Arama

’den ’e

Halil Hamidi’den Abdulgaffar Aziz’e

Haber siteleri /Lahor merkezli Cemaat-ı İslami Genel Sekreter Yardımcısı Dr. 'in ölüm haberini geçtiklerinde doğrusu inanmakta zorlandım, şaşırdım. Bir gün öncesinde 92 yaşını görmüş ulu çınar Mehmet Fırıncı abinin Eyüp'te kılınan cenaze namazına iştirak etmiştik. Abdulgaffar Aziz çok genç görünüyordu bu nedenle erken ölümüne anlam veremedik. Elbette ölümün yaşı yok. Haber sitelerinde vefat nedeni yer almamıştı. Lakin taziye haberinden birinde bu merakımız zail oldu ve menhus kanser hastalığı illeti nedeniyle vefatını öğrenmiş bulundum. İnşaallah çektiği acılar ahiret hayatında azığı olur.

Gerçekten de genç görünüyordu. Onunla birebir görüşmüş olabiliriz ama daha ziyade kendisini ekranlardan hatırlıyorum. Bangladeş'te Cemaat-ı İslami liderlerine yönelik zalim kampanya sırasında ve Pakistan'la ilgili gelişmelerde birçok kez TRT Arabi ekranlarında ekranın iki ucunda yüz yüze gelmiştik. Ekranlardan birbirimize aşina idik. Arapçayı talakatla yani akıcı bir biçimde konuşuyordu. Daha sonra taziye haberlerinde başta Kardavi olmak üzere İhvan fikir liderlerinin onunla tanışıklığını okuyunca Arap dünyasıyla iç içe olduğunu fark ettim. Dolayısıyla Arapçayı akıcı bir şekilde konuşmasını buna borçlu olmalıdır. Vasfi Ebu Zeyd ve Muhammed Muhtar eş Şankiti gibi genç ve yaşlı İhvan kuşağı ölümünden sonra eski dostları olarak taziyelerini paylaşıyorlardı. Abdulgaffar Aziz bir müddet Katar'da da bulunmuş.

Pakistanlılar ağır, karizmatik ve vurucu isimler kullanıyorlar. Abdulgaffar Aziz ismi tam da Pakistanlıların isim tablosunu yansıtan isimlerden birisidir.

Abdulgaffar Aziz bana Mevdudi'nin sekreteri Beyi hatırlattı. Halil Hamidi dost canlısı ve gayet sıcakkanlı birisiydi. Her ikisi de Cemaat içinde Arapçayı bihakkın ve talakatla konuşan zevat arasındaydı. Cemaat-ı İslami'nin Araplara bakan yüzü oldular. Hamidi, hayatı boyunca daha doğrusu 1979 yılına kadar Ebu'l A'la el Mevdudi'nin gölgesi olmuştur. Yolculuklarına eşlik etmiştir. Kendisiyle Türkiye'ye gidip geldikçe karşılaşır ve kaldığımız ya da bir önceki görüşmemizde kaldığımız yerden sohbetimize devam ederdik. Fıtri ve sevecen bir insandı dolayısıyla yanında vaktin nasıl geçtiğini anlayamazdınız. 14 yaşından itibaren kendisini İslam davasına adamış heyecanlı ve himmet ehli birisiydi. Nüzül-ü İsa ile ilgili mühim bir eseri (et-Tasrih bima tevatera fi nüzuli'l-Mesih ) bulunan Enver Şah Keşmiri'den de talebeleri arasında sayılıyor ve ondan dersler de almış. Arapçayı iyi bildiğinden dolayı Mevdudi'nin postacısı, mesajcısı olmuş ve bu vesile ile birlikte dünyayı turlamıştır. Lahor'da Daru'l Arube'nin çıkarmış olduğu Arapça dergisinde yazıları olurdu. Oradaki yazılarından da konuşması gibi yazı dilinin de gayet akıcı olduğunu fark ederdiniz. Gayet seyyal ve akıcı bir dili vardı. Düzenli olarak Lahor'da Mansura bölgesinde Cemaat tarafından yayınlanan Al Mansura dergisini takip ederdim. Ayrıca yine aynı cemaatin Keşmir üzerine tematik olarak yayınladıkları Keşmir el Müslime dergisini takip ediyordum. Orada cemaatin temsilcileri Elifüddin Turabi ile Abdurreşit Turabi'nin yazılarını da gözden geçirirdim. Turabi'lerin soy isimleri bir olsa da akrabalıkları yok. Bununla birlikte dijital asra geçildikten sonra bu gibi dergilere ulaşamaz olduk ve zamanla koptuk. Dijital çağda matbu dergi ve gazeteler eski ehemmiyetlerini kaybettiler. Bunun yerine dergiler ve gazeteler siber alana taşındılar ve bu nedenle de dergileri eskisi gibi takip edemez hale geldim. Bunun tek faydası belki evde yer kaplamamaları olmuştur. Hayatımız kesintilerle düzenleniyordu. Birkaç defa taşınmamız ve adres değişikliğine gitmemiz dergilerle irtibatımızı zayıflattı. Eski adreslere giden dergileri takip edemez hala geldim.

İnternet üzerinden yayınlanan dergileri de takipte zorluk çekiyorduk. Ya da onlar tam düzene girmemişlerdi.

Bir de 25 Kasım 1994 tarihinde beyin bir trafik kazasında veriminin zirvesinde vefatı gibi unsurların araya girmesiyle bağlantılarımız iyice koptu ve ve zayıfladı. Bizde de 28 Şubat süreci gibi süreçler baş gösterdi ve son himmetlerimizi de kırdı geçirdi. Dolayısıyla eski dostlarımız ve fikri bağlantı noktalarımızla ilişkilerimiz gevşemişti. Hayatın kahırları arasında dağıldık gittik. Damağımızda sadece eski ilişkilerin unutulmaz tadı kaldı. Hamidi, Mevdudi'nin hayatındaki önemli duraklarda hep yanında olmuştur. Bunlardan birisi de 1960 yılında Medine İslam Üniversitesinin kurulma fikri ve çabasıdır. Mevdudi'ye Gulam Muhammed de eşlik etmektedir. Üniversitenin kuruluşu ile ilgili bir fikir jimnastiği yapılır ve bunu yapanlar arasında Suudl Arabistan Vehhabi ulemasından Şeyh Muhammed Bin İbrahim, Şeyh Abdullatif Bin İbrahim'in yanında Hindistanlı Ebu'l Hasan en Nedevi ve Muhammed Ali Harekan gibi muayyen zevat da bulunmaktadır. Mevdudi'nin projesi ufak tefek tadilatla birlikte kabul edilir ve üniversite tesis aşamasına gelir.

RABITA'NIN KURULUŞUNDA

1962 yılında rejimi kabaran sosyalizm dalgası ve ateizm ve fesat cereyanı karşısında irkilir ve bunlarla baş etmek için çareler arar. Bu çareler sırasında ortak bir mukabele organı olarak Rabıta adlı kuruluşun tesisi ve hayata geçirilmesi de gündeme gelir. 1962 yılında Hamidi, Mevdudi ile birlikte hacca gider ve Kral Faysal hac mevsiminde İslam konferansını toplantıya çağırır ve ateizm ve bozgunculuk dalgasına karşı ne yapılması gerektiği gündemiyle toplantı akdedilir. Sosyalizm ve komünizm dalgası giderek kabarmakta ve fikri cephesini genişletmektedir. Nasır gibi bazı Arap ülkelerinin liderleri de kendilerini bu dalgaya kaptırmışlardır. Rabıta Mekke merkezli olarak faaliyete geçer. Kurucuları arasında Türkiye'den Salih Özcan'ın da bulunduğu zümre içinde Halil Ahmet Hamidi, Mevdudi ve Ebu'l Hasan en Nedevi gibi şahsiyetler yer almaktadır. Muhammed Emin el Hüseyni, Mekki Kettani, Abdullah Kalkayli, Abdurrahman el Eryani, Beşir el İbrahimi, Muhammed Hasaneyn Mahluf, Allal el Fasi, Abdullah Kenun, Tahir Bin Aşur, Müfti Mahmut, Abdulaziz Bin Baz da diğer bazılarıdır.

O dönemlerde Irak'ta da bilhassa Şiiler arasında sosyalist dalga yayılmaktadır. Bu nedenle Irak Müftüsü Emced el Zehavi toplumun bütün dinamik kesimleriyle temas kurar ve sosyalizm, Masonluk ve Siyonizm cereyanları karşısında ortak cephe kurmanın çarelerini arar. Şii dini liderlerle görüşür. 1962 ve 1965 tarihlerinde iki kez beraberindeki heyetle birlikte aynı gayeyi gerçekleştirmek amacıyla Suudi Arabistan'a gider ve Bin Baz ve diğer Vehhabi ulemasıyla görüşür. Bununla birlikte ez Zehavi büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Zira vahdet görüşmesine ayrılık gölgesi düşmüş ve korktuğu başına gelmiştir. Bin Baz'ın talebeleri hilafiyat meselelerini kaşırlar ve meclis çekişmeye sahne olur. Böylece amacın hilafına bir durum meydana gelir. Burnunun dibini görmeyen bu adamlarla birliği görüşmek ve konuşmak beyhude ve anlamsız görünmektedir. Nitekim bu tarihten 58 yıl sonra Suudi Arabistan ile Rabıta'nın kurucuları arasında yollar ayrılır. Rabıta Siyonizmin hizmetine girmiştir. Yani kısaca aslına ve köklerine avdet etmiştir. Nitekim, Rabıta'tü'l Alem el İslami'nin Genel Sekreteri Suudi Arabistan eski Adalet Bakanı Muhammed el İsa Polonya'da Holokost kampı olarak anılan Auschwitz-Birkenau'yu ziyaret ederek burada toplu namaz kılar (https://www.bbc.com/arabic/trending-51239625). Nereden nereye! Suudi Arabistan rejimi bugün İsrail ile birlik noktalarını ararken İslam alemiyle ayrılık noktalarını kaşımaktadır.

HUMEYNİ İLE GÖRÜŞME

Mevdudi İran Devrimine tanıklık etmiştir. Lakin aynı yıl tedavi olmak için gittiği ABD'de vefat eder. Dolayısıyla sağlık sorunları devrim ve devrimle ilgili gelişmeleri yakından takip etmesine imkan ve fırsat vermemiştir. İslam alemini sevindirmiş ve bu vesile ile İslam aleminin iki yakasının bir araya gelebileceği ve tarihi ayrılıkların son bulacağı umudu yeşermiş ve doğmuştur. Humeyni'ye giden heyetler arasında karma bir İhvan heyeti de vardır. Hamidi'nin beraberinde , Cabir Rızk, Abdurrahman el Halife gibi zevat vardır. Bunlar toplu halde Humeyni ile görüşürler. 1979 yılında devrimden sonra görüşme gündemi 1962 yılında Rabıta'nın kuruluşu sırasındaki gibi yine ağyara karşı birlik fikri ve arayışıdır. Müslümanların birliği için çalışma noktasında Humeyni ile anlaşırlar. Tek bir ümmet olarak tek bir çatı ve sancak altında bütün İslam düşmanlarına karşı ortak mukabele noktasında ve çekişme ve ayrılık ikliminden kaçınmak üzere mutabakata varırlar. Sekterizm ve mezhep taassubundan kaçınmak üzere sözleşirler. Lakin Said Havva Humeyni'yi çözmüştür ve henüz konuşmanın dumanı tüterken Humeyni ile ilgili bir risale kaleme almıştır. Humeynicilik: İnanç ve Tavırda Sapkınlık adlı bu risale küçüklüğüne rağmen ciltlerle bedel bir kitaptır. Muhibbiddin el Hatip'e ait El Hutut el Arida (Genel Hat) risalesiyle birlikte uyarıcı bir görev üstlenmiş ve sahadaki bir açığı kapatmıştır.

Halil Ahmet Hamidi Mevdudi'nin tercümanları arasındadır ve Mesut Alim en Nedevi ve Muhammed Asım Haddad ile birlikte Mevdudi'nin eserlerini Arapçaya kazandırmıştır. Hurşit Ahmet ise genellikle İngilizceye çevirmiştir.

Rahmetli Hamidi'nin İslam ve Cemaat-ı İslamiye ile alakalı 6 kadar eseri vardır. hatta Vehhabiler Cemaat-ı İslamiyi Pakistan ve Hint Alt kıtasında uzantıları arasında saymışlardır. Arada bazı köprüler olsa da umum ve husus farklar da vardır. Kimileri de Lübnan'daki Cemaat-ı İslamiye ile Pakistan'daki Cemaat-ı İslamiyi birbirine karıştırmıştır. Müslüman Kardeşler yasal zeminde kalmak ve faaliyetleri için her ülkede farklı tabela ve isimler altında faaliyet yürütebilmektedirler. Lübnan'da da böyle olmuştur. Lakin hepsi ana gövdenin ve cemaatin yerel temsilcilikleridir.

Halil Ahmet Hamidi ile Abdulgaffar Aziz bağlaç ve sıla şahsiyetlerden idiler. Zamanı ve insanları birbirine bağlayan ve kaynaştıran köprü isimler arasında yer almışlardır. Birbirine halef selef oldular. Mekanları cennet olsun…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN