Arama

İfrat ile tefrit arasında savrulan kadın

İfrat ile tefrit arasında savrulan kadın

Bu günlerde, bir "8 Mart Dünya Kadınlar Günü" daha idrak edildi. Yılda bir tekrarlanan basmakalıp cümlelerle; nezaketen, siyaseten yahut hakikaten sağa-sola tebrik mesajları gönderildi.

Giderek daha fazla kanayan, hatta kaynayan bir yara; gene kilimin altında bırakıldı. Diğer bütün sıfatlarından soyutlanarak, tek boyutlu bir yaratığa dönüştürülmeye çalışılan kadının "kimlik tanımı" yahut arayışı; kim bilir hangi gelmez bahara bırakıldı.

Genel akışın yahut gidişin dışına çıkıp; biz bu yarayı biraz deşelim. Aile ve toplum hayatımızın "fay hattı" haline gelen bir meselenin; günahını da sevabını da bölüşelim.

ASLINDA OLAN NE?

Doğru soruyu soramayanlar, doğru cevabı; doğru teşhisi koyamayanlar, doğru çözümü bulamazlar. Olaylara ve durumlara "hak" ve "hakikat" penceresinden bakamayanlar; değerlendirmelerinde âdil ve makul olamazlar.

Geliniz, kanıksadığımız ve benimsediğimiz ön kabullerimizden arınmış olarak; bir temel tespitte bulunalım. Atalarımızdan arta kalan algıyı, anlayışı değil; Rabbimizin hidayet rehberi olarak gönderdiği doğruları savunalım.

Kabul ve beyan edelim ki; asırlar boyu, dini de toplumu da çoğunlukla "erkek merkezli" hale getirdik. Birlikte uçmak için var edildiğimiz hayat ufkunda; kadın ile erkek arasındaki hassas dengeyi ve uyumu yitirdik.

Onlar da karanlıkta kaybettikleri yahut elde edemedikleri bazı değerleri, aydınlıkta aramaya çıktılar. Mağdur ve mahrum edilmişliğin oluşturduğu telaşla ve tazyikle; daha büyük değerlerini geride bıraktılar.

Geleneksel yapının daralttığı helal dairesini genişletmeye çalışırken; modern dünyanın araladığı kapılardan, sınırsız ve sorumsuz sokaklara savruluyorlar. İçlerinde oluşan sosyal ve psikolojik boşluğu doldurmak için; Batı rüzgarlarının estirdiği kirli, zehirli havayı derinden derine soluyorlar.

Aslında bu, fıtrat çizgisinin ve çerçevesinin dışına çıkıp; balığı uçmaya, kuşu yüzmeye zorlamaktır. Kendi bahçemizin tohumu ve toprağı olmaktan vazgeçip; başkalarının bahçelerinde gübrelik yapmaya razı olmaktır.

ANNELİK VE ÖĞRETMENLİK

Eğitim-Bir-Sen; 12 ilde, 332 okulda, 2.717 kadın öğretmenle yüz yüze görüşerek bir rapor hazırlamış. Elde edilen verileri değerlendirerek ve yorumlayarak; bazı önemli sonuçlara varmış.

Anlaşılan o ki; kadın öğretmenler, aile hayatları ile iş hayatları arasında âdil ve makul bir denge kurmakta zorlanıyorlar. Ayrıca, aynı zamanda anne olanlar; okuldaki öğrencileri için "iyi öğretmen" olmaya çalışırken, evdeki çocukları için "iyi anne" olamamanın üzüntüsü içinde kıvranıyorlar.

Hiç şüphesiz; "Beşiği sallayan el, dünyaya hükmeder". Tarihe yön verenler; öncelikle ve özellikle anneler.

Ancak; artık anneler çalışıyor, beşikleri ücretli bakıcılar sallıyor. Devlet de bu düzeni devam ettirmek için; çalışan kadınların bebek bakıcılarına ekonomik destek sağlıyor.

Kadınlarımız, kendi evlerinin ve eşlerinin hanım sultanları olmak yerine; başka işlerin ve işverenlerin çalışanı olmayı tercih etmekte. Hanelerde huzur ve güven, sevgi ve saygı eksik olunca; gözler ve gönüller, harici çevrelere ve ortamlara doğru gitmekte.

Çoğu erkeklerin, tövbe edip abdest tazeler gibi niyet tazelemeleri gerekir. Eşlerimiz, en büyük değeri bizden görmeli; ömrümüzün ve gönlümüzün, yurdumuzun ve yuvamızın sultanları haline getirilmelidir.

Sosyal devlet de çocuğun bakıcısına değil, annesine destek olsun. Bebeklerin mideleri anne sütüyle, ruhları anne sevgisi ve şefkatiyle doyurulsun.

Sadece haftada kırk beş saat dışarıda çalışan kadınları değil; yedi gün yirmi dört saat yuvasının dişi kuşu olmak için çırpınan anneleri de "ücretli" ve "sigortalı" yapalım. Onların emeklerini ve yüreklerini ilk ve son kalemiz olan aileye, özellikle de yeni nesillerin yetiştirilmesine yoğunlaştırıp; ülkemize ve toplumumuza çağ atlatalım.

KADINA SELAM

Eğer derdimize deva olup, hayatımıza değer katacaksa; 'nü gene bekleriz. Anamız, bacımız, teyzemiz, halamız, yengemiz, baldızımız, eşimiz, kızımız, yeğenimiz, kuzenimiz olan tüm kadınlara; gönül dolusu selam ederiz:

Adım ile birlikte yazıldı senin adın; / Ben Âdem oğlu erkek, sen Havvâ kızı kadın.

Ya eşimsin ezelden, ya ebed müddet bacım; / Sağlıkta soluğumsun, hastalıkta ilacım.

Aslanın dişisisin, arının kız kardeşi; / Çadırımın direği, ocağımın ateşi.

Gönlümün dengisin sen, ömrümün ahengisin; / Gözümün aydınlığı, yüzümün al rengisin.

Yokluğunda yarımım, tek kanatlı kuş gibi; / Yazım güze dönüşür, bahar kara kış gibi.

Yılda bir anmak ne ki, günde bin selam sana; / Yuvamda Hanım Sultan, yurdumda Devlet Ana.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN