Arama

Bulaşıcı sosyal hastalıklar

Bulaşıcı sosyal hastalıklar

Hastalıkların bulaşıcı olup olmaması kaderle bağlantılı yönüyle alimleri ikiye bölmüş, düşündürmüştür. Esasında da dahil kainatta Allah'ın dışında her şeyin mukayyet olduğunu bilirsek meselenin tartışılacak bir yönü kalmaz. Tartışma lafzi düzeyde kalır. Merkeze Allah'ı aldığınızda sebeplerin tesiri sınırlı kalır. Merkeze insanı alırsanız bu durumda da Allah'ın tasarrufu sınırlanır.

Mukayyet alan aynı zamanda mukadder alandır.

Bulaşıcı hastalıklar meselesinde de durum böyledir. Bir başka boyuttan bakacak olursak; virüsler de Allah'ın ordularından bir ordu sayılır. Dolayısıyla kainatta Allah'tan bağımsız bir şey yoktur. Beşerin cuz'i iradesi vardır ve kader sofistikedir. Bulaşıcı hastalıklar Allah'ın has kullarına da isabet eder ve onların derecelerini şehadet mertebesine kadar yükseltir. Amvas adıyla anılan Hicri 18'inci yılda yaşanan Hazreti Ömer dönemindeki bulaşıcı salgın, 25 bin kadar- içlerinde sahabeler de olmak üzere- insanın ölümüne vesile olmuştur. Aynı yıl yağmur mevsiminin kurak geçmesi nedeniyle başka bir felaket daha yaşanmıştır bu da açlık ve kıtlık felaketidir ki buna 'am er rimade/ açlık yılı' denmiştir.

Korona virüsünde olduğu gibi sari hastalıklar ya da bulaşıcı hastalıklar sadece biyolojik alanda, düzeyde mi seyreder? Bu alanla mı sınırlıdır? Yoksa sosyal alanda da izdüşümü bulaşıcı hastalıklar var mıdır?

Sosyal Darwinizm, Darwin'in kuramının genişletilerek sosyal alana da yansıtılmasıdır. Yani, bireysel organizmalar arasındaki rekabetin çevreye en uygun olanın idame etmesi yoluyla biyolojik evrimsel değişikliğe neden olması gibi; bireyler, gruplar veya uluslararasındaki rekabetin de insan topluluklarında sosyal evrime neden olduğu nazariyesi, kuramıdır.

Sözgelimi, faşizm ve nasyonal sosyalizm, insan ilişkilerinde sosyal Darwinist bir bakış açısı ile çalıştırılır. Demek ki biyolojinin ötesinde sosyal bir Darwinizm de vardır. Elbette biyolojik Darwinizm gibi sosyal Darwinizmi de reddediyoruz. Bununla birlikte tezin anlaşılmasını kolaylaştırdığından itibar etmesek de kavramına başvurduk. Bu minvalde biyolojik alanda salgın hastalıklara muvazi ve paralel olarak sosyal alanda da bulaşıcı hastalıklar vardır. Burada bulaşıcılık organik değildir. Kitle psikolojisiyle alakalıdır. Mesela İbni Haldun mağluplar galipleri taklit eder derken bunu kastetmiştir ve kitleler insiyaki biçimde üstün gördüklerini yani galiplerini taklit ederler. Kültürel yönden de böyledir. Moda da kültürel boyutlar taşıyan sosyal bir salgındır veya fenomendir.

Taklitçilik bir sosyal hastalıktır. İnsanın reşit, akıl baliğ olmasını engeller. Kısaca İlhanlılar galip oldukları halde 90 yıl içinde İslam içinde erimişlerdir. Romalılar askeri olarak Yunanlıları yendikleri halde kültürleri karşısında teslim olmuşlar, edilgen kalmışlardır. Roma askeri deha iken Atina kültürel dehadır. Demek ki galibiyet her alanda olmuyor bazı alandaki galipler diğer alanlarda yenik olabiliyorlar. Sosyal hastalıkların virüsü veya illeti sürü psikolojisidir. Sürü psikolojisi sosyal alanda ferdin bağışıklık sistemini tahrip etmekte ve onu toplum karşısında kırılgan hale getirmekte ve edilgen kılmaktadır. Ezher dergisinin eski yayın yönetmenlerinden Muhammed Ferid Vecdi 'Mühimmetü't Din el İslami/İslam'ın Misyonu ' adlı eserinde yolsuzluk ve bozgunculuğun bir sosyal virüs olduğunu ve toplumların bünyesini kemirdiğini ifade etmektedir. Virüsler gibi bulaşıcı olma özellikleri vardır demektedir ( Mühimmetü'd Din el İslami, Dar el Besair, Kahire,s: 179). Sonuçta iyilik ve kötülük bulaşıcıdır. Lakin sosyal alanın yasaları farklıdır. Bundan dolayı da temsil ve tebliğ önemsenmiştir. İnsanlar güzel örneklerden kendilerine ders ve pay çıkarmaktadırlar. Başkalarının davranışlarından etkilenmektedirler. Burada makbul olan tetkik, tahkik ve nazar yönüyle gelişen bilinçli benimseme ve tercihtir. Bundan dolayı müçtehit yanılsa da isabet etmekte veya çabasının karşılığını almaktadır.

ilk hutbesinde altın kuralları hatırlatmıştır. Güçlüyü değil haklıyı tercih etmiştir. ' Zayıf benim yanımda hakkını tahsil edinceye kadar güçlü, güçlü ise zayıftır' buyurmuştur. Allah'a isyanda kula itaat yoktur, kural gereği yöneticilere şartlı, ölçülü ve mukayyet bir itaat söz konusudur. Bu manada İslam'da itaat şartlı yani meşrutidir o da en üst merci Allah'ın kurallarına ters düşmemektir. İlk hutbesinde Hazreti Ebubekir (R.Anhu) kötülük bir toplumda yaygın hale gelirse belanın umumileşeceğini haber vermiştir. Umumi kötülüğe karşı umumi bela. Burada umumi kötülük esasında sosyal alandaki yaygın kötülüklerdir.

'in milli eğitim bakanlarından olan Tevfik İleri ' bir toplumda kötülük bir oranı aşarsa geri dönüşü olmaz, önlenemez ve kontrol altından çıkar' demiştir. Zamanla bu bir sosyolojik kural haline gelmiştir. Kimilerine göre kötülük yüzde 5'i veya 10'u aştığında artık engellenemez. Geri dönüşü olmaz devreye başka yasalar girer. Bunun için de kötülük yaygınlaşmadan toplumsal bir seferberlik gerekir. Buna da emri bi'l maruf nehyi ani'l münker diyoruz. İyilik seferberliği. Bu bir toplumsal görevdir. Burada zamanlama (timing) çok önemlidir ve kıvam vakti kaçılırsa istenilen etki veya acı ilaç da fayda vermez. Toplum görevini ihmal ederse semavi afetler devreye girer.

Kısaca bulaşıcılık biyolojik hastalıklarla sınırlı değildir bunun bir de sosyal ayağı, boyutu vardır. Bu boyut da sosyal kanunlar vasıtasıyla şekillenir. Bu yasaları vazeden de Allah'tır. Bu yasalara riayet etmemek sosyal hastalıklara davetiye çıkaracağı gibi pençesine düşmeyi de kaçınılmaz kılacaktır. Bu hastalıkların pençesine düşmek nasıl mümkün ise kaçınmak da öyledir. Burada menfi ile müspet arasındaki sınırı tayin eden kanunlar ve kıstaslardır. Ölçüye riayet meselesidir ölçüye riayet eden kaçınmış ve korunmuş olur.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN