Mustafa Özcan
7.04.2026
Mustafa Özcan
Batılı zaferlere bina etmek
Tüm Yazıları

Batılı zaferlere bina etmek

1922 yılında Bediüzzaman çağrılı olduğu Ankara'ya ayak bastığında ummadığı bir havayla karşılaşır. Yunan'a karşı kazanılan zafer havasıyla farklı rüzgarlar estirilmektedir. Şeyhü'l-İslam Mustafa Sabri de eserlerinde zafer havasının reform havasına ve dalgasına alet edildiğini ve dönüştürüldüğünü anlatır. Zaferden elde edilen hava ile dinde reformlara/inkilaplara gidilmektedir. Nitekim selefleri İttihatçılar da Çanakkale'deki başarılardan sonra aynı yolu denemişlerdi. Bediüzzaman Ankara'da aradığı havayı bulamayınca Van'a geri avdet eder ve kuşe-i uzletine çekilir.

Mesela Enver Sedat, 1973 yılında Ekim ayında gerçekleşen Yahudilere göre Yom Kipur Savaşı Müslümanlara göre ise 10 Ramazan harbinde asimetrik neticeler elde etmiştir. 1981yılında, savaşın yıl dönümünde de kaderin bir cilvesi olarak öldürülür. Zaferi derinleştirme yerine değil, kullanmaya kalkışır. Mısır savaşta üstünlük kurmuştur. Musa Sabri gibi gazetecilere göre bu savaşla İsrail efsanesi bitmiştir! Bu zafer havasını istismar ve tavzif eden Enver Sedat bunu İsrail ile normalleşmeye vesile kılar ve basamak yapar. Bu nedenle de merhum dostumuz Muhammen Han Kayani bu savaşın şike bir savaş olduğu kanaatine varmıştır. Mısır'a üstün gelme şansı tanınarak tarihin mecrası değiştirilmiştir. Akabinde süreci Knesset ziyareti ve Camp David anlaşması tamamlar. İsrail savaş ile kaybettiğini barışla kazanmıştır. Zafer doğru yönde değil yanlış yönde kullanılmıştır. Dolayısıyla bu tür zaferler davaya değil siyasi çıkarlara hizmet etmiştir.

Mısırlı müfessir Muhammed Mütevelli Şaravi, 1967 yılında İsrail karşısında Nasır, yenilgiye uğrayınca şükür secdesine varır. Kadir Mısıroğlu'nun 'Yunan zaferi' benzetmesinde olduğu gibi bu durum çoklarının garibine ve hatta ağrına gider.

Muhammed Mütevelli Şaravi davranışını şöyle izah eder: Faraza Nasır zafer kazansaydı bu zafer İslam'ın hesabına alınmayacaktı ve İslam'ın zaferi değil sosyalizmin zaferi olarak telakki edilecekti. Kitleler nezdinde bu şekilde makes bulacaktı. Halk sosyalizme ısındırılacaktı. Kitlelere sosyalizm ile uyuşturulacak ve bu doktrin telkin edilecek ve sevdirilecekti. Benim şükür secdesine varmamın nedeni işte budur. Çoklarını sahte zafer sarhoşluğundan kurtarmıştır. Bazları kamuoyu savaşını görmezlikten geliyor!

Nitekim kimi Fransız bilgeler ve hak aşıkları Orta Çağ'da, Puvatya Savaşı (732) ile İslam'ın Avrupa'da ilerleyişinin durdurulmasını kabus olarak telakki eder. İslam'ın bu savaşla Avrupa kıtasında ilerleyişinin durdurulması kabusun devamı anlamına geliyordu. Bu zevat 'keşke Fransa yenilseydi de İslam gelseydi' diye iç geçirmiştir. Bu zaferlerin zahiri parlak batını ise hezimettir. Müslümanların aleyhindeki bu sonuç manevi zaferi gölgelemiştir.

İran ile karşıtları arasındaki savaşta zımni olarak psikolojik çekişme ve propaganda savaşı da yürütülmektedir. Bunu göz ardı edemeyiz. İran ile ABD-İsrail savaşında İran'ın zafer kazanması muhal olsa da sonuç itibarıyla direnişi de zafer gibi sunuluyor ve takdim ediliyor. Şüphesiz bu İslam hesabına değil mezhep hesabına işlenecek ve yazılacaktır. Aksi takdirde mübalağaya gerek kalmazdı. Biz İran'ın zaferini kıskanmayız lakin yanlışa alet edilmesine de onay vermeyiz. Dolayısıyla istismarcı ve mübalağalı yaklaşımlarla direnme azmini zafer olarak takdim edilmesine de karşı çıkarız. Habbeyi kubbe yapmanın da bir alemi yok. Kısmi bir başarı bile mezhep propagandasına alet ediliyor.

Mesela El Cezire Kanalı, İranlı ekran yıldızı ve tele yorumcu Hasan Ahmediyan'ın ekranlarında arz-ı endam etmesine izin veriyor. Bu nedenle de kanalın işlevi sorgulanıyor. Zira hem hakikatlere sadık kalmıyor, gerçekleri saptırıyor hem de mübalağalı bir dil kullanıyor. Habbeyi kubbe yapıyor; İran'ın başarılarını abartarak anlatıyor. Böylece sahte bir zafer havası veriliyor. Bunun varacağı netice bellidir. Direniş ve mezhep parlatılacak ve Sünnilik ise yerilecektir.

Peşinen şu bilinmelidir ki, İsrail'in sonu Türk-Arap ortaklığıyla şekillenecektir. Bunda İran'ın hiçbir rolü olmayacaktır. Allahu a'lem; İran'ın akıbeti Salahaddin'in elindeki Fatimilerden farksız olacaktır.

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

Mustafa Özcan

Mustafa Özcan Diğer Yazıları