Rızkım Gökteymiş! Ben İse Onu Yerde Arıyorum
Müminler olarak biliriz ki; dünyadaki rızkımız Allah tarafından garanti altına alınmıştır. Bizden asıl istenen ise ahiret için hazırlık yapmaktır. Bizim için teminat altına alınmış olan rızkın peşine düşüp, bizden bizzat istenen kulluk vazifelerini ihmal etmek, akıl ve basiretimizin köreldiğinin göstergesidir. Öyle bir gün gelecek ki, 'Keşke Rabbimiz ahiretimizi garanti altına alıp, dünyayı bizim çabamıza bıraksaydı' diyeceğiz. Bu sebeple rızık peşinde koşarken asıl gayemizi unutmamamız gerektiğini yeniden hatırlatmak istedik.
💠Yüce Allah bizlere "Seni biz rızıklandırıyoruz" (Taha, 132) buyururken, rızkın sadece mideye giren lokmadan ibaret olmadığını; aksine her nefeste, kesintisiz ve arka arkaya devam eden bir ihsanlar silsilesi olduğunu anlamalıyız. Bu rızık bazen bir huzur bazen bir idrak bazen de zorluklara karşı bir göğüs germe gücüdür.
💠Nitekim Bakara Suresi 197. ayette şöyle buyrulur: "... Azık edinin; kuşkusuz azığın en hayırlısı takvâdır. Öyleyse bana saygı duyun, ey akıl sahipleri!" Buradaki "takva" kavramını rızıkla bağdaştırdığımızda şu hakikat karşımıza çıkar: Biz kendimizi Allah'ın yoluna adadığımızda, dünyevi telaşların arasında savrulmak yerine yönümüzü O'na döndürdüğümüzde ve rızıktan yana endişelenmeyi terk ettiğimizde "en hayırlı azığı" toplamış oluruz. Takva, bolluk içinde şımarmamak olduğu kadar, darlık zamanında da rızkın sahibine güvenerek yola sabırla devam etmektir. Bu sabrın ve güvenin mükafatı ise dünyadaki hiçbir maddi ölçü birimiyle kıyaslanamaz.
💠Bu rızık dengesini korumak için Taha Suresi 131. ayetteki şu uyarıyı kalbimize mühürlemeliyiz:
"Sakın kendilerini sınamak için onların bir kesimini yararlandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine göz dikme! Rabbinin sana verdiği nimetler daha hayırlı ve daha kalıcıdır." Bu ayet bize der ki; başkasının elindeki "geçici süsler" bir imtihan vesilesiyken, bizim heybemizdeki "takva ve kanaat" rızkın en hayırlı ve en baki olanıdır.
💠Dünyevi hırsların, düşmanlıkların veya gafletin bir başlangıcı ve parladığı bir an vardır. Ancak bu parlayış, doğası gereği geçicidir. İman ve takva sahipleri için "baki" vurgusu, sürecin nasıl başladığından ziyade nasıl neticelendiğinin önemli olduğunu gösterir. Burada "son", sadece bir bitiş değil, kalıcı bir kazanç ve varış noktasıdır. Takvanın baki kalması, onun İlahi rızaya dayanmasından kaynaklanır. Maddi güçler zamanla aşınırken, manevi bir disiplin olan takva, sahibini hem dünyada hem de öte alemde koruyan bir "zırh" olarak nitelendirilir. Kur'an-ı Kerim'de de geçen "... (güzel) sonuç, takva sahiplerinindir" (A'raf, 128) ayetiyle paralel olan bu ifade; sabrın, dürüstlüğün ve sakınmanın uzun vadede her zaman galip geleceğine dair bir teselli ve müjde niteliği taşır.
💠Buradan şunu anlıyoruz ki Yüce Allah, yarattığı şeylerin büyüklüğüne bizleri şahit eder. Mü'min Suresi 57'de şöyle seslenir nefislere; "Göklerin ve yerin yaratılması elbette ki insanların yaratılmasından daha büyük bir olaydır ama insanların çoğu bunu bilmez." Bu ayet, Allah katında anlayış sahibi olanlara rızkını nasıl talep edeceğini de öğretir. Gafiller ise, sıkıntıya düştüklerinde sadece sıkıntının kendisine (yani sonuca/sebebe) saldırırlar. Oysa takva sahibi, ayetin öğrettiği gibi "Kaynağa" bakar. Anlayış sahibi olan kişi, rızkı verenin gökleri ve yeri kusursuzca idare eden olduğunu bildiği için, rızık talep ederken bir "kul" vakarıyla hareket eder; gafil gibi dünyevi rüzgarlarda savrulmaz. İnsan, yaratılışın büyüklüğünü idrak ettiği ölçüde takva sahibi olur. Takva sahibi olduğu ölçüde de sonu garanti altına alır. Sıkıntının üzerine gitmek yerine, sıkıntıyı yaratanın azametini görmek, ruhun rızkıdır.
💠Hayatın karmaşası içinde bazen yönümüzü kaybetsek de Allah Teala, bize her şeyin sonuna dair çok net bir pusula veriyor. Aslında her şey bakış açımızda gizli. Allah'ın rızkını almak, sadece çalışıp çabalamak değil, O'nun emirlerini yerine getirmek demektir. Kur'an-ı Kerim bize bu "çıkış yolunu" şöyle tarif eder:
Talak Suresi (2-3) ve Cin Suresi (16-17)'nde şöyle buyuruyor:
➡ "... Kim Allah'a saygısızlıktan sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu gösterir." ➡ "Ve ona hiç beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah'a dayanıp güvenirse Allah ona yeter. Şüphesiz Allah dilediği şeyi sonuca ulaştırır. Allah her şey için bir ölçü koymuştur."
💠Cin Suresi'ndeki "hak yolda dosdoğru yürüme" vurgusu, yaradılışın büyüklüğüne şahit olan insanın, o büyük nizam içinde kendi küçük rolünü (kulluğunu) hakkıyla yapması demektir. ➡ "Eğer (kullarımız) hak yolda dosdoğru yürürlerse kendilerini, içinde denemek üzere nimetlere boğarız; kim de rabbini anmaktan yüz çevirirse Allah onu gitgide artan bir azaba uğratır." Cin Suresi 16-17
💠Takva sadece manevi bir koruma değil, aynı zamanda hem dünyanın hem de ahiretin rızık kapılarını açan altın bir anahtardır. Mümin kişi, rızık kapısının sadece "Rezzak" olana itaat ve ibadetten geçtiğini bildiğinde, dünyanın ağır yükü omuzlarından kalkar ve yerini huzurlu bir teslimiyete bırakır.
💠Göklerin ve yerin o devasa nizamından bahsetmiştik ya; işte o nizamın içinde hiçbir "kımıldayan" canlı unutulmuş değil. Hûd Suresi 6. ayet, aslında zihnimizdeki o yersiz korkuları kökünden kazıyıp atar; "Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'ın üzerine olmasın. Allah onların halen bulunduğu yeri de emanet olarak konulacağı yeri de bilir; hepsi apaçık kitapta vardır."
💠Düşünsene, yeryüzündeki tüm canlılar O'nun himayesinde. En küçük karıncadan, gökyüzündeki kuşlara kadar her birinin rızkı bizzat Rabbimiz tarafından "üzerine" alınmış bir sorumluluk. Bu sadece beslenme vaadi değil; sevginin, cömertliğin ve mağfiretin ilanıdır. Allah bize diyor ki: "Bu sevgim sadece sana has değil; ben bütün kainatı kucaklıyorum." Hazinesinin bu genişliğini idrak etmeye çalışmak bile insanın içini nasıl bir huzurla dolduruyor, değil mi?
💠Bazen kendimizi çaresiz bir çıkmazda hissediyoruz; rızık endişesi, gelecek korkusu ya da dünya telaşı kalbimizi sıkıştırıyor. Ama aslında bu endişeler ne kadar "boş" anlarmış... Allah Teala bize açıkça "Beni vekil edin, senin rızkını ben vereceğim" diyor. Böyle sarsılmaz bir teminat karşısında biz kimiz ki hala aklımızda soru işaretleri kalabiliyor? Endişelenmekten ibadetlerini bile doğru düzgün yapamaz hale gelen, kalbi daralan insanoğluna şu soruyu sormak gerekmiyor mu: "Hangi eksiklik seni O'nun sonsuz hazinesinden şüpheye düşürüyor?"
💠Takvanın sonu hayırla bitirmesi gibi, rızık konusundaki bu teslimiyet de insanın dünya hayatını cennet bahçesine çevirir. Göklerin yaratılışına şahitlik eden bir göz, rızkın garantide olduğunu bilen bir kalp; artık fırtınalarda savrulmaz. Çünkü o, rızkı veren Rezzak'a sadece "kul" olmakla ilgilenir, geri kalan her şeyi "Vekil" olan Allah'a bırakır.
💠Yazımızın başındaki takva müjdesini, o sarsılmaz ayetle taçlandıralım: "Rızkınız ve size vaad edilenler göktedir." (Zâriyât, 22)
💠Yüce Allah, nefislerin rızık konusundaki endişelerinin ne kadar çok olduğunu bildiğinden, kalplerimiz körelmesin diye bize bu delilleri tekrar tekrar sunar. Bu delillerin bir diğer amacı da, yaratılmışların diğer yaratılmışlara karşı olan heveslerini, yani kula kulluk beklentisini ortadan kaldırmaktır.
💠Eğer rızkı yerdeki sebeplerden veya insanlardan bekliyorsanız, orada durun. Tıpkı bu ayeti duyduğunda devesini kurban edip Allah'a koşan bedevinin hayretle söylediği gibi: "Sübhanallah! Rızkım gökteymiş, ben ise onu yerde arıyorum!"
💠Bize düşen; bu delillerin farkında olarak kalplerimizi rahatlatmak ve huşu içinde, en asıl görevimiz olan Allah'a itaati ve kulluğu yerine getirmektir. Allah her birimize merhamet etsin...
SİZE "YALNIZ OLMADIĞINIZI" HATIRLATACAK KUR'AN-I KERİM'DEN 20 HAYAT DERSİ