Yaşadığımız yerler psikolojimizi nasıl şekillendiriyor?
Nerede olursak olalım bulunduğumuz yeri güzelleştirebiliriz. Sevgimizle ve özümüze sadık kalarak yaşadığımız yeri bir dinlenme tesisi veyahut bir otele çevirmenin ötesine geçebiliriz. Kendimizden kattığımız ufak dokunuşlar, yadigârlar ve ülfetlerimizle... Peki, yaşadığımız yerler psikolojimizi nasıl şekillendiriyor? Nasıl etkiliyor? Bir evi, ev olmasının ötesinde bir "yuva" yapan etmenler neler?
🔹 Ev, sadece dört duvardan mı ibarettir? Evi, ev yapan şey bir madde midir? Şöyle bir düşünelim, yaşadığımız büyük şehirler bizi belli bir kalıba sokmaya çalışıyor.
🔹 Ya bunu kendi isteğimizle tasdikliyor ya da toplum tarafından reddedilme korkusuyla kabul ediyoruz. Biz, özümüz ile uyuşmayan kalıpları onaylarken ev olarak nereyi görüyor ve geleceğimiz için neyi amaçlıyoruz?
🔹 Ev, işten çıktıktan sonra yalnızca uyuduğumuz yer ise hanemizi bir otele kapsamına sıkıştırmış olmuyor muyuz? Halbuki bizim medeniyetimizde ev geçici bir mekan değil aksine "beyt"tir yani kalbin huzur bulduğu yegâne yer.
🔹 Modern psikolojide mekan kimliği, kapı eşiği ile başlar. Günün yorgunluğunu, kırgınlıklarını ve maskelerini o eşikte bırakıp içeri adım atmak, insanın kendi aslına yani safiyetine dönmesi manasına gelir.
🔹 Ev, sokakların yabancılığından kurtulup "kendimiz" olabildiğimiz, güvende hissettiğimiz ilk ve tek kale olmalı. Eğer kapıyı kapattığınızda omuzlarınızdaki yükler hafiflemiyorsa eviniz henüz ruhunuzun yuvası olamamış demektir...
🔹 Elbette bunun belli sebepleri bulunuyor. Örneğin; odalarımızın düzeni, mobilyalarımızın duruşu. İşte bu detaylar zihnimizi ele veriyor. İçindeki fırtınaları dindiremeyen insan, farkında olmadan odalarını da bir karmaşanın ortasında bırakır.
🔹 Dağınık bir masa veya karmaşık bir oda, çoğu zaman ertelenmiş kararların ve yorgun bir zihnin sessiz çığlığı gibidir. Mekânı düzenlemek, zihnin dağınıklığını toparlar ve usulca yerini değiştirir.
🔹 Yaşadığımız alanları dolduran nesnelere gelecek olursa onlar bir eşya olmanın çok ötesindedir. Bizimle birlikte nefes alan, hatıralarımızı saklayan sessiz şahitlerdir...
🔹 Bir yandan modern tüketim çılgınlığı bizi her köşeyi yeni ve parlak eşyalarla doldurmaya zorlarken ruhumuz bu mülkiyet ağırlığının altında ezilmekte. Eskilerin o zarif "emanet bilinci" bize eşyaya köle olmak yerine onunla dost olmayı öğütlüyor halbuki...
🔹 Gelelim asıl mevzuya. Günümüzün apartman dairelerinde geniş sedirli köşeler kuramasak da evimizin bir yerini "hususi köşemiz" ilan edebiliriz. Kendimizi dinleyeceğimiz, günün muhasebesini yapacağımız bu alan, bizi dış dünyanın hoyratlığına karşı koruyan bir sığınak olacaktır.