Güçlü aile zayıf aileden iyidir (Fetih Suresi Tefsiri 18-21. Ayetler)

Yayınlanma Tarihi: 20.02.2026 16:49 Güncelleme Tarihi: 21.02.2026 09:14

Fatma Bayram rehberliğinde Fetih Suresi okumalarımızda bugün; 18 ile 21. ayetlerin biz müminlere verdiği derin mesajlara şahitlik ettik. Bu dersin en ümit verici ve düşündürücü noktası; gerçek zaferin, her şeyden önce kalplerdeki sadakatin Allah katında tescillenmesiyle geldiği gerçeğiydi. Ayrıca 'güçlü mümin' olmanın sadece bireysel bir olgunluk değil; ailevi ve toplumsal bir görev olduğu gerçeğiyle bir kez daha yüzleştik. Müslüman, yalnızca kendi dindarlığıyla yetinmemeli; ailesi, akrabası ve devletiyle bir bütün olarak güçlü durmanın yollarını aramalıdır.

Güçlü aile zayıf aileden iyidir Fetih Suresi Tefsiri 18-21. Ayetler

***Fatma Bayram'ın anlattıkları tümüyle verilmiştir.

20.02.2026
Fetih Suresi Tefsiri
Fatma Bayram

Elhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn. Vessalâtü vesselâmü alâ resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.

💠

Fetih Suresi 18. Ayet:

Lekad radiyallâhu anil mu'minîne iz yubâyiûneke tahteş şecerati fe alime mâ fî kulûbihim fe enzeles sekînete aleyhim ve esâbehum fethan karîbâ.

Rabbimiz, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sahabesiyle birlikte Hudeybiye sulhundan önce bir akasya ağacının altında yaptığı biate atfen şöyle buyuruyor:

"Lekad radiyallâhu anil mu'minîne iz yubâyiûneke tahteş şecerati"

O ağacın altında sana biat eden; yani "Ölümüne de senin yanındayız, ölsek bile seni asla müşriklerin karşısında terk etmeyeceğiz" diye el sıkışarak fiili bir şekilde söz veren o müminlerden Allah mutlaka razı oldu.

Bakın arkadaşlar, bu öyle büyük bir makamdır ki; bir insandan Allah'ın razı olduğu, hem de tekitli bir ifadeyle ayetle tescilleniyor. Bu çok büyük bir mertebedir. Fakat bunlar saniyelik işlerdir: Peygamber Efendimiz seslendi, 'Gelin, Peygambere biat ediyoruz' diye duyuruldu. O anda orada bulunan 1400 küsur kişi; bir daha eve dönmemeyi, işkenceye maruz kalmayı veya kaçırılmayı göze alarak o sözü verdi. Öyle düşünme mühleti yok; o anda o kararı verebilecek misin? Biz tabii ki böyle bir biate çağrılmayacağız; çünkü Peygamber Efendimiz vefat etti. Ancak bizler de bazen müminlerin darda kaldığı, çok namüsait durumlarda imdada yetişmek için çağrılıyoruz. İşte bu grubun dışında kalmamanızı size hararetle tavsiye ederim.

"fe alime mâ fî kulûbihim"

Allah onların kalplerindeki niyeti ve kararlılığı bildi.

"fe enzeles sekînete aleyhim"

Ve üzerlerine sekînet indirdi.

Şimdi burada şunu da görüyoruz: Sekînet nereden sonra iniyor? Sen kararını verdikten sonra. Münafığın kalbine sekinet iner mi? İki ileri bir geri, iki ileri bir geri, bir ileri iki geri... Burada mı olayım, karşıda mı olayım, menfaatim neyi gerektiriyor, akıllı (!) olmak neyi gerektiriyor. Onların akıllılığı bambaşkadır. Hayatta kalmak, hep kazanan tarafta olmak, hep güçlünün yanında olmak... Münafık aklı böyle çalışır.

📝 BİLGİ NOTU: "MÜZEBZEBÎNE BEYNE ZÂLİK" Nisa Suresi 143. ayette geçen bu ifade, münafıkların kararsız ve ikircikli halini tarif eder; "İkisi arasında (iman ile küfür arasında) bocalayıp duranlar" anlamına gelir. Metinde münafıkların "menfaat" odaklı sahte akıllılıklarını tanımlamak için bu kavram kullanılmıştır.

Maide Suresi'nde de gelecek, inanılmaz! Kur'an-ı Kerim'de münafıklarla ilgili ayet okuduğunuzda bir münafık hakkında hiç şaşırmazsınız. Adamına göre konuşur, yerine göre konuşur, devamlı takiye yapar. Kendini gizler, asla gerçek düşüncesini söylemez. Hep güçlüden yana, güçlünün himayesine sığınmadan bir adım atamaz. O himayeye sığınmak için de kendi görünür Müslümanlığından hep taviz verir. Maide Suresi'nde, Tevbe Suresi'nde, Münafikun Suresi'nde bunlar gelecek.

Burada tam tersi; ilan ediyorlar. 'Ben Muhammed'in yanındayım ve bir kişi de kalsam ölümüne onu asla terk etmeyeceğim' diye sözleşme yapıyorlar. İşte Allah onların kalplerindeki o imanı, o kararlılığı gördü; üzerlerine sekînet indirdi ve onlardan razı oldu.

"ve esâbehum fethan karîbâ"

Ve onlara yakın bir fetih müjdeledi, isabet ettirdi. daha doğrusu yakın bir fethin sevabını verdi.

Önceki derste neyi konuşmuştuk? Münafıklar, o Arabiler daha sonra katılmak istediler, kolay ganimetler gelen savaşlara… 'Hayır' dendi. Siz samimi değildiniz. Siz sadece işin ucunda kâr görününce bizim yanımıza geliyorsunuz; bir risk olunca, tehlike olunca uzaklaşıyorsunuz.

18. ayetin tefsirinde Hudeybiye olayı detaylı bir şekilde anlatılıyor. Hasılı; namına kasem olsun ki Allah o müminlerden razı oldu, o ağacın altında sana biat ederlerken: fe alime mâ fî kulûbihim. Çünkü kalplerindeki sıdk u ihlaslarını, yani imandaki sadakatlerini ve ihlaslarını ve müşriklerin fiillerine karşı teessür ve heyecanlarını bildi. Allah'a ve Resulü'ne teslimiyet; müşriklerin de karşısında onların o Kâbe'ye Müslümanları sokmayan fiillerine duydukları teessürü, yaşadıkları heyecanı bildi. fe enzeles sekînete aleyhim: Üzerlerine o sekîneti indirdi, onları sulha yatıştırdı.

Peygamberimizle biatlaştıktan sonra yapıldı anlaşma. O anlaşmaya işte o biat olmasa belki de daha çok itiraz edeceklerdi. Peygamber'e her halükârda Peygamber'le birlikte olmaya söz verdiler çünkü öncesinde; Allah sekînet indirdi, ve esâbehum fethan karîbâ; Medine'ye dönerken Hayber'in fethini kendilerine bir mükafat olarak Cenâb-ı Hak vaadetti.

🔸

📝 BİLGİ NOTU: BEY'ATÜ'R-RIDVÂN (Rıdvan Biati) Hudeybiye'de, Hz. Osman'ın şehit edildiği haberi üzerine Müslümanların bir ağaç altında Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) ölünceye kadar bağlı kalacaklarına dair verdikleri sözdür. Fetih Suresi 18. ayette Allah bu müminlerden razı olduğunu ilan ettiği için bu isimle anılmıştır.

💠

Fetih Suresi 19. Ayet:

Ve megânime kesîraten ye'huzûnehâ, ve kânallâhu azîzen hakîmâ.

"Ve megânime kesîraten ye'huzûnehâ"

Ve yine onlara ne vadetti Cenâb-ı Hak? Elde edecekleri çok büyük ganimetler vadetti.

Dün bir şey öğrendim: Mahmut Erol Kılıç Hoca'dan... Suudlar —Allah onlara da selamet versin— Hayber'i ve Necran'ı Yahudi turizmine açmayı planlıyorlarmış. Çünkü Hayber, Yahudilerin Arabistan'daki en eski kaleleriydi; Necran'da da çok eskiden Necran Yahudileri vardı. Peygamber Efendimiz onları Arap Yarımadası'ndan, yani Hicaz'dan temizlemişti. Şimdi onlar Hayber'i ve Necran'ı açmayı düşünüyorlarmış; bunu da dikkatlerinize sunuyorum. Yani bu açılımı 'özgürlük, demokrasi' diye düşünüyoruz biz; bize öyle sunuluyor. O paketin ambalajı öyle ama içeriğinde Müslümanların bütün imkanlarının kafirlere açılması da var. Dışını güzel ambalajlıyorlar; hepimiz 'Ne güzel oluyor, özgürleşiyorlar zannediyoruz.

Hayber ganimetlerini Cenâb-ı Hak vadetti Müslümanlara: 'Ve kânallâhu azîzen hakîmâ.' Niye Azîz ve Hakîm ismiyle bitiyor? Çünkü o günkü Müslümanlar Hayber'i fethedeceklerini hayal bile edemezdi belki de. Çünkü çok güçlü, muazzam bir kaledeler; çok zenginler. Öyle olduğu için erzak depoları var, her türlü savunma tedbirleri var. Yani yıllarca fethetseniz onları, o günkü teknolojiyle kaleyi de aşamazsınız, onları içeride öldüremezsiniz; öyle kuşatır, siz dışarıda helak olursunuz. ama Allah Azîz'dir; Allah her türlü gücün üstündedir, Allah'ın gücü her yüceden yücedir, Allah her güçlüden güçlüdür. Bu isimlere iman ettiğimiz zaman, Esma-i Hüsna ile iman ettiğimiz zaman, bizi Allah hakkında kimse aldatamaz.

Fetih Suresi 20. Ayet:

Vaadekumullâhu megânime kesîraten te'huzûnehâ fe accele lekum hâzihî ve keffe eydiyen nâsi ankum, ve li tekûne âyeten lil mu'minîne ve yehdiyekum sırâtan mustakîmâ.

Sonra 20. ayet:

"Vaadekumullâhu megânime kesîraten te'huzûnehâ"

Daha sizlere birçok ganimetler var' buyurdu ki onları da alacaksınız.

"fe accele lekum hâzihî"

Bu Hayber peşin verilendir, baştan verilendir; daha size ne ganimetler gelecek. Hayber ganimetine müstacelen verdi; daha sizi pek çok ganimetler bekliyor diye çok yakın bir tarihte Hayber'i fethedeceğini bile hayal edemeyen o insanlara belki de Cenâb-ı Hak sonra neyi lütfetti? İran'ın fethini, Roma'nın memleketlerinin, eyaletlerinin fethini ve biraz daha uzak gelecekte Bizans'ın fethini Allah Teâlâ nasip etti.

"ve keffe eydiyen nâsi ankum"

Ve sizden insanların ellerini çekti. Sizi öyle bir güce, öyle bir kuvvete ve saygınlığa oturttu ki devletinizi öyle kuvvetlendirdi ki insanlar size saldırmaya cesaret edemedi artık. Ondan sonra artık saldırı olmadı; Hudeybiye'den sonra, Mekke'den sonra artık Müslümanlara bir saldırı olmadı. Anlaşmaları bozdukları için fetihler oldu. o fetihleri de Peygamber Efendimizin müthiş siyasi dehasıyla, tabii ki Allah'ın da ilhamıyla —zaten bütün yetenekler Allah'ın ilhamıyladır— o ilhamla o anlaşmaya koydurduğu bir madde Mekke'nin sonunu getirdi.

Peygamberimiz, Mekkelilerin bütün isteklerini çok hızlı bir şekilde kabul etti. Halbuki Müslümanlara çok ağır geliyordu o istekler, onurlarına dokunuyordu; hiç tartışmadı. Peygamberimiz kendisinin koymak istediği bir madde vardı; onu anlamasınlar, hemen imzalansın anlaşma diye... Onun neye yol açacağını anlamasınlar diye o koydurduğu madde hem Hayber'in fethini hazırladı hem Mekke'nin fethini hazırladı. Bununla da merak etmediyseniz Hudeybiye Anlaşması'nı, daha da merak etmezsiniz; uyandıramam yani sizdeki merakı. Lütfen neymiş bu Hudeybiye diye bir okuyun.

"Ve keffe eydiyen nâsi ankum"

İnsanların ellerini sizden çekti. Müslümanlara saldırmak isteyen düşmanların sultaları kırıldı. Artık bundan sonra İslam devleti emniyet sahasına girdi.

"ve li tekûne âyeten lil mu'minîne"

Ve müminlere de bir ayet oldu

"ve yehdiyekum sırâtan mustakîmâ"

ve sizi de dost doğru yola hidayet etti, buyuruyor Rabbimiz.

Bu sure üzerine konuşurken söylemiştim; her zaman güçlü aile zayıf aileden iyidir, güçlü kuzenler zayıf kuzenlerden iyidir, güçlü akrabalar zayıf akrabalardan iyidir, güçlü devlet zayıf devletten iyidir. Onun için başta aileniz, sonra yakın akrabalarınız, yeğenler, kuzenler, sonra konu komşu; kime gücünüz yetiyorsa... Okuması için mi destek gerekiyor, iş kurması için mi, akıl mı vermek gerekiyor, sıkışmış elinden mi tutmak gerekiyor, hep beraber bir olup kalkındırmak mı gerekiyor? Bunu mutlaka yapmamız lazım, yapmanızı tavsiye ederim.

Varlıklı aileler yakın geçmişlerine bir baksınlar; babaları birbirini nasıl destekliyordu? Kardeşler, eltiler, aileler, dedeler nasıl çalışıyorlardı? Bir bakın; öyle çekirdek aile olup da zengin olan yoktur, ben iddialıyım. 'Hani ben çalışacağım, ben kazanacağım, bununla zengin olacağım'; bu neredeyse yoktur, bir miras falan yoksa sıfırdan çok nadirdir helal yoldan. Onun için birbirimizi destekleyeceğiz; devletimizi destekleyeceğiz, Müslüman devletleri destekleyeceğiz, Müslümanları destekleyeceğiz. 'Ama işte bana şöyle davrandı, böyle davrandı, ben ona o kadar iyilik ettim sonra beni görmezden geldi'... Hiç önemli değil, hiç önemli değil. Çünkü onun kimseye muhtaç olmaması da senin için bir zenginliktir. Çünkü o kişi senin akraban, komşun, arkadaşın; devamlı muhtaç olsa devamlı senin kapını çalacak; versen bir türlü, vermesen bir türlü. Ama onun güçlü olması, seni tanımasa bile senin lehinedir. Her durumda lehinedir diye düşünüyorum.

21. ayet-i kerime ile devam edeceğiz.

Önceki tefsir bölümleri:

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.