Arama

Kitap yakanlar ve kütüphane yapanlar

Kitap yakanlar ve kütüphane yapanlar

İnsanlık tarihi boyunca, "tevhid" dininin bütün peygamberlerine "vahiy" gelmiş. Yazının bulunduğu, bilindiği günlerden itibaren; ilahi emirler önce "levha", sonra "mushaf", daha sonra "kitap" haline getirilmiş.

Son peygamber Hz. Muhammed(s.a.v) aracılığıyla, insanlara hidayet kaynağı olsun diye gönderilen Kur'an-ı Kerim; doğru ve tam metin olarak elimizde bulunuyor. Ayrıca; O'na gelen ilk emrin "oku" diye başladığı ve surenin devamında "kalemle yazma" konusuna vurgu yapıldığı biliniyor.

Onun içindir ki; asırlar ve nesiller boyunca, bizim kültür ve medeniyet tarihimizin merkezine "kitap" konulmuş. Fethedilen yahut yeniden inşa edilen yerleşim yerlerinin tamamında; olmazsa olmaz birimlerden, kurumlardan birisi olarak "kütüphane" kurulmuş.

Kalemin kılıçtan keskin olduğuna inanmış; âlimin mürekkebini şehidin kanına benzetmişiz. Kütüphaneleri "ilim ve irfan merkezleri" haline getirmiş; tefekkürün, en faziletli ibadetlerden biri olduğuna iman etmişiz.

Biz, biliyor ve görüyoruz ki; "Kitaplar gerçeği söyler, kütüphaneler yalanı ortaya çıkarır". Devletler yıkılsa, milletler yok olsa bile; kitaplar ve kütüphaneler sayesinde, "toplumsal hafıza" hayatta kalır.

KİTAP VE KÜTÜPHANE DÜŞMANLARI

Bilinen tarihin hemen her döneminde; kitabın kültür ve medeniyet meyvelerinin tohumu ve toprağı olduğunu bilenler, o kültürlerle ve medeniyetlerle birlikte, kitaplarına ve kütüphanelerine de "düşman" olmuşlar. İnsanlar için "idam sehpaları" kurarken veya "toplu katliam" kararları alırken; kitaplar ve kütüphaneler için de "yakma, yıkma, yok etme" formülleri bulmuşlar.

İslam Âlemi içinde bulunan devlet ve din adamları; fethettikleri ülkelerdeki ve bölgelerdeki kitapları ve kütüphaneleri koruma altına alıp, yanlarına yenilerini eklemişler. Hıristiyan Âlemi içinde yer alan devlet ve din adamları ise; önce kitapları yakmış, kütüphaneleri yok etmişler.

Moğol işgali sırasında Bağdat'ta, Haçlı işgali sırasında Endülüs'te, Hitler faşizmi döneminde Almanya'da, Sırp işgali sırasında Saraybosna'da kitap ve kütüphane düşmanlığının en çarpıcı örnekleri yaşanmış. Irmaklardan günlerce mürekkep akmış, meydanlarda haftalarca kitaplar yanmış.

Cumhuriyet tarihinin belirli dönemlerinde, bizde de kitap ve kütüphane düşmanlığı yapıldı. Devletin ve milletin "tek parti" iktidarının tekelinde olduğu yahut dış destekli askeri darbelerden sonra ihtilal hükümetlerinin kurulduğu yıllarda; dinimizin, tarihimizin, kültürümüzün, medeniyetimizin taşıyıcı unsurları olan kitaplar atıldı, satıldı, yakıldı.

KÜLTÜR VE MEDENİYET MANİFESTOSU

Siyaset kadrolarına ve kurumlarına "tarafgir" bakma tezgâhından, tuzağından kurtulabilenler; rakiplerinin yanlışlarına şiddetle karşı çıkarken, doğrularının arkasında dimdik durabilirler. Bugün Devlet Başkanlığı makamında bulunan Sn. 'ın, icraatlarına önyargısız bakabilenler; ecdadımızın asırlar boyu "inşa" ettiği temel değerleri yahut kurumları, herkese ve her şeye rağmen yeniden "ihya" etme niyeti ve gayreti içinde olduğunu görebilirler.

Geçtiğimiz günlerde, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin tamamlayıcı unsurlarından birisi olarak inşa edilen "Millet Kütüphanesi" hizmete açıldı. Şimdilik 134 farklı dilden 4 milyon basılı eserin, 120 milyon makale ve raporun, 550 bin elektronik kitabın bulunduğu anlatıldı.

Giderek, daha da zenginleştirilip cazibesi artırılacak; ilim ve irfan ehlinin buluşma, konuşma, araştırma, geliştirme merkezi haline getirilecekmiş. 7 Gün 24 saat herkese açık tutulacak; çay, kahve, kek, simit gibi yiyecekler ve içecekler ücretsiz ikram edilecekmiş.

Ayrıca, önemli şahsiyetler tarafından hediye edilen "özel koleksiyonlar" varmış. Yurt içinden ve yurt dışından pek çok "kitap dostu"; nadide eserlerini bu kütüphaneye bağışlamak için hazırlık yapıyorlarmış.

Altını çizerek ifade edelim ki; Sn. Cumhurbaşkanımız tarafından yapılan açılış konuşması, bir "kültür ve medeniyet manifestosu" gibiydi. Endülüs'ten Tarık bin Ziyad'ın, Malazgirt'ten Alparslan'ın, Kudüs'ten Selahaddin Eyyubi'nin, Söğüt'ten Osman Gazi'nin, İstanbul'dan 'in bu güne hitap eden ortak sesi ve nefesiydi.

Âlimleri, gölgelerinden istifade edilmesi gereken "cennet ağaçları" olarak gören; kitapları ise, o ağaçların nadide meyveleri kabul eden bir kültürün, medeniyetin mensupları olduğumuzu hatırlattı. Bu kültürün ve medeniyetin; Adriyatik'ten 'ne kadar uzanan coğrafyada, inşa ve ihya ettiği külliyeleri, kütüphaneleri anlattı.

Dinlerken; geçmişimizle ilgili "iftihar" ve geleceğimizle ilgili "güven" duygularımız, düşüncelerimiz tazelendi. Akıl, fikir, gönül toprağımıza sorumluluk tohumları ekildi; bu bilgi, sevgi, şefkat, merhamet medeniyetini yeni asırlara ve nesillere taşıma aşkı, şevki, heyecanı filizlendi.

Bir benzerinin de İstanbul'da, Rami Kışlası'nın yerinde açılacağı belirtilen "Millet Kütüphaneleri"; devletimiz ve milletimiz için hayırlı olsun. Ümidimiz, temennimiz odur ki; her biri, geleceğimizi aydınlatacak ilim ve irfan merkezleri haline gelsin.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN