Bidatkar rejimler skalası
Hadiste belirtildiği gibi 'peygamberlik yöntemi üzerine hilafet'in dışında kalan bütün yönetim şekilleri, kategorileri skala biçiminde uydurma veya bidatkar rejimler sınıfına girmektedir. Peygamberlik yöntemi üzerine hilafet ise şuraya dayalıdır. Isırıcı saltanat ve cebri yani zorba yönetimler bu bidat skalası içine girerler. Ayetullah Humeyni ise Şiilikte bile olmayan bir sistem ihdas etmiştir. Bunun üzerine bölgede bitmez tükenmez mezhep ve yayılmacılık kavgaları alıp başını gitmiştir. Avama ve tabir caizse ayak takımına bir ideoloji hediye etmiştir.
ABD 1950 sonrasında 35 milyon insanı öldürmüştür. Bunların kahiri ekserisi Müslümanlardır. İran ise 1979 yılından itibaren Müslüman kanına girmekte ikinci sıraya yerleşmiştir. Aksini iddia eden varsa her türlü bahse varım. İran'dan Fransa'ya kaçan eski cumhurbaşkanlarından Beni Sadr, Humeyni'nin İran'a döndüğünde Fransa'da söylediklerinin tamamının hilafına uygulamalar ortaya koyduğunu belirtmiştir. Yetkileri tekelde toplamıştır. Komşuları için milli güvenlik ve dini güvenlik sorunu haline gelmiştir. Şia'da Humeyni'den önce zaman zaman sosyal veya içtimai velayet anlayışına rastlansa da siyasi alanı da kapsayan mutlak velayet anlayışı yoktur. Lübnanlı Şii din adamlarından Şeyh Meysem İsa velayet-i fakihin Humeyni'nin uydurması bir bidat rejim olduğunu ve Şia'da bir temeli bulunmadığını ifade etmiştir. Bununla Humeyni yeni bir bidat çığır açmıştır.
Bu bidatıyla birlikte İslam dünyasını bir çıkmaza sürüklemiştir. Huzur bırakmamıştır. Velayet-i fakih sadece siyasi değil dinde de bir sapmadır. Nitekim uçarı Şii din adamlarından Misbah Yezdi velayet-i fakihin velayet-i ilahi olduğunu ileri sürmüştür. Dolayısıyla onlara; din adamlarına karşı çıkmak aynı zamanda Allah'a karşı çıkmaktır. Bu suretle yönetimlerine, icraatlarına ismet karinesi atfetmişlerdir. Şura yerine Allah'a dayalı bir sistem vazetmiş veya öngörmüşlerdir. Hukuk ilahi kaynaklı olmakla birlikte idare beşeridir.
Son sıralarda yeniden görünür hale gelen Ali Şeriati'nin halefi sayılan Abdulkerim Suruş 'Kelam-ı Muhammed Rüyayı Muhammed' adıyla yeni bir kitap yazmıştır. Vahiyle ilgili anlayışını dile getiriyor. Bu münasebetle görüşleri tekrar yakın plana çıkmıştır. Humeyni hakkında 'Şia gali bud' diyor. Yani Humeyni'nin "gulat-ı Şia" anlayışında olduğunu savunuyor.
Hem dini yönüyle hem de siyasi yönüyle Humeyni aşırı bir Şii anlayışı temsil etmektedir. Bu yönüyle Said Havva'yı tasdik etmektedir. Onun Humeyni hakkında küçük ama esaslı bir risalesi var: 'İtikatta sapma, siyasi tutumlarda sapma!' Kimileri Saddam ile kader birliği yaptı diye Havva'yı hor görebilir ve taşlayabilir. Lakin İran rejimi hiçbir zaman Esat'larla yollarını ayırmamıştır. İran'ın peşinden gidenler bunu hiç sorgulamamıştır. Misbah Yezdi'ye göre velayetçiler amellerini Allah'a nispet etmişlerdir. Iraklı ayetullah Hüseyin Müeyyed de velayet-i fakihin geç dönem bir Safevi projesi olduğunu ve buna ön verilmesinin Amerikalıların stratejik hatası olduğunu söylemiştir (https://www.facebook.com/groups/177202132666020/posts/2730234330696108/). Bu teori bölgede ve dünyada huzur bırakmamıştır.
Esat rejimi destekçilerinden veya İran eksenine dahil isimlerden Lübnanlı Dürzi Viam Vehhab 'Şia bölgeye Amerikalılarla 20 yıla yayılan ittifakları sayesinde sızabildiler' demektedir.
Bu tespit karşısında insan ancak şunu söyleyebiliyor: Şehide şahidun mih ehlihi.
Aralarından biri (hakka) tanıklık etti! İran rejimi totaliter karakterli bidat rejimler zümresine girmektedir. Son süreçte kendi halkından 35 bin kişiyi öldürmüştür. Bunlar da bakıp da görmediklerimiz arasına girmektedir.
Ama elbette şimdi İsrail-ABD ekseni karşısında nefs-i müdafaa halindedir.
Mustafa Özcan
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.