Arama

XX. asrın müzehhibesi: Rikkat Kunt

XX. asrın müzehhibesi: Rikkat Kunt
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında hüsn-i hat örneklerinde seçkin bezemelerine rastlanan Rikkat Kunt Hanımefendi'yi okuyuculara imkân nisbetinde tanıtmak, otuz yıl devâm eden yakınlığımızın tabiî bir netîcesidir.

27 Nisan 1903'de İstanbul, Beylerbeyi'nde doğan Fatma Rikkat, Osmanlı devri devlet ve kültür adamlarından Hüseyin Kâzım Kadri'nin (1870-1934) büyük kızıdır; bu isim kendisine babasının yakın arkadaşlarından şâir Tevfik Fikret (1867-1915) tarafından verilmişdir. Çocukluğunu İstanbul'da ve Hüseyin Kâzım Bey'in idârî vazîfeyle bulunduğu Siroz (Serez), Haleb ve Selânik şehirlerinde geçirdi. Âile çevresinde anadilinin yanısıra Fransızca, babasının lugat çalışmaları dolayısıyle I. Cihan Harbi boyunca kaldıkları Beyrut'daki Alman Mektebi'nde de Almanca öğrendi. 1919'da İstanbul'a döndüklerinde baba dostu Mehmed Âkif Bey'den (1873-1936) Türkçesini edebiyâtıyla beraber gelişdirdi. Bahriyeli Ali Sami (Boyar,1880-1967) Bey'den resim dersleri aldı. Evlenip gittiği (1921) Almanya'da konservatuara devâmla müzik tahsîl etdi. Kendisine bir erkek evlâd kazandıran (1924) bu evliliği yürütemedi. İkinci evliliğini de bir oğlu doğdukdan (1927) sonra bitirdi. Beylerbeyi'ndeki baba evine dönüşünden bir müddet geçince babası vefât etdi. Hüseyin Kâzım Bey'in dayısı olan İsmail Hikmet (Ertaylan, 1889-1967) müdür vekîli sıfatıyla bulunduğu Güzel San'atlar Akademisi'ne yazılması için Rikkat Kunt'u bu sıkıntılı günlerinde iknâ etdi, o da Akademi'ye henüz bağlanmış bulunan Türk Tezyînî San'atları şûbesine talebe olmağa karar verdi (1936). Bu şûbenin tezhîb muallimi Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer'le derslere başlayan Kunt, Necmeddin Okyay'dan klâsik cild, ebrû ve âhar, Vâsıf Sedef'den (ö.1940) sedefkârlık öğrendi. Ancak Hakkı Bey'in tezhîb üslûbu ve öğretiş tarzı kendisini tatmîn etmedi. Çünkü Hakkı Bey XIX. yüzyıl müzehhiblerinden Hezargrâdî Atâullah Efendi yoluna bağlıydı ve "desen tashîhi" yerine öğrencilerine kendi çizdiği desenleri vermeyi tercîh ediyordu. Bu sebeble Rikkat Hanım aynı şûbenin çini nakışları muallimliğinde bulunan Feyzullah Dayıgil'le çalışmağa başladı. İstanbul'daki XVI.-XVIII. yüzyıl çinilerini mahallinde beraberce inceleyerek tezyînatda klâsik anlayışı kaynağından öğrendiler. Böylelikle Rikkat Kunt XVI. asır tezhîbinin kāidelerini de aynı esasa dayanan çini desenlerinden kavramış oldu.

Geçim kaygısı duymadığı cihetle, tahsîlini bitirmekde acele etmeyen Rikkat Kunt 1942'de mezûn olduğunda hemen Akademi'nin kütübhâneciliğine tâyîn edildi, burada her müracaat edene geniş kültürüyle yardımcı olmağa çalışdı. Ocak 1948'de yaş haddinden ayrılan Necmeddin Okyay'ın boşalmış bulunan kadrosu, onun ısrârıyla Rikkat Hanım'a verilerek tezhîb ve çini desenleri muallimi olması sağlandı. Nisan 1948'den başlayarak yaş haddinden emekliye ayrıldığı Nisan 1968'e kadar Kunt, Muhsin Demironat'la birlikde, Türk Tezyînî San'atları şûbesinin bezeme sâhasındaki en parlak devresini geçirmesine vesîle oldular.

İstanbul'un 500. Fetih Yıldönümü dolayısıyla İsmail Hikmet Ertaylan'ın hazırlatmak istediği Fâtih Dîvânı'nda XV. yüzyıl tezyînatının ilhâmiyle yeni desenler hazırlanması için Rikkat Hanım 1945'den îtibâren baş sorumluluğu üstlendi ve sekiz yılda bitirilen Dîvân'ın tezhîblenmiş 60 kıt'asından 34'ü bizzat Kunt tarafından işlendi. Bu çalışmanın hazırlığı sırasında İstanbul'un müze ve kütübhânelerinde bulunan değerli yazma eserlerin bezemelerini de gözden geçirmek fırsatını meslekdaşlariyle birlikde buldu.

Gerek resmî, gerekse emekli oluşundan sonraki husûsi hocalığı sırasında karşılıksız olarak birikimini öğrencilerine esirgemeden aktaran Rikkat Hanım'ın en sâdesinden en incesine kadar her eserinde elinin asâleti hissedilir. Hele halkârî denilen bezeme üslûbu XX. yüzyılda Kunt'un fırçasıyla yeniden hayât bulmuşdur, denilse yeridir. Kırk yılı aşan san'at hayâtında kıt'a, levha ve hilye-i nebevî olarak sayısız eser bırakmışdır; minyatür çalışmaları da vardır. Her eseri için yeniden desen çizer ve tezhîbin ana kāidelerini korumağa dikkat ederdi. Sür'atli çalışır ve işini söz verdiği günde bitirirdi Emeğinin maddî karşılığı dâimâ geri planda kalırdı. Unvân endişesine hiç düşmediği cihetle , tezhîb eserlerini nâdiren imzâlar, çok özenli işlerini de -kendi yazısını beğenmediğinden- hattātlara imzâlatırdı. Onun mükemmel Türkçesi sâdece ders ve sohbetlerinde kalmış, kitâb veya makāle yazmakdan kaçınmışdır. Konuşmalarında bildiği üç yabancı dilden anadiline kelime katmamak hususunda babası gibi titiz davranırdı. İmzâsıyla neşredilen tek yazısı "Sedefkâr Vâsıf Hoca", Güzel San'atlar, 4, s.101 (1942)'dir.

1958 yılında, Bâbıâli'nin mûteber nâşiri İsmail Akgün tarafından hattāt Halim Özyazıcı'ya sipâriş edilen büyük levha boyundaki bir dizi kıt'anın bezenmesi, sâhibince Rikkat Kunt Hanım'dan istenmişdi. Her biri diğerinden âlâ olan bu tezhîbler, Halim Hoca'nın o mükemmel hatlarıyle birbirini tamamlayarak ortaya müstesnâ eserler çıkmışdı.Tezhîbleri bitdikden sonra Beyoğlu Şehir Galerisi'nde sergilenen bu levhalar 1979 senesinde sâhibinden Topkapı Sarayı Müzesi'ne hediye edildi. Çok hâlsiz olmasına rağmen o gün Rikkat Hanım'ı alıp Saray'a götürmüş ve 20 sene evvel yapdığı bezemeleri bir daha görmesini sağlamışdık.

Kunt, Lizbon'daki Gülbenkyan Müzesi'nde bulunan ve 1968 yılında selden zarar gören minyatürlü bir yazma kitâbın tâmîri için 1970'de oraya dâvet edildi. İkibuçuk ay kaldığı bu şehrin havası sağlığına dokunduğundan dönmek mecburiyetini duydu, fakat 1501 yılına âid bu çok kıymetli Tîmûrî devri yazma eseri resmen İstanbul'a gönderilerek tâmîrin devâmı istendi; Rikkat Hanım da bunu başarıyla tamamladı.

San'atının müdâfaasını Türk Tezyînî San'atları Şûbesi'nin Akademi'deki muârızlarına, gerekdiğinde de yabancılara karşı merdâne bir şekilde sürdüren ve sözünü esirgemez bir seciyeye sahîb olan Rikkat Hanım son zamânlarına kadar fırçasını elinden bırakmadı; 14 Ocak 1986 akşamı evinde vefât etdi. Nâşı 16 Ocak günü öğle vakti Beylerbeyi Câmii'nden kaldırılarak Küplüce mezarlığında babasının yanına defnedildi. O günlerin hüznü içinde tarafımdan nâçîzâne düşürülen vefât târihi şöyledir:

Gizlendi 'hatâyî', bükerek boynunu 'rûmî',
Tezhîbdeki renkler değişip simsiyâh oldu.

'Halkâr' gibi devletliyi öksüz bırakıp da
Kunt elleri Türk san'atının durdu, vedâ bu !

Baş eğdi cihân fevtine târîh yazılınca:
Rikkat Bacı Cennet'de müzehhib ola Yâ Hû !

1989 - 3 (cihânın cim'i) = 1986

(Hatâyî gizlendi, rûmî boynunu bükdü; tezhîbin renkleri değişerek siyaha dönüşdü. Türk san'atının o sağlam elleri, bezemenin îtibarlı tarzı olan halkârîyi öksüz bırakarak durdu; artık bu bir vedâlaşmaydı. Onun ölümüne târih yazılınca buna herkes üzüntüyle baş eğdi: Ey Allahım! Rikkat Abla'nın Cennet'e müzehhibe olmasını diliyoruz)

Resimaltı:

Resim 1: Rikkat Kunt'un kendi tezhîbiyle çerçevelenmiş bir portresi.

Resim 2: Kâmil Akdik'in Rikkat Kunt tarafından bezenen sülüs-nesih çifte kıt'ası.

Resim 3: Mustafa Râkım'ın Rikkat Kunt tarafından bezenen müselsel sülüs meşk kıt'ası.

Resim 4: Rikkat Hanım'ın fırçasından Hz. Ali minyatürü (1950'lerde).

Prof. Uğur Derman

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN