Arama

Zikreden ufuklar

Zikreden ufuklar

'İhtilafı metali' yani güneşin ve ayın doğduğu konum, mevkii, mekanların değişmesi itibarıyla-ki bunun nedeni de dünyanın kendi etrafında devranıdır- yerküre de aynı anda sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı ezanlarını idrak etmektedir. Yerkürenin etraf ve bucaklarında ezan ve namaz vakitlerinin olmadığı bir an dilimi dahi yoktur. Yerküre kocaman bir mescit ve bu mescidin etrafında insanlar daim zikir halindedir. Mehmet Akif merhumun ile ilgili şiirinin mısralarını yorumlayan ilginç bir noktaya temas eder ve şöyle der: Evet camiin içi, aşığın coşkun kalbi gibidir. Çünkü oradan beş vakitte binlerce zikir, tespih, tahmid ve şükür göklere yükselmektedir. Evet, her cami, ihtilaf-metali dolayısıyla günün her bir anında ve saatinde aktif haldedir. Günün her anında bütün dünyadaki camiler, ezanla, kametle, namazla, tespihle, dua ile zikir ile, Kur'an ile meşgul ve dopdoludur. Hakk'ın zikredilmediği bir an dilimi bile yoktur. Geceyi gafletle geçiren binlere karşı, geceleri Hakk'ın rızası için seher vaktine kadar çalışıp, gün doğduktan sonra kısa bir zaman için istirahate çekilenlerin sayısını ise ancak Allah bilir…" Kozmolojik sistem nedeniyle yerkürenin her yerinden her vakitte(saniye, salisede) hak sedaları göklere yükselmektedir. Kainat devran ederken Hak sedalarıyla inlemekte ve düet halinde bulunmaktadır. Tespihler birbirine karışmaktadır. Her yerde onun sedaları işitilmektedir. Yerkürenin köşe bucaklarından hak nidaları ve avazları yükselmektedir. Ezan da hak sedalarından birisidir.

Yine Akif'in veciz ifadesiyle, Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, Ebedi, yurdumun üstünde benim inlemeli.

SEHERLERİN SONSUZ DEVRANI

Yine ihtilafı metalii/doğuş mevzileri nedeniyle seher vakitleri de yerküre üzerinde sürekli olarak devran etmektedir. Yerküre bir an olsun bile seherlerden mahrum bulunmamaktadır. Seherlerin kıymeti hakkında birçok asar varit olmuştur. Bunlardan birisi de Ebu Hureyre'den mervi olan hadistir ki, şöyledir: Rabbimiz –Tebareke ve Teala- her gece dünya semasına iner ve gecenin son çeyreği kaldığında şöyle nida eder: Kim dua ederse ona icabet ederim, kim benden isterse ona istediğini veririm, kim istiğfar eder ve bağışlanmayı murat ederse, onu bağışlarım.

Bu hadisle alakalı olarak bazı Hanbeliler hadisi zahirine göre anlamışlardır. Bu da Allah'ı kullarına teşbih etmek benzetmek ve Allah'ı cisimlendirmek kabilinden olur. Allah zaman ve mekandan münezzehtir zira varlığı sonradan olanlardan farklı ve onlara muhaliftir (leyse kemislihi şey). Fahreddin Razi'den çok sonra da olsa meşhur Seyyah İbni Batuta, Şam Camii'nde (Emevi Camii) hitap eden İbni Teymiye'nin bu hadisi şerh ederken minberin basamaklarından iki adım indiğini ve Allah'ın da semadan böyle indiğini söylediğini rivayet eder. Bu rivayeti destekleyenler olduğu gibi itiraz edenler de olmuştur. İtiraz edenlerden birisi olan meşhur muhaddis İbni Hacer el Askalani'dir ve İbni Batuta'nın verdiği tarihin tutmadığını zira minberde olduğunu tasavvur ettiği İbni Teymiye'nin o sıralarda ve o yılın ramazan ayında yani denilen vakitte Şam Kalesinde hapiste olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte ondan önce ve sonra bazı müşebbihe ehlinden olan Hanbeliler 'sülüsü'l leyl/seher vakti' ile ilgili hadisi zahirine göre yorumlamışlardır. Bu yorum ise sünnetullah ve ontolojik sisteme aykırıdır.

İbni Teymiye'nin nüzül hadisiyle ilgili müstakil bir risalesi de vardır.

Meşhur kelamcı ve müfessir Fahreddin Razi ise konuyla ilgili yine ihtilafı metalii ile bağlantılı olarak hadisin zahiri üzerine alınamayacağını, tasvirin mecaz olduğunu zira dünyanın kendi yörüngesi etrafında dönmesiyle ihtilafı metali oluştuğunu ve gecenin son üçte birinin hiç kalkmadığını yerküre ile birlikte deveran ettiğini ifade etmiştir. Esas et Takdis adlı muhteşem risalesinde bu meseleye parmak basmış, tartışmış ve nüzülün kişiye göre olduğunu yoksa dünyaya göre olmadığını beyan etmiştir. Zira dünya deveran ettikçe 'sülüs el leyl' yani gecenin son üçte biri kum tepecikleri gibi bir yerden kalkmakta öbür yere intikal etmektedir. Bu da Allah'ın semaya bir daha hiç çıkmadığı hep yeryüzünde kaldığı anlamına gelir ki, bu hadisin ifade tarzına uygun değildir.

Buradan da şu neticeye varıyoruz: Yeryüzünde ne gece ne de son üçte biri ya da seher vakti bitiyor. Kullar ise nöbetleşe bir biçimde seher vaktini idrak ediyor ve dünya döndükçe seherler de ihya ediliyor. Dünyanın devranı nedeniyle ibadet vakitleri hiç bitmediği gibi insanlar ibadet yerlerinde nöbetleşiyorlar. Yine gecenin son üçte birinde Allah'a niyazlar da hiç kesilmemektedir. Yani dünya her daim secde halindedir.

Bu vakitlerden mahrum olmamak gerekir. Bir ilahide de buna vurgu ve tembih vardır:

Yatma seherde

Uğrarsın derde

Söyle her yerde

Elhamdülillah

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN