Arama

Necip Fazıl’ın ilk pişmanlığı

Pişmanlık bir duygudur ki, avucunun içine aldı mı yakmadan bırakmaz. Hepimizin yakından tanıdığı isim, Necip Fazıl da bu duyguyla kavruldu. Hayatının birçok merhalesinde acılarla imtihan edilse de ilkini çok erken yaşlarda tattı. Sebebi, kız kardeşi Selma'ydı. Peki, Necip Fazıl'ın hatırladıkça vicdan azabı duyduğu olay neydi?

➡ Edebiyatımızın sarsılmaz kalemi Necip Fazıl, İstanbul'da 1904 yılında kocaman bir konakta doğdu. Konakta dedesi tarafından ailenin tek erkek torunu olduğundan çokça şımartılır, büyüklerle başköşede oturtulurdu.

➡ Okumayı da dedesinden üç- dört yaşlarında iken öğrendi.

Sonraki yıllarda çocukluk anısını kaleme alırken büyük babasını şöyle anlatır: "Büyük babamı görüyorum; aşağıdaki katta yemek salonunda, büyük sofranın başında... Etrafında haremi, kızları, gelini ve torunları... Solunda ve yanı başında ben varım... Hava soğuksa muhakkak onun kürküne bürülüyüm... Büyük babam her an bana bitişik yaşar. Anlaşılıyor ki konağın ruhu büyük babam; ben de onun ruhuyum... Çünkü biricik oğlunun biricik oğluyum; babadan oğula içinde yaşattığı soy idealinin onca en mükemmel numunesiyim. Sağ kolumu açar ve orada gördüğü 'ben'i babasındakine benzetir ve öper; elimin parmaklarını kendi el ayalarına yerleştirir ve mafsal yerlerindeki kırışıklıkları tıpkı babasındakilere eş bularak öper, öper."

➡ Kendinden bir yaş küçük kız kardeşi Selma ise aynı ilgiye mazhar olamazdı. Nitekim dedesi "kız çocuklarına" daha az değer verirdi.

➡ Annesi de uysal tabiatlı bir insan olduğundan, kızı için mücadele edemezdi.

➡ Selma, Necip Fazıl'a yeni elbiseler, ayakkabılar alındığı zaman mahzun bir şekilde kendisine uzaktan bakıp hiç ses çıkarmazdı.

Onun gözleri, Necip Fazıl'ın ifadesiyle, merhamet ve tevekkülün renklerini ela bir bal damlasında toplamış, acıyan ve razı olan mana yatağıydı.

➡ Ne var ki konaktaki bu sessiz küçük kız, henüz beş yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Kız kardeşinin ölümünün Necip Fazıl üzerindeki tesiri, her şeyi gölgede bıraktı.

➡ Vaniköy'deki Rehber-i İttihat Mektebi'ne yatılı okuduğu dönemlerde Rıza Tevfik'in "Bir akşamdı, evimizde ecel kanat germişti" dizesiyle başlayan "Selma Sen De Unut Yavrum!" şiirini okuyarak gözyaşı dökerdi.

➡ Konakta, aile arasındaki genel kanıya göre doktor hatasından, sürekli lavman verilmesinden dolayı bağırsakları delinerek ölmüştü Selma. Üstünde beyaz gelin telleri uçuşan küçük tabut, konağın selamlık kapısından çıkarken, annesi çığlık çığlığa ağlamıştı.

➡ Annesi evladının ardından öyle sarsılmıştı ki ağır beyin hummasına tutulmuş ardından da verem olmuştu.

➡ Selma'ya ait bir hatıra daha sonraları, Necip Fazıl'ı pişmanlığın ateşiyle yakacak hale getirdi.

➡ Büyük babasının ona, bir lira verdiği gün elinde parasını Selma'ya gösterdi. O anda kız kardeşinin elinde ise kenarından ısırılmış elma vardı. Parıldayan bir lira, küçük Selma'nın o kadar hoşuna gitmişti ki "Ağabey, bu elmayı sana vereyim de o parayı bana ver. Biraz ısırdım ama ziyanı yok, değil mi?" diye masum bir anlaşmaya girişmişti. Elindeki parayı veren küçük Fazıl, kardeşindeki elmayı da almıştı.

➡ Fakat sonraki yıllarda Necip Fazıl bu olayı hatırladıkça "Ah! Niçin lira çeyreğini verdim de hafifçe ısırılmış elmayı kendisine bırakmadım? Niçin 'O da senin olsun.' diyemedim." diye dövündü.

➡ İşte usta kalem Necip Fazıl'ın ilk büyük vicdan azabı buydu.

Necip Fazıl'ın dilinden hayatı

2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN