Arama

Hayatın ritmi devam etmeli

Hayatın ritmi devam etmeli

Bizim çocukluk, gençlik yıllarımızda; o günkü bilimsel verilere göre, maddenin en küçük parçasının "atom" olduğu zannediliyordu. Sonra yeni keşifler yapıldı; atomun içinde de "nötron, proton, elektron" gibi unsurların bulunduğu tespit edilmiş oldu.

Yeni ulaşılan bilgiler yahut bilimsel veriler arasında; iki çarpıcı konu vardı. Bilim adamları, zincirleme yorumlar yapıyor; ancak, son halkayı yerli yerine koyamıyorlardı.

Birinci tespite göre; canlı, cansız diye tasnif edilen her varlığın ve gaz, sıvı, katı diye tanımlanan her maddenin içinde bir "hayat" var. Atomun çekirdeğinde nötronlar, protonlar yer alıyor; etrafında ise, elektronlar sürekli hareket ediyorlar.

İkinci tespite göre; söz konusu hareket için, ister istemez bir "enerji" ihtiyacının olduğu söyleniyor. Kaynağı bilinmeyen yahut itiraf edilmeyen bu kesilirse; elektronların atomun çekirdeğine düşeceği, maddenin "infilak" edip toz yığını haline geleceği ifade ediliyor.

bugün hangi noktaya ulaştığını, bir kenara bırakalım. Ancak, dünyanın ve insanlık âleminin ortak gündemi haline gelen "virüs belası" ve alınan tedbirler konusunda; buradan bazı dersler çıkaralım.

Görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin ve içindekilerin hayatı; sürekli canlılığı, hareketliliği gerektirir. Bu bütünün en önemli parçası olan insan ve toplum hayatı ise; bisiklete binmek gibidir.

Sürekli "pedal çevirme" eylemi içinde olmazsanız, kısa zaman içinde düşersiniz. Belki hız kesip "yavaşlama" yoluna gidebilirsiniz ama "durma" ihtimalini düşünemezsiniz.

İşte bu noktadan hareketle; "virüsle mücadele" konusunda koruyucu yahut tedavi edici tedbirler alınmalı ama "hayatın ritmi" devam ettirilmeli. İlgililer, yetkililer vites düşürerek hız kesmeyi sağlamalı; ancak, kontağı kapatıp motoru istop ettirme yoluna gidilmemeli.

Bunu yaparsak; hareket ve bereket biter, sosyal ve ekonomik canlılığı sağlayan enerjimiz kesilir. O zaman, başımıza; virüsten daha beter belalar gelir.

RİSK ANALİZİ

Öncelikle, akil ve makul olma olgunluğunu kaybetmeyecek derecede "sükûnet" içinde olmalıyız. Kişisel, kurumsal, toplumsal olarak; "panik atak" tavırlar içine girmekten uzak durmalıyız.

Hal ve gidişin, detaylı bir "risk analizi" yapılmalı. Toplam değerler açısından; "kazanç-kayıp" kıyaslaması yapılarak, zararı az faydası çok olan adımlar atılmalı.

İnsanın var olduğu günden beri; çeşitli hastalıklar, kazalar, belalar, savaşlar can ve mal kayıplarına yol açıyor. Bazıları azalır yahut yok olurken; bazıları yeni harekete geçiyor.

Bugün en öncelikli ve önemli mesele haline gelen şey; aslında ilk de değil, son da olmayacak. Sayısal verilere bakıldığında, anlaşılan o ki; muhtemelen bazı hastalıklardan, kazalardan, belalardan daha fazla can almayacak.

Bulaşıcı hastalık olmamakla birlikte; daha fazla ölümlere, zulümlere sebep olan olaylar, durumlar var. İnsanlar açlıktan, susuzluktan, yangından, depremden, fırtınadan, selden, sigaradan, alkolden, savaştan, terörden, trafik kazasından, sivrisinekten ölüyorlar.

Dünyada; geçtiğimiz yıl, çeşitli nedenlerle on iki milyonun üzerinde insan ölmüş. Bu günlerde, virüsten ölenlerin sayısı ise; yedi buçuk milyarda altı bin civarına gelmiş.

Virüsün çıkış noktası olan bir buçuk milyarlık 'de bile; seksen bir bin civarında kişiye bulaşmış. Ölü sayısı ise, üç bin iki yüz civarına ulaşmış.

Şüphesiz, "bulaşıcı" olması ayrı bir hassasiyeti gerektirir. Ancak, aşırı panikten doğacak kriz ve anarşi; daha büyük ve telafisi imkânsız kayıplara yol açabilir.

SAVAŞ STRATEJİSİ

Aslında bu işe, cephesi ve düşmanı belli bir "savaş" gözüyle bakılmalı. Savunma yahut saldırı planları, ona göre yapılmalı.

Elbette, bu savaş; top yekûn "seferberlik" ilanını gerektiriyor. Sadece ordular, yani belirli kadrolar ve kurumlar değil; hemen herkes, kapsama alanının ve sorumluluk sınırlarının içine giriyor.

Onun için; ilgililerin, yetkililerin yönlendirmelerine eksiksiz riayet etmeliyiz. Fakat aynı zamanda, tedbirde kusur etmeden hayati aktivitelerimizi devam ettirme yoluna gitmeliyiz.

Savaşın can ve mal kaybına yol açacağını herkes bilir. Buna rağmen, cephe terk edilmez; şehit ya da gazi olmak göze alınarak, düşmanla mücadeleye devam edilir.

Bu konuda; "tedbirli" olmak ile "korkak" olmayı, "cesur" olmak ile "ahmak" olmayı birbirine karıştırmamalıyız. İnsanları virüsten korumaya çalışırken; belki daha büyük kazalara, belalara yol açabilecek sosyal ve psikolojik hastalıkları bulaştırmamalıyız.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN