Arama

Gurbeti ve hasreti bavulunda taşıyan sürgün edebiyatçılar

"Ben gurbette değilim, gurbet benim içimde"

Sürgünlük, hasreti, acıyı, özünün ruhundan çekilip koparılmasını, kimi zaman dil yarasını, yürek yarasını, yapayalnız kalmayı ifade eder. Sürgünde edebiyat denince de yine bu sözcükler her defasında kendisini açığa vurur. Türküsü dilden dile söylenir. İnsanın cennetten kovulmasıyla başlar bu türkü. Acılı gönül melodisi, insanın dünyaya anne karnından ayrılmasıyla söylenmeye devam eder. İçine kapanmak da bir tür sürgün sayılabilir. Kişinin kendine verebileceği belki de en büyük cezadır bu.

  • 1
  • 23
SÜRGÜN ÖLÜM CEZASIYLA EŞ DEĞER
SÜRGÜN ÖLÜM CEZASIYLA EŞ DEĞER

"Ait olduğunuz bir yerin gerçekten var olduğuna ve bizzat kendinizin de orada olmadığına inanıyorsanız, hepsinden öte, oraya erişmenize engel olan biri ya da bir şey varsa, kelimenin basit anlamıyla sürgündesiniz demektir.

Eski çağlarda ve daha sonra Roma İmparatorluğu'nda adam öldüren kişiye verilen idam cezasının kimi zaman sürgün cezasına dönüştürülmesi, hatta katilin eğer isterse öldürülmek yerine sürgüne gönderilmesinin altında yatan ceza düşüncesi; sürgünün cezalarının en büyüğü olan ölümle bir tutulması, bu kelime hakkında bilgi sahibi olmamız açısından yeterli bir ifade tarzıdır.

Çok ilginç bir sözcük olan sürgün kelimesinden hareketle ortaya çıkan sürgün edebiyatı da farklı yönleri olan bir kavram.

Bir kısım yazar ve çizere göre sürgün edebiyatı kavramı içine dâhil edilecek olan kişi hakkında bizzat sürgün kararı almış olmalı yani rejim veya yönetim tarafından yeri, yurdu değiştirilmiş olmalı. Başka bir gruba göre ise sürgün edebiyatı kavramına dâhil edilecek olan yazar ve şairler resmi ideoloji veya yönetim tarafından sürgün cezasına çarptırılmasa da her ne sebeple olursa olsun yurdunu terk etmiş olması yeterli.

  • 2
  • 23
SÜRGÜN EDEBİYATI İSPANYA’DA ORTAYA ÇIKTI
SÜRGÜN EDEBİYATI İSPANYA’DA ORTAYA ÇIKTI

İlk defa sürgün edebiyatı veya sürgündeki edebiyat kavramı İspanyol edebiyatı içinde resmi olarak yer almıştır. Bu yer almayla birlikte İspanyol yazınında iki ayrı sayfa açıldı. 1940-1975 arası dönem günümüzde okullarda okutulan edebiyat tarihi kitaplarında iki ayrı bölüm olarak geçecekti: Anayurttaki edebiyat / Sürgündeki edebiyat.

Yabancı milletlerin edebiyat tarihlerinde olduğu gibi bizim edebiyat tarihimizde de sürgünde kurtuluş için, intihar dâhil birçok farklı yolu seçenler olduğu gibi sürgünden dönemeden sürgün bulunduğu yerde vefat eden birçok kalem sürgünü de vardır.

  • 3
  • 23
OSMANLI’DA SÜRGÜN
OSMANLI’DA SÜRGÜN

Osmanlı Devleti'nin ilk dönemlerinde daha çok yeni fetih yapılan yerlere imar, iskan ve güvenlik politikası gereğince Müslim veya gayr-i Müslim halkın yerleştirilmesi olarak başlayan sürgün; zaman içinde ve özellikle 19'uncu yüzyılda bir ceza ve muhalifleri sindirme politikası olarak kullanılan, başvurulan bir devlet politikası haline gelmişti.

Önceki yıllarda sürgün kelimesi yerine, kalebent, ikamete memur-ikamete mecbur, nefy, inhâ, iclâ, teb'id, mütebâidin, nefy ü irsâl, sarf ü tahvîl, menfî gibi kelimeler de kullanılmıştı. Sürgün gidilen yer için ise menfa kelimesi tercih edilirdi. Fakat bu kelimelerin her birinin, sürgüne gönderilen kişi yani menfi açısından ayrı bir anlamı vardır. Bu kelimelerin tam tersi af ve salıverilmelerde ise ıtlak, afv ü ıtlak, sebil veya ıtlâk-ı sebil, sebilin kelimeleri kullanılmıştı. Osmanlı Devleti sürgünleri; muvakkat (süreli), müebbet (süresiz) olarak iki gruba ayırdığı gibi gönüllü ve mecburi olarak da sınıflanmıştı.

Osmanlı ceza hukukunda bulunan cezalardan birinin, sürgün ve kalebentlik cezasıydı. Sürgün olarak cezalandırılmak bir mekândan bir başka mekâna gitmektir. Ama kalebentlik ise biraz daha farklıdır. Çünkü hem bir mekândan başka bir mekâna gidersin hem de kale içinde mahpus olarak kalırısın yani dışarı çıkmak yasaktır. Aralarındaki tek fark hapis cezasıdır. Her iki ceza türüne(sürgün,kalebent) baktığımızda ise toplu işlenen suçlar için verilen cezada sürgünden daha ağır bir ceza olan kalebentliğin tercih edildiğini görmekteyiz. Dolayısıyla kalebentliğin, sürgüne göre daha ağır bir ceza olduğunu anlıyoruz.

  • 4
  • 23
SÜRGÜNE SEBEP OLAN CEZALAR NELERDİ?
SÜRGÜNE SEBEP OLAN CEZALAR NELERDİ?

"Sürgün, kişinin iradesi dışında, ülkesinden, doğduğu coğrafyadan, bağlı bulunduğu topluluktan uzaklaştırılmasıdır. Siyasi sürgün, çoğu zaman aynı zamanda bir davanın kaybedilmesi anlamına geldiğinden, sürgün yaşantısı, sürgün edilmiş, ülkesiz bireyi, bu kayıpla entelektüel baş etme yollarını aramaya yöneltir. Özellikle yazarlar için sürgün durumu, kendi kendini sürgün durumuna dönüşebilir; irade dışı sürgün, yaratıcı etkinlik ve entelektüel üretim için avantaj olarak değerlendirilebilir ve seçilmiş bir varoluş alanına dönüşür."

Osmanlı döneminde kamu düzenine karşı suç işlemek, kalpazanlık, sahte evrak düzenlemek, mezhep değiştirmeye zorlamak, yalancı şahitlik, adam öldürme veya yaralama, fuhuş, ırza tecavüz, iftira, küfür, hırsızlık, veraset anlaşmazlığı, müneccimlik, rüşvet, kaleden suçlu kaçırmak, halka zulüm, tegallüb, tezvir ve teşvik, görevi ihmal, keyfi sebepler, çekememezlik, din, siyaset, idareten, eşkıyalık, asayişi bozmak, emre itaatsizlik, tehdit, küfür, kız kaçırmak, sahtekârlık, rüşvet, edebe aykırı mektup yazmak, şekavet, fetva emirlere karşı gelmek, fal bakmak, vergi ödememek, kaçakçılık, yasak işlerle uğraşmak, miras paylaşımında huzursuzluk çıkarmak, devleti zarara uğratmak gibi suçların karşılığı olarak sürgün veya kalebentlik cezası verilmekteydi. Bu sürgün ve kalebentlik cezasının gerektiren suçlardan en çok işleneni ise kamu düzenine karşı gelmekti.

Osmanlı döneminde bir sürgünün menfilikten kurtulmasının üç yolu vardır bunlar; ya affedilecek, ya sürgün yeri değiştirilecek, ya ölecek veya öldürülecektir. Bir diğer dördüncü yolda birçok sürgünün zaman zaman müracaat ettiği kaçmaktır. Fakat sürgün kişi menfi olarak bulunduğu yerden kaçtığında eğer yakalanırsa, sürgün müddeti iki katına çıkartılmaktadır.

Osmanlı Devleti zamanında en çok sürgün gönderilen menfalar; Adana, Akka, Ankara, Antalya, Ayaş, Ayranoz, Bağdat, Bilecik, Bingazi, Bolu, Bozcaada, Bursa, Çankırı, Çorum, Dazkırı (Afyon), Dimetoka, Diyarbakır, Edirne, Ermenek, Fizan, Halep, İstanköy, İzmir, İznik, Karahisar, Kars, Kıbrıs, Kudüs, Kütahya, Limni, Malta, Manisa, Maraş, Midilli, Mudanya, Rodos, Sakız, Samsun, Seddülbahir, Sinop, Sivas, Sultaniye, Suriye, Tekfurdağı, Tırhala, Tırnova, Tire, Trablusgarp, Trabzon, Yemen, Mısır, Suriye, Paris, Fransa olarak kayıtlara geçmiş.

  • 5
  • 23
NİYAZİ-İ MISRİ (1618-1694)
NİYAZİ-İ MISRİ (1618-1694)

"İrişmedi dosta elüm
Rahmana varmadı yolum
Çıkmadı başa menzilüm
Ah gurbeta vah gurbeta"

Saray tarafından Edirne'ye çağrılan Mısri bazı sözlerinin beğenilmemesi üzerine Rodos'a sürgün edilir. Rodos sürgünü 9 ay sürer. Sürgünden sonra Bursa'ya dönen şair, halk ve bilim adamları arasında te'vilinde zorluk çekilen bir takım fikirleri dolayısıyla Limni Adası'na sürgüne gönderilir. Eserlerinden anlaşıldığı kadarıyla oldukça sıkıntılı geçen bu sürgün, yaklaşık 15 yıl sürmüştür. Sürgün sonunda tekrar Bursa'ya dönen Mısri, Sultan II. Ahmed'in Avusturya Seferi'ne müritleriyle birlikte katılmak ister. Bunun üzerine II. Ahmed tarafından bir fermanla durdurulmak istenen Niyazi Mısri fermanı kabul etmez. Bu olayın üzerine sürgünden dönüşünden 16 ay sonra şair 78 yaşında piri faniyken tekrardan Limni Adası'na sürgün edilir. Limni sürgünü Mısri' yi madden ve manen yıpratır ve şair bu adada 1105/1694'te vefat eder.

2018 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN