Arama

Bela ve musibetlerle nasıl başa çıkabiliriz? - Röportaj 📸

Ülke, millet ve ümmet-i Muhammed olarak farklı zamanlarda birtakım felaket ve musibetler yaşadık. Şiddetli depremler, çığ felaketleri, kahraman Mehmetçiklerimize yönelik hain saldırılar... Bütün bu felaketler ve musibetlerde, geride kalan gözü yaşlı nice eş, evlat, ana-baba ve yakınların yüreği dağlandı, feryatlar arşa dayandı. Ocak ve Şubat ayları unutulması zor, sınavlarla dolu bir süreç olarak hafızalarımızda yer etti.

Fikriyat'ın kıymetli yazarlarından Prof. Dr. Mehmet Emin Ay; milletçe zor zamanlar geçirdiğimiz şu günlerde, "bela ve musibetlere karşı nasıl sabır göstermeliyiz? Şehitlerimize nasıl dua etmeli; şehadet, cihad kavramlarını nasıl idrak etmeliyiz? Müminler olarak bizlere düşen görevler nelerdir?" gibi önemli soruları Fikriyat.com için cevaplandırdı.

  • 1
  • 23
Ülke, millet ve Ümmet-i Muhammed olarak bela ve musibetlere nasıl bakmalıyız?
Ülke, millet ve Ümmet-i Muhammed olarak bela ve musibetlere nasıl bakmalıyız?

Müminler olarak bizlere düşen görevler nelerdir?

Bildiğiniz üzere, Ocak ayının son haftasından başlamak üzere Şubat ayının tamamında farklı zamanlarda birtakım felaket ve musibetler yaşadık ülke olarak. Suriye/İdlib'de masum ve mazlum çocukların, kadınların ve yaşlıların imdadına koşmaya çalışırken farklı şehirlerimizde meydana gelen şiddetli depremler, çığ felaketleri, Ümmet-i Muhammed'in mazlumlarının ümit ışığı kahraman Mehmetçiklerimize yönelik hain saldırılar ve yaşanan uçak kazası birbirini izledi. Ardından dünya, Çin'de ortaya çıkan virüs kriziyle uğraşırken geçen hafta yaşadığımız ve 36 Mehmetçiğimizin şehadet şerbetini içerek Rahmet-i Rahman'a kavuştuğu menfur ve hain saldırıların haberini aldık, hem de bir Kandil Gecesi'nde…

Bütün bu felaketler ve musibetlerde, geride kalan gözü yaşlı nice eş, evlat, ana-baba ve yakınların yüreği dağlandı, feryatlar arşa dayandı. Kısacası Ocak ve Şubat ayları unutulması zor, sınavlarla dolu bir süreç olarak yer etti hafızalarımızda.

Şunu ifade etmeliyiz ki, dünya hayatı, musibetler ve felâketlerle dolu bir süreçtir. Peygamberler Tarihi'ne baktığımızda da görülecektir ki, Hz. Adem ve Hz. Nuh evlat acılarıyla; Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya zalim toplumları tarafından şehid edilerek; Hz. İbrahim canı, malı ve ciğerparesi evladıyla; Hz. Ya'kub çok sevdiği oğlunun hasretiyle, Hz. Eyyub, çocuklarını, servetini ve sağlığını kaybetmek suretiyle çeşitli belâ ve musibetlere muhatap olmuşlardır.

Diğer bazı ayetlerde ve hadislerde aktarılan bilgilerde ise Allah'ın nice sevgili kullarının da başlarına çeşitli belâ ve musibetler geldiği görülecektir. Ne var ki, insanlara "örnek" gösterilen tüm bu şahsiyetlerin ortak bir özelliği söz konusudur: Onlar, başlarına gelenlere "sabreden" kimselerdir. Yine onlar, "Veren de Allah'tır. Alan da…" diyebilenlerdir. Çünkü bu konuda çoğumuzun bildiği ve hatırladığı üzere bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

"Andolsun ki, sizi korku ya da açlıkla; mallardan, canlardan ya da ürünlerinizden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele! Onlar ki, başlarına bir musibet geldiğinde, 'Doğrusu biz Allah'a aidiz ve kuşkusuz yine O'na döneceğiz' derler. İşte Rablerinin lütufları ve rahmeti bunlar içindir ve doğru yola ulaşmış olanlar da bunlardır." (Bakara, 155-157)

Peygamber Efendimiz de hayatında birçok yönden bela ve musibetlere muhatap olmuş, ama her defasında başına gelenleri sabırla karşılamıştır. "Müslümanlar benim başıma gelen musibetlere bakarak kendi musibetleri karşısında metanetli olsunlar." buyuran Peygamberimizin şu hadisi-i şerifi de çok dikkat çekicidir: "Müminin başına gelen her bir musibet, onun için günahlarının bağışlanmasına bir vesiledir. Hatta ayağına batan bir dikenden dolayı bile olsa, bu böyledir."

O halde bir Müslüman olarak belâ ve musibetler karşısında sabırla olaylara dikkat kesilmeli ve kul olarak tedbirimizi almak ama takdir-i ilahiye de razı olmak erdemini göstermeye çalışmalıyız.

  • 5
  • 23
Nasıl dua etmeliyiz?
Nasıl dua etmeliyiz?

Peygamber Efendimiz (sav), yedi evladından altısını kendisi hayatta iken ahirete uğurlamış ve şefkat dolu yüreği her defasında acıyla dolmuştur. Cenaze merasimlerinde kabirleri başında gözyaşları sessizce yanaklarından süzülüp mübarek sakalını ıslatırken mübarek dili her defasında "İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn" cümlesini tekrarlamıştı. Çünkü Allah'tan gelecek müjdeyi hak edenlerin en başta gelen özelliği "sabretmek"; ve "sabredenlerin" en önde gelen vasfı ise işte bu "Biz her şeyimizle Allah'a aidiz. Elbette dönüşümüz de O'na olacaktır..." ayetiydi. Bu ayet, "Veren de O'dur, alan da O…" demekti aynı zamanda.

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN