Mustafa Özcan
06 Kasım 2026
Mustafa Özcan
Bir yenilginin anatomisi ya da Trump neden kaybetti?
Tüm Yazıları

Bir yenilginin anatomisi ya da Trump neden kaybetti?

ABD'de yaşanan seçim gelişmesinin ya da yenilgisinin elbette bir muhasebesi yapılmalı. "Trump ara seçimleri neden kaybetti" sorusu hem onlar hem de dünyanın kalanı için cevabı aranması gereken önemli bir sorudur. Herkesin kendisine göre bir cevabı olmalı. Öncelikli olarak buradaki faktörleri iki kategoride incelemememiz gerekir. Şahsi düzeyde nedenler ile siyasi düzeyde nedenler. Kısaca kaybın siyasi nedenleri olduğu kadar şahsi nedenleri de bulunuyor. Şahsi nedenlerin başında Trump'ın sınırsız öz güveni geliyor. Fazla öz güven ahmaklığa delalet eder. Elbette öz güven hepten zararlı değildir. Dengede durursa müspet akisler meydana getirir. Lakin diğer faktörleri hesaba katmayan bir özgüven insanı hesapsızlığa ve boşluğa düşürür. Nitekim de öyle olmuştur. Amiyane bir benzetme ile Trump da tipik bir "Sakar Şakir" sendromu bulunmaktadır. Elindeki güçle her şeyi yapabileceğini vehmetmekte ya da ummaktadır. Mesela bu sürecin azille bitip bitmeyeceğini merak ediyor ve Demokratların böyle bir yola sapması halinde Demokrat Parti'yi bitireceğini, kazıyacağını söylemiştir. Bu tehdidi ikaya kadir midir, değil midir bilinmez. Lakin üslup tipik bir Sakar Şakir üslubudur. O da kafası bozulduğu kişiyi satın alacağını söylemektedir. Daima üst perdeden konuşmaktadır.

İkinci defa iktidara geldiğinde neredeyse dünyayı sallıyordu. Her yere ve her şeye el koyacaktı. İran da duvara tosladı ve nefesi kesildi. Bush da BOP projesinde Orta Doğu'ya el koyacaktı ama olmadı. Sakar Şakir'in sigaradan çıkardığı yangınla alakalı 'bu yangın İstanbul'u da götürür' dedikleri gibi Trump da neredeyse dünyayı yangın yerine çevirecekti. Netanyahu ile Trump kundakçılar olarak tarihe geçecekler. İkisi de bir zafiyet karinesi olarak övülmekten çok hoşlanıyorlar.

Meselenin politik yönüne gelince… Bu hususta iki görüş var. Bunlardan birisi John Bolton'un analiz veya tespitleridir. Trump'ın İran'a plansız ve programsız bodoslama daldığı değerlendirmesidir. Hedef bankası oluşturmadan ve önceliklerini tespit etmeden zikzaklarla yoluna devam etmiştir. John Bolton stratejik bir planı program olmadığından lanettayin ya da gelişigüzel bir şekilde savaşa giriştiğini veya tutuştuğunu düşünmektedir. Don Kişot gibi adeta belirsiz hedeflere ve yel değirmenlerine savaş açmıştır. Kendisi de seçimleri kaybetmesinde İran faktörünün etkili olduğunu kabul etmiş ama saldırmakla yanlış yapmadığını da söylemiştir. Oysa savaşa başvurmakla yanlış yapmıştır. Eski anlaşmayı tadil edebilir ya da bu yönde İranlılarla müzakere isteyebilirdi. İranlılar eski anlaşmanın yıkılmasına kabul ekmeseler bile yine de savaşa gerek yoktu. Savaş motivasyonu Netanyahu kaynaklıdır. Amerikan halkını kızdıran da Netanyahu veya İsrail'e bağımlılık görüntüsüdür. Feridüddin Attar'ın Hz. Mevlana henüz küçük bir çocukken babası Bahaeddin Veled'in arkasından yürüdüğünü gördüğünde şu benzetmeyi yapmıştır: "Hayret! Bir nehir arkasından koca bir denizi sürükleyerek gidiyor!" Bu misal Netanyahu ile Trump ilişkisini yeterince izah eder. Bazen bu meyanda farklı bir benzetme daha kullanılır: Devin tepesindeki cüce!

Kaybın siyasi nedenleri arasında İran savaşı ve İsrail bağımlılığı geliyor. Nitekim, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin Kongre'nin iki kanadında da çoğunluğu kaybetmesinin temel nedeninin İran Savaşı olduğunu söyledi. Bu nedenle de İran'da 'seçimlerin galibi biziz' nutukları atılıyor. İsrail de ise seçimleri Netanyahu ve cephesinin kaybettiği varsayılıyor. Amerikan seçimleriyle birlikte Netanyahu elindeki aparatı kaybetmiştir. Daha doğrusu Trump'ın Netanyahu'nun arkasından sürüklenmesi seçimlerde negatif bir etki meydan getirdi. Filistinliler arasında da bu düşüncede olanlar var. Cemal Sultan gibi bazıları da buna itiraz ediyor. Biden ile Trump arasında Filistin meselesi karşısında fazla bir farkın olmadığına dikkat çekiyor. Gerçekten de sağ sol ideolojiler birbirlerine benzediler. İdeolojik mesafe kapandı. İsrail de Eisenkot ile Netanyahu arasında kayda değer bir fark görülmüyor. ABD'de de Demokrat Parti ile Cumhuriyetçi Parti arasında sınırlar eriyor, kalkmışa benziyor. Mesela Trump değil de Kamala Harris seçimleri kazansaydı ABD'nin İsrail karşısındaki tutumu ne olurdu? Ne değişirdi? En azından selefi Biden gibi Trump'ın politikalarını daha sessiz biçimde yürütürdü.

Seçim değerlendirmelerinde gerek Clinton gerekse Obama'nın açıklamaları gerçekleri aksettirmiştir. Trump savaş açarak ne kazandı? Elbette Clinton'ın Irak politikasında Obama'nın da İran politikasında gedikler vardı, bölgede acılar yaşanmasına neden oldular. Elbette tam hakkaniyet prensiplerine riayet eden ve adaleti gözeten siyasetçi pek az. Bunlar kibrit-i ahmerden de daha seyrek!

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

Mustafa Özcan

Mustafa Özcan Diğer Yazıları