Arama

Zekeriya Erdim
Şubat 9, 2020
Geçmişten geleceğe “imece” ruhu
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Devlet ve millet olarak; başka ülkelerde ve toplumlarda pek örneği olmayan, bazı dillerde kelime ve kavram karşılığı bulunmayan "çok özel" hallerimiz var. Yakından görenler, uzaktan duyanlar, bir şekilde haberdar olanlar hayretler içinde kalıyor; anlamakta, kavramakta, tarif etmekte, tanımlamakta, zorlanıyorlar.

Kökleri geçmişin derinliklerine kadar inen, dalları geleceğin ufuklarına doğru yükselen "imece" ruhu, anlayışı, işleyişi; işte bu özel hallerimizden biridir. Kısaca ifade etmek gerekirse; "ben" olma seviyesinin ötesine geçip "biz" olma seviyesine ulaşarak işlerimizi birlikte ve sırayla görmek, ihtiyaçlarımızı birlikte ve sırayla gidermek, zorluklara birlikte ve sırayla göğüs germek anlamına gelir.

Bu, aynı zamanda; "sosyal ve ekonomik dayanışma" olarak da yorumlanır. Kişisel, kurumsal, toplumsal enerji "ortak akıl ve ortak ruh" zemininde çarpanlarıyla buluşturulup sinerjiye dönüştürülür; üretim ve hizmet üçe, beşe, ona katlanır.

DERVİŞ KAŞIĞI İLE KARIN DOYURMAK

Rivayete göre; dervişin birine, "sevginin dilde kalanı ile gönülde olanı" arasındaki farkı sormuşlar. "Anlatması zordur, gelin size göstereyim" cevabını almışlar.

Dilde kalanlar için, mükellef bir ziyafet sofrası kurulmuş. Ellerine, boyu bir metreye varan uzun kaşıklar verilmiş.

Yemekler oldukça leziz ama ağıza götürmek de bir o kadar zormuş. Kısa mesafeye sığmayan uzun kaşıklar yüzünden, dile ve damağa değmeden yere dökülüyormuş.

Çırpınmışlar, didinmişler, yemeyi başaramamışlar. Allah'ın lütfu ile ikram edilen onca güzel nimete rağmen; karınlarını doyuramadan sofradan kalkmak zorunda kalmışlar.

Bir sofra da sevgiyi dilinden derununa indirebilenler için kurulmuş. Onların ellerine de aynı uzun kaşıklar verilmiş.

Aralarında kusursuz bir "imece" uygulaması başlamış. O uzun kaşıkları kısa mesafedeki kendi ağızlarına götürmeye çalışmak yerine; karşı taraflarında oturan kardeşlerinin ağızlarına uzatıyorlarmış.

Böylece, iki sevgi yahut insan tipi arasındaki fark uygulamalı olarak gösterilmiş. "El eli yıkar, el de döner yüzü yıkar" atasözü; bir kez daha ispat edilmiş.

Kültürümüzün ve medeniyetimizin "imece" geleneği, işte böyle bir şeydir. Hem iyiliği ve yardımlaşmayı; hem de dostluk ve kardeşlik bilinci içinde birleşip bütünleşmeyi oluşturur, geliştirir, pekiştirir.

İYİ GÜNDE-KÖTÜ GÜNDE BİR OLMAK

Bir kadim Anadolu âdeti olarak; tarlalar birlikte ve sırayla sürülür, hayvanlar birlikte ve sırayla güdülür, ekinler birlikte ve sırayla biçilir, ekmekler birlikte ve sırayla açılır, çamaşırlar birlikte ve sırayla yıkanır, sebzeler-meyveler birlikte ve sırayla toplanır. Köye yahut mahalleye gelen misafirler; birlikte ve sırayla karşılanır, ağırlanır, uğurlanır.

Camiler, okullar, köy odaları birlikte ve sırayla temizlenir. Bayram günleri evlerde birlikte ve sırayla yemek yenir, çay içilir.

Hanımlar, tasarruf için "altın günü" yaparlar. Küçük tasarruflarını birleştirip büyüterek; her ay bir elde toplarlar.

Beyler daha çok "yardım sandığı" organize etmeye meyillidir. Damlalar birleştirilip göl yapılır; ihtiyaç sahibi üyelere borç verilir.

Nişanlarda, düğünlerde, ev almalarda, iş kurmalarda; borç vererek yahut hediye takdim ederek yardımlaşırız. "Bugün bana, yarın sana" anlayışı ve işleyişi içinde; engelleri birlikte aşarız.

Hastalıklarda, ölümlerde, kazalarda, belalarda, yangınlarda, depremlerde, heyelanlarda, çığ düşmelerinde, sel basmalarında, kıtlık günlerinde, savaşlarda, vatan nöbetlerinde "yekvücut" oluruz. Birbirimizi tamamlar, destekler; eğer varsa dargınlıklarımızı, kırgınlıklarımızı, hatta düşmanlıklarımızı bile unuturuz.

FAİZSİZ FİNANS SİSTEMİ OLUŞTURMAK

Dinimizin, tarihimizin, kültürümüzün, medeniyetimizin ürettiği değerler arasında; "karz-ı hasen" (güzel borç) müessesesi var. Güç ve imkân sahibi insanlar; ihtiyaç sahiplerine, ilave bir karşılık beklemeden borç veriyorlar.

Bu amaçla, ilki 1456 yılında ve Fatih Sultan Mehmet tarafından olmak üzere; çok sayıda "para vakfı" kuruldu. Asırlar boyu, ihtiyaç sahiplerine faizsiz borç yahut kredi verildi.

Modern zamanlarda, özellikle Batı kültür ve medeniyetinin öncülüğünde; parayı para ile satan, faizi meşrulaştırarak rızkımıza haram katan "bankacılık" sistemi gelişti. İhtiyaç sahiplerine iyilik etme ve yardımda bulunma anlayışı; istismar edip sömürme fikrine ve fiiline dönüştü.

Helal-haram hassasiyetini devam ettiren kişiler ve kurumlar, ülkeler ve toplumlar; "faizsiz finans sistemi" oluşturmanın yollarını aradılar. En sonunda; yatırıma ve üretime dayalı kar-zarar ortaklığı yahut peşin alıp vadeli satma anlayışı ve işleyişi ile hareket eden "katılım bankaları" kurma noktasına kadar vardılar.

Öte yandan, bunun da ötesine geçerek; "imece" ruhunu ve geleneğini, "faizsiz finans" modeline dönüştürenler oldu. Küçük tasarrufları birleştirip, büyük havuzlar oluşturarak; işleri birlikte ve sıra ile görmenin, ihtiyaçları birlikte ve sıra ile gidermenin, zorluklara birlikte ve sıra ile göğüs germenin yolu bulundu.

Devlet ve millet olarak; bu tür teşebbüsleri hem desteklemeli, hem de denetlemeliyiz. Finansman ihtiyacı duyduğumuz bütün alanlarda ve konularda; "faiz" tezgâhı ve tuzağı yerine, "imece" anlayışını ve işleyişini tercih etmeliyiz.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN