen salih kimselere dayanan mübarek muttaki ve muvahhid bir aileye mensuptur. Annesi Hanne, onu daha doğurmadan karnında taşırken Allah'a adamış, mescid hizmetine vakfetmiştir. Kur'ân'da bu adanmışlık hali, "İmrân ailesi" bağlamında anlatılır ve Meryem'in daha çocuk yaşlardan itibaren ilahî bir koruma altında yetiştirildiği bildirilir. Hz. Zekeriya'nın himayesinde Beytü'l-Makdis'te büyüyen Hz. Meryem, ibadet, zühd ve takvâ ile yoğrulmuş bir hayat yaşamıştır. Kur'ân-ı Kerim'in ifadesiyle Allah onu "âlemlerin kadınlarına üstün kılmıştır" (Âl-i İmrân, 3/42).
Hz. Meryem'in hayatındaki en dikkat çekici ve imtihan yüklü olay, ilahi kudret ve irade ile Hz. Îsâ'ya babasız olarak hamile kalmasıdır. Bu olay, Allah'ın kudretini ve yaratma iradesini gösteren büyük bir mucizedir. Cebrâil (as), Allah tarafından görevlendirilen bir elçi olarak Meryem'e gelmiş ve ona Allah'ın emriyle tertemiz bir çocuk verileceğini bildirmiştir. Hz. Meryem, bu ağır sorumluluğu derin bir teslimiyetle karşılamış; toplumun iftira ve ithamlarına maruz kalacağını bilmesine rağmen Allah'a sığınmıştır. Kur'ân, onun bu zor süreçteki yalnızlığını, acısını ve duasını kalplere ve akıllara hitap eden son derece mükemmel bir üslupla tasvir etmektedir.
Hz. Îsâ'nın doğumu sonrasında Meryem'e yöneltilen suçlamalar karşısında Allah, mucize olarak kundaktaki çocuğu konuşturmuş; Hz. Îsâ annesinin iffetini dile getirip günlük bebek iken bizzat savunmuştur. Bu hadise, Meryem'in masumiyetinin ve Allah katındaki seçilmişliğinin açık bir delilidir. İslam inancına göre Hz. Meryem, iffetini korumuş, hayatı boyunca hiçbir ahlâkî lekeye bulaşmamış, "iffetini muhafaza eden kadın" olarak Kur'ân-ı Kerim'de övülmüştür.
Hz. Meryem, İslam düşüncesinde kadın için en yüce örneklerden biridir. O, sadece anneliğiyle değil, Allah'a kulluğu, sabrı, tevekkülü ve ahlâkî duruşuyla da bütün mümin kadınlar tarafından örnek alınır. Dünya nimetlerinden uzak, Allah'ın rızasını merkeze alan bir hayat sürmüştür. İman eden erkek ve kadınlar için evrensel bir mesaj ile gelmiş, evlenmediği ve ona erkek eli dokunmadığı halde anne olması insanların tümüne bir imtihan olmuştur. Ancak bu mucize olaya iman eden ve etmeyen insanlar olmuştur. Bu yönüyle Hz. Meryem'in çocuğunu babasız doğurmuş olması, İslam inanç sisteminde ve tevhid akidesinde önemli bir hadisedir.
Allah (cc), Rasulullah Hz. Muhammed'den (sav), kendisine bildirilen Hz. Zekeriyyâ ve Yahyâ olayından sonra Meryem'in kıssasını/olayını ve oğlu Îsâ'yı nasıl doğurduğuna dair bilgileri insanlığa anlatmasını istemiştir. Zira Rasulullah döneminde yaşayan Hıristiyanlar ve hatta günümüze kadar bu dinin mensupları Hz. Meryem ve Hz. İsâ hakkında çok yanlış ve onlarla hiçbir ilgisi olmayan bilgi ve inançlara sahiptiler. Kur'an-ı Kerim'de, Hz. Yahyâ'nın ilginç doğum olayı anlatıldıktan sonra, daha da ilginç bir mucize olan Hz. Îsâ'nın babasız olarak dünyaya gelmesi olayı dile getirilmekle Allah'ın kudretinin sonsuzluğu anlatılmaktadır. Hz. Meryem, tertemiz, hiçbir günahı olmadan mescidin hizmetine adanmış bir kız çocuğu iken Allah'ın dilemesiyle, hiçbir erkek eli ona değmeden anne olması, Cenâb-ı Allah'ın bütün insanlığı bununla imtihan ettiği bir mucize olarak peygamberler tarihinde yerini almıştır.
"İffetini koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir mucize kılmıştık," (el-Enbiyâ, 21/91). Bu gelişmeler nasıl cereyan etmiş ve neler yaşanmıştı, Kur'ân-ı Kerim'in anlatımında şunları görüyoruz:
"Hani İmrân'ın eşi "Rabbim, karnımdakini azatlı bir kul olarak yalnız Sana adadım. Benden kabul buyur! Sen işitensin, bilensin" demişti." (Âl-i İmrân, 3/35).
Bu duayı yapan Hz. İsâ'nın anneannesi, Fukuda'nın kızı Hanne'dir. (Henên diye de kullanılmış ve Hz. Meryem'in annesinin adı diye hem Hanne hen Henên ismi çok yaygındır.) Mümin bir anne olarak büyük bir samimiyetle karnında taşıdığı ceninin erkek mi, kız mı olduğuna bakmaksızın "karnımda taşıdığım" diyerek bu doğacak bebeği Allah'ın dinine hizmet etmesi için adadığını dua ile dile getirmiştir. Sadece Allah'a kulluk etmek üzere kendi evladını adayan annenin tavrı Kur'ân'ın bize öğrettiği bir yaklaşıma ve imanın dışa vurmasına önemli bir örnektir. Kalbinde Allah'tan başkasına asla olmayacak bir yönelişle yönelen, evladını da Allah yoluna adayacak annelere ihtiyaç vardır. Doğan her bir çocuk İslâm fıtratı üzerine doğar ve Allah'ın dinine hizmet etmeye hazırdır. Ancak ne yazık ki anne ve baba ile içinde yaşadığı toplum, o çocuğu yanlış yönlendirip hak yoldan uzaklaştırabilir.
" Fakat doğurduğu zaman Allah onun ne doğurduğunu iyi bilmekle birlikte (Meryem'in annesi) "Rabbim! Bir kız doğurdum. Kız oğlan gibi değildir. Ben adını Meryem koydum. Ben onu da neslinden gelecek olanları da kovulmuş şeytandan (koruyasın diye) Sana emanet ediyorum" dedi." (Âl-i İmrân, 3/36).
Bu olay bir annenin evladını Allah'ın dinine hizmet için adama bilinci taşımasının önemli bir örneğidir. Bu mümin anne içtenlikle Rabbine yalvarıp Onunla konuşuyor gibi dua etmektedir. "Onu ve neslinden gelecek kuşakları şeytanın şerrinden korumasını" Allah'tan dilemiştir.
Allah'a en sevdiği varlığı adayan bu kadın, şüphesiz doğacak çocuğun erkek olacağını düşünerek ve ümid ederek duasını böyle yapmıştı. Onun için evladın kız veya erkek olması önemli olmayıp evladın iyi olanı, hayatını Allah'a adayan ve ona hizmet eden, dininin mücadelesini verendir. Böylesi bir evlat hem dünyasını, hem de ahiretini kurtaracaktı. Ancak İmrân'ın hanımı Hanne'nin duasında istediği çocuk erkek olarak doğmadı.
"Onu doğurunca -Allah onun ne doğurduğunu bilip dururken- şöyle dedi: "Rabbim, onu kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu koğulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum. Bunun üzerine Rabbi o kız çocuğunu hoşnutlukla kabul etti, güzel bir şekilde yerden biten bir fidan gibi yetiştirdi ve Zekeriyyâ'yı ona baksın diye görevlendirdi Zekeriyyâ ne zaman onu mabette/mihrapta ziyaret ettiyse yanında bir rızık buluyordu. "Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?" dedi. O da "Bu, Allah'tandır. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık bağışlar" dedi. (Âl-i İmrân, 3/37).
Zekeriyyâ (as) Meryem'in teyzesinin kocası idi. Allah bu adı ve ânı şanlı olacak kızın bakımı ve yetiştirilmesi görevini Hz. Zekeriyyyâ'ya vermişti. Rezzâk olan Allah'tır. Fakat rızkı dilediğine dilediği şekilde veren de odur. Yeryüzündeki her canlının rızkı Allah'a aittir. Burada Meryem'e mucize şeklinde meleklerin getirdiği rızıklar vardır ki bu yiyecekler doğacak olan mucizevi bebeğin de rızkıdır.
Allah için dava adamı olmada, Allah'ın dinine hizmet etmede ve onun dininin hakim kılınması için mücadele etmede insanların düşündüğü ve zannettiği gibi kadın veya erkek olma öncelliği ve farkı yoktur. Kendilerine yüklenilen sorumluluklar farklı olsalar bile keyfiyet olarak bu mücadeleyi her iki cins paylarına düşen miktarlarıyla yerine getirmelerinde bir farklılık düşünülemez. Bu itibarla Allah'ın dinine hizmet etmede erkek çocuk imajı yıkılarak, kız çocuğun da aynı şeyi yapabileceği gerçeğinin bir ispatı olarak Hanne'ye doğurması için Hz. Meryem bir nimet olarak verilmiştir.
Unutulmamalıdır ki, İslamın ilk şehidi bir kadın olan Hz. Sümeyye'dir. Aynı zamanda, İslam peygamberinin çağrısına icabet ederek malıyla ve canıyla İslam'ın hâkim kılınmasında bir unsur olarak kullanılan malını harcayan da müminlerin annesi Hz. Hatice (ranha) da bir hanım idi.
Hz. Meryem bu hal ile büyüdü bu görev için eğitildi. Artık Rabbine hizmet etmeye hazırdır.
Allah, İmrân'ın eşinin hasretini bütünüyle geri çevirmiş değildir. Kuşkusuz torun da oğul gibidir. Bir erkek evlat olarak İsa, Meryem'deki eksikliği Peygamberlik görevi ile giderecekti.
Mesciddeki hizmeti yerine getirip de olgunluk ve ergenlik dönemine ulaşınca işte o büyük imtihan ile karşı karşıya kaldı. Allah büyük melek Cebrail'i insan suretinde Meryem'e gönderdi ve Hz. İsâ'nın doğumuna her yönüyle bir zemin hazırlandı. Hz. Meryem ruhen ve bedenen artık böyle meleğin hitabını, kendisine seslenip onunla konuşmasını idrak edecek yaştaydı.
Devamı gelecek yazımızda...
Ahmet Ağırakça
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.