Modern Dünyada Bir "İçe Dönüş" Molası
Hız çağında yaşadığımız böyle bir dönemde, itikaf, gürültülü bir dünyadan sessiz bir hakikate hicret etmek demektir. İnsanın kendi içine yaptığı bu on günlük sefer, yalnızca dış dünyadan bir el çekiş değil; ruhun bildirimlerle parçalanan vaktini, 'bin aydan hayırlı' olan o tek bir ana mühürleme çabasıdır. İtikaf; dijital kuşatmanın ortasında iradeyi tahkim eden bir kale, eşyanın esaretinden kurtulup sadece 'Kul' olmanın hürriyetine açılan en asil parantezdir...
◾ Ramazan ayı, koşturmalı ve stresli hayatımıza bir nebze de olsa vermiş olduğumuz bir moladır. Maalesef günümüzün "hız ve haz" odaklı tarzı, insanı özünden uzaklaştırarak dış dünyanın gürültüsüne mahkûm ediyor.
◾ Ramazan ayı başlı başına bir arınma süreciyken son on gününde gerçekleştirilen itikaf, bu kuşatmayı yarmak ve ruhun bir nebze de olsa nefes almasını sağlamak bir manevi sığınağa dönüşmesine vesile olur.
◾ İtikaf, her saniye bir bildirimle bölünen zihnimizin "sessizliğe" duyduğu özlemi gidermek için vardır. Kişi, caminin sükûnetine sığınarak dış dünyanın telaşını dışarıda yani kapıda bırakır.
◾ Bu sessizlik, bu huşû; Allah'ın (CC) kelamını ve kendi kalbinin sesini duymak için açılan bir alandır aslında. Ramazan ayının rahmetinden faydalanmak istiyorsak bu dünyadan sıyrılıp kutsal sessizliğe doğru bir hicrete çıkmalıyız.
Ruh Sağlığının Görünmez Yükü: Depresyonu Anlamak ve İyileşme Yolları
◾ Gelelim "dijital oruca" yani zihinsel arınmaya. Modern insan için en büyük esaret şüphesiz ekran bağımlılığıdır. İtikaf, teknolojik uyarıcılardan feragat ederek bir "dijital detoks" imkânı sunmakta.
◾ Şimdi, beklemeden harekete geçerseniz; sosyal medyanın sahte onaylarından kurtulup gerçek bir "huzura" yönelebilirsiniz. Mü'minûn suresinin 3. ayetini hatırlayalım: "Anlamsız, yararsız söz ve davranışlardan uzak dururlar..."
AYETİN TEFSİRİ
➡ Meâlinde "anlamsız ve yararsız" diye çevirdiğimiz lağiv kelimesi sözlükte "boş ve mânasız söz ve davranış" anlamına gelir. Taberî'nin belirttiği gibi (XVII, 3) kelime burada Allah'ın kullarında görmek istemediği her türlü boş ve yanlış (bâtıl) tutum ve davranışları ifade etmektedir. Hasan-ı Basrî'nin bu kelimeyi bütün günahları içeren bir kavram olarak daha geniş bir muhtevada açıkladığı bildirilmektedir (Kurtubî, XII, 112).
◾ Bu mübarek ayda; maskelerimizden sıyrılıp yalnızca "kul olma" yolunda ilerlemeliyiz. Dış dünyada; unvanlarımız, sosyal rollerimiz ve beklentilerimiz ile varız. İtikaf mahalli olan yerlerde ise tüm bu sıfatlar düşer...
◾ Kişi, yalnızca bir seccade ve bir mushaf ile baş başa kalarak asıl kimliği olan "kulluk" ile yeniden tanışma fırsatı yakalar. Şimdi şu hadis-i şerifi hatırlayalım: "Kulun Rabbine en yakın olduğu an, secdedir."
◾ Zamanın ritmi de akışı da Ramazan ayında değişir. Kapitalist zaman algısı ise çizgiseldir ve hep "tüketim" odaklıdır. İtikaf ise zamanı dairesel ve derinlemesine yaşatır.
◾ Saatlerin değil, tesbihâtın ve tefekkürün esas olduğu Ramazan'ın son on günü, zamanın bereketini keşfettirir. Asr suresinin 1 ve 3. sureleri bu hususla alakalıdır: ﴾1﴿ Asra yemin ederim ki, ﴾2﴿ İnsan gerçekten ziyandadır. ﴾3﴿ Ancak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler başkadır.
AYETİN TEFSİRİ
➡ Asr (asır) kelimesi isim olarak "mutlak zaman, içinde bulunulan zaman, karn (80 veya 100 yıllık zaman dilimi), gece, sabah, akşam, ikindi vakti, ikindi namazı, bir neslin veya bir hükümdarın, bir peygamberin yaşadığı zaman dilimi, bir dinin yaşandığı dönem" gibi mânalarda kullanılır. Müfessirler burada zikredilen asr kelimesini ikindi vakti, ikindi namazı, mutlak zaman, Hz. Muhammed'in asrı ve âhir zaman gibi farklı şekillerde tefsir etmişlerdir. Bize göre bunlar içinde sûrenin içeriğine ve mesajına en uygun düşeni "mutlak zaman" anlamıdır. Buna göre sûrenin başında zamana yemin edilerek onun insan hayatındaki yerine ve önemine dikkat çekilmiştir. Çünkü zaman, kendisi zaman üstü olan Allah Teâlâ'nın yaratma, yönetme, yok etme, rızık verme, alçaltma, yüceltme gibi kendi varlığını ve sonsuz kudretini gösteren fiillerinin tecelli ettiği bir varlık şartı olması yanında, insan bakımından da hayatını içinde geçirdiği ve her türlü eylemlerini gerçekleştirebildiği bir imkân ve fırsatlar alanıdır.