Arama

Tarih boyunca sırrı çözülemeyen gizemli olaylar

Dünya tarihinde yaşanılan bazı olaylar var ki, teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, bu olayların gizemi akıllarda daima soru işareti bırakacak gibi görünüyor. Geçmişten günümüze sırrı çözülemeyen o olayları sizler için derledik…

  • 1
  • 15
MU KITASI EFSANE Mİ, GERÇEK Mİ?
MU KITASI EFSANE Mİ, GERÇEK Mİ?

Mu kıtası, rivayetlere konu olan 14 bin yıl önce battığı iddia edilen efsanevi bir uygarlık. İddialara göre, Mu'dan ayrılanlar Atlantis gibi uygarlıkları oluşturdular.

Efsaneye göre, Mu kıtası Asya ve Amerika kıtaları arasındaydı ve Avustralya'dan kat be kat daha büyüktü. Çok büyük bir uygarlık olan Mu Uygarlığı M.Ö 12000 yıllarında bir felaket sonucu battı.

Meksika'da bulunan Theotihuacan Palenk Mabedi Piramidinin duvarında, Mu'nun batışıyla ilgili ilginç bir yazı bulunur: "6 Kaan yılı Zak ayı II Maluk günü başlayan korkunç yer sarsıntısı, 13 Şuen'e kadar devam etti. Mu kıtası felakete kurban gitti. Mu ülkesi iki kere kalktıktan sonra bir gece çöktü, üstünü sular kapladı. Toprak birkaç defa havaya kalktı ve oturdu. Felaket, 64 Milyon insanın ölümüne sebep oldu."

Bilim, Mu uygarlığının bir efsaneden ibaret olduğunu kabul ediyor. Bunun nedeni ise, kıtaları oluşturan kayaların (Silisyum/Aliminyum) fizik kuralları gereğince okyanusun dibini oluşturan kayaların (Silisyum/Magnezyum) üzerinde yüzme gerekliliğidir. Bugüne dek, okyanus üzerinde Mu kıtasını oluşturabilecek herhangi bir kaya buluntusuna henüz rastlanmamıştır.

Ancak, Çin ve civarında bulunan ve karbon araştırması sonucu yaşı 14 bin yıl olan kitabelerde "Kıtamız battı, biz de buraya kaçtık" yazıyor.

  • 2
  • 15
ATLANTİS NEREDEYDİ?
ATLANTİS NEREDEYDİ?

Atlantis, Platon'un kitaplarında bahsettiği efsaneleşmiş bir kıta ve uygarlıktır.

Platon Atlantis'ten ilk kez Timaeus ve Critias kitaplarında bahseder. Ona göre Atlantis kıtası çok zengindi ve soylu kişiler tarafından yönetiliyordu. Uygarlık, Afrika ve Avrupa'nın Batı kısmının birçoğunu fethetmişti.

Platon, Atlantis'in M.Ö 9500 yılında Atina'yı fethetmeye çalışıp başaramadığını ve bir gecede tüm uygarlığın suların altına gömüldüğünü ifade eder.

Atlantis birçok tarihçi tarafından Platon'un kendi politik teorilerini anlatmak için yarattığı bir sanal uygarlık olarak kabul ediliyor. Ancak, Atlantis'te anlatılan hikâyelerin ne kadarının eski hikâyelerden alıntı, ne kadarının Platon tarafından hayal edilmiş olduğu hakkında bir fikir birliği bulunmuyor.

Amerikalı araştırmacı Robert Sarmast Atlantis'in yeri ile ilgili Platon'a ait kitaplardan yola çıkarak 50 fiziksel ipucunu irdeledi; ancak çalışmaları yetersiz kaldı. Bunun üzerine jeofizikçi Dr. John K. Hall ile yaptığı işbirliğinde, bölgenin üç boyutlu haritasını, derinlik ölçüleriyle birlikte çıkardı. Sarmast'a göre, Atlantis, Suriye ile Kıbrıs arasındaydı ve batan Atlantis'in en tepe noktası şu anki Kıbrıs.

  • 3
  • 15
UYGARLIĞIN BEŞİĞİ NAACAL VE NAACAL TABLETLERİ
UYGARLIĞIN BEŞİĞİ NAACAL VE NAACAL TABLETLERİ

Naacal, James Churchward tarafından ün kazanan ve geçmişte yaşadığı iddia edilen bir uygarlık. Naacal'a dair hiçbir bilimsel bulgu olmasa da, James Churchward'ın Batı Tibet'te bulduğu Naacal Tabletleri, Atlantis ve Mu Uyarlığı esrarları adına büyük kapılar açtı.

Naacal'dan ilk kez Augustus Le Plongeon bahsetti. Le Plongeon'a göre, Naacal Maya dininin misyonerleri olan bir halktı. Orta Amerika'da eski ve güçlü bir uygarlıktı.

1926 yılında Naacal'dan bahseden James Churchward'a göre, Naacal Uygarlığının nüfusu 64 milyon idi ve 50 bin yıl yaşadılar. James Churchward, Tibet'te bulduğunu iddia ettiği Naacal Tabletlerine göre, Naacal'ın uygarlığın beşiği olduğunu iddia eder. Mu uygarlığını da bu tabletler ışığında açıklar. Churchward'a göre Naacal Tabletleri'nde şu yazılara rastlanır:

"Mu kıtası sıcak, fakat pek münbit ve mahsuldar, ovalık bir memleket idi. Her tarafı güzel çayırlar, meralar, düzlüklerde bitmiş zengin ormanlar süslüyordu. Akışları sakin, muntazam, geniş yataklı, seyrüsefere fevkalâde müsait nehirler kenarında kalabalık nüfuslu, büyük, zengin şehirler vardı. Dünya cenneti denmeğe lâyık olan bu kıtada hiç yüksek dağ yoktu. Dağlar yalnız orada değil, dünyanın başka taraflarında da henüz fazla yükselmemişti. Mu ve Muluların mevcudiyeti yeryüzünde büyük dağların teşekkülünden evvelki jeolojik zamana, üçüncü arz devrine tesadüf ediyordu. Mu ormanlarında ve sularında bu devrin hayvanları yaşıyordu. Mu insanları her nevi hayvanı muti bir hale getirmenin yolunu biliyorlardı. Koca kıtayı pek düzgün yollar ile kurşuni örümcek ağını örnek tutarak örmüşlerdi. Yollar nereden başlar, nerede biter, kestirilemez idi. O kadar mükemmel yapılmışlardı ki, kalıntıları karşısında günümüzün mühendisleri, kaldırım ustaları gözlerine inanamamaktadırlar. Main şeklindeki kaldırım taşları yan yana konuvermiş değil, birbirine kopmayacak surette eklenmiştir. Ne taraftan bakılsa kenarlar hattı müstakim teşkil eder."

"Mu kıtası ahalisi, bir hükümetin idaresi altında on kabileden terekküp ediyordu. Hükümet başkanına Mu'nun güneşi: tacı, hükümdarı, hâkimi, emîri mânasına Ra-Mu deniyordu. Ramu'lar ahaliyi Tanrı'nın vahiy ettiği mukaddes yazılar ahkâmına göre idare ediyorlardı. Başkanlar halka karşı vazifesini müdrik, müşfik, halk başkanlara karşı içten gelen bir istekle hürmetkar idi. Emir etsin, yahut emre tâbi olsun bütün Mu sakinleri tek Tanrı'ya inanıyordu."

  • 4
  • 15
NAZCA ÇİZGİLERİ HANGİ AMAÇLA YAPILDI?
NAZCA ÇİZGİLERİ HANGİ AMAÇLA YAPILDI?

Dünya üzerinde gizemini koruyan bir diğer konu, Nazca Çizgileri. Peru'nun güney kıyılarındaki Nazca Çölü ve And Dağlarının kıyıya bakan eteklerine kazınmış olan çok sayıdaki yer çizimi (jeoglif), bilim insanlarının zihninde cevaplanmayı bekleyen pek çok soru bırakmış durumda.

Nazca Çizgileri, Güney Amerika'nın İspanyollar tarafından işgal edilmesiyle fark edildi. Çizgilerin varlığına ilişkin ilk somut kanıt 1939'da ortaya çıktı. Amerikalı arkeolog Paul Kosok, Nazca Çölü üzerinde bir keşif uçuşu yaptı ve yer çizimlerinin fotoğraflarını çekti.

Bu dönemden sonra Nazca Çizgileri hakkında çeşitli bilimsel araştırmalar yürütülmeye başlandı ve ilk teori 1946 yılında, yaşamını bu çizgilere adamış olan Alman matematikçi Maria Rieche'den (1903-1998) geldi.

Ona göre, Nazca Çizgileri çölün üst tabakasındaki koyu renkli kumun kazınıp alt tabakadaki açık renkli kumun ortaya çıkarılmasıyla oluşturulmuştu. Yer çizimleri Güneş, Ay ve bazı yıldızların konumlarını gösteriyordu. Bu konumlar, Nazca halkının ekim, sulama, hasat gibi tarımsal faaliyetlerinde bir tür gök takvimi olarak kullanılıyordu. Rieche'nin teorisi geometrik çizimlere dayandırılmıştı, fakat hayvan ve bitki çizimleri gibi diğer motiflere ilişkin varsayımları içermiyordu.

Son yıllarda uzaktan görüntüleme yöntemleriyle yapılan araştırmalar, Nazca'daki yer çizimlerinin sayısının 1500'den fazla olduğunu ortaya koydu. Yaklaşık 3885 kilometre karelik bir araziyi kaplayan çizimlerin çoğu spiral, yamuk, ok, zikzak gibi anlamı bilinmeyen geometrik figürlerden oluşuyor. Bunun yanında kuş, balık, jaguar, maymun gibi hayvan motifleri; ağaç, çiçek gibi bitki motifleri; insan figürleri ve hayal ürünü olduğu düşünülen birtakım yaratık çizimleri de var. En büyük boyuttaki yer çiziminin çapı 300 metreden fazla ve birkaç kilometre uzunluğunda.

2400 yıl önce, Nazcalıların bu yer çizimlerini ne amaçla yaptıkları sorusunu, bilim insanları desenleri yorumlayarak cevaplamaya çalışıyor ve farklı görüşler ileri sürüyor. Sinekkuşu, kertenkele, balina gibi hayvanlardan yola çıkarak desenlerin dinî sembolizm kaynaklı olduğunu düşünenlerin yanında bazı uzmanlar, geometrik çizgilerin akarsuların akış yönlerini ya da sulama şemalarını gösterdiğini varsayıyor. Başka bir grup uzman ise bu geometrik çizgilerin yağmur duası törenleriyle ilgili olabileceğini iddia ediyor. Öte yandan örümceklerin, kuşların ve bitkilerin bereketi sembolize ettiğini ileri süren uzmanlar da var.

  • 5
  • 15
MISIR PİRAMİTLERİNİN ÇÖZÜLEMEYEN SIRLARI
MISIR PİRAMİTLERİNİN ÇÖZÜLEMEYEN SIRLARI

Mısır Piramitleri, genellikle Firavunların mezarları olarak inşa edilen yapılardır. Bilinen en eski piramit, Üçüncü Hanedan döneminde inşa ettirilmiş ve mimar Imhotep tarafından tasarlanmış olan Basamaklı Piramittir.

Piramitler zamanında çalıştırılan işçiler, mimarlar ve bu sırrı bilen her kim varsa öldürülmüşlerdir. Bu gizemli yapılardan Keops Piramidi dünyanın yedi harikasından birisidir.

Mısır Piramitleri, tüm detaylarıyla yüzyıllardır gizemini koruyan yapılardır. Kimler tarafından, nasıl yapıldığı tam bir soru işaretidir. Mısır piramitlerinin özellikleri keşfedildikçe insanlık bu yapılara daha da hayran kalmıştır. Sırrı hâlâ çözülemeyen Mısır Piramitlerinin bazı ilginç özellikleri şu şekilde:

Piramitlerin her biri 20 ton olan taşlardan inşa edildi. Bu taşları temin edilebilecek en yakın mesafe yüzlerce kilometre uzaklıkta. Piramitlerin yapımında kullanılan bu taşların nasıl getirildiği konusunda kesin olmayan farklı varsayımlar bulunur.

Piramit, kimin adına yapıldıysa, o kişinin öldükten sonra mumyalanarak piramit içerisindeki mezarının bulunduğu odasına, yılda sadece iki kez, doğduğu ve tahta çıktığı günlerde güneş girer.

Piramitler incelenirken ilk kez keşfedilen mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan 12 bilim adamı kanserden öldü.

Nedeni günümüzde hala çözülememiş bir başka olay ise, piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazların çalışmamasıdır.

Kirletilmiş su, birkaç gün piramidin içine beklediğinde, su arıtılmış olarak geri alınır.

Piramidin içerisine konulan süt, birkaç gün süreyle taze kalır ve ardından bozulmadan yoğurt haline gelir.

Bitkiler piramidin içerisinde normalinden daha hızlı sürede büyürler.

Piramidin içine bırakılmış su, beş hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir hale gelir.

Çöp bidonu içindeki yemek artıkları, hiç koku vermeden piramit içinde mumyalaşır.

Kesik, yanık, sıyrık gibi yaralar büyükçe bir piramitin içinde daha çabuk iyileşme sürecine girerler.

Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hakkında bir bilgi yoktur; araştırmacıların çoğu, ya içinde bulunan labirentte kayboldular ya da aynı yerde birkaç tur attılar. Ancak, içlerini gören hiç olmadı.

2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN