Arama

Mustafa Özcan
Aralık 17, 2019
Terör adı altında İslam ile örtülü savaş!

İslami terör yaftası tamamen kurgu ve siyasi mühendislik ürünüdür. Daha doğrusu Soğuk Savaş sonrasının bir uydurmasıdır. Bu kurgu üzerinden özellikle Afganistan ile Irak Amerikan işgallerine maruz kalmış ve ardından bu kurgu sık kullanılır olmuş ve bu da İslamfobya meselesini doğurmuştur. Konular zincirleme olarak birbirine bağlıdır. Soğuk Savaş döneminde ve özellikle de akabinde zaman zaman İslami aşırılık ve 'İslami devin veya gulyabaninin uyanışı' gibi yaftalar altında İslam nefreti ve fobisi körüklenmiştir. Kızıl fobi yerine bu kez de yeşil fobi gündeme sokulmuştur. İslam medeniyetinin Batı'ya düşman olduğu tezi, fikri işlenmiştir. SSCB'nin çöküşünün ardından özellikle İsrail radyosu gibi yayın organları İslami devin yeniden devinime geçeceği kehanetini ortaya atmışlardır. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bir enerjinin, füzyonun ortaya çıkacağını ve İslam dünyasının kızıl yıldızın yerini alacağını öngörmüşlerdir. Bu bir geleceği okumadan çok kışkırtma zemininde yapılmıştır. Bunlardan birisi 'dostumuz' Bernard Lewis idi ve nitekim, 28 Temmuz 2004'te Alman Die Welt gazetesine verdiği mülâkatta şunları söylemiştir: "Yüzyılın sonuna kadar Avrupa'ya İslâm hakim olacaktır. Avrupa Arap batısının, Magreb'in bir parçası haline gelecektir."

İslam nefreti ile meşbu sineler kışkırtma söylem ve eylemlerinden bir an olsun geri durmamışlardır. Siyonistler, Papa 16'ıncı Benediktus ile Oriana Fallaci gibi birbiriyle alakasız zümreler aralarında adeta İslam'a karşı görünmez bir çeper ve koalisyon oluşturmuşlardı. Bu yeni karma Haçlı koalisyonu veya namzetleri olmayan bir hedefe doğru ya da Donkişot gibi yel değirmenlerine karşı savaşa girişmişlerdi. Mevhum bir düşman üreterek 30 yıl boyunca bununla vakit öldürdüler. Berlin Duvarının yıkılmasıyla birlikte düşmanın rengi yeşile bürünmüştür. NATO Kızıl düşmana karşı konumlanmıştır ve ona yönelik Soğuk Savaş yaklaşık 45 yıl sürmüştür. 1989 yılından sonra yani ideolojiler devrimin kapanması ve medeniyetler çatışması gibi tezler üzerinden yeni dini kamplaşmanın yükseldiği dönem de (1989-2019) yaklaşık 30 yıl sürmüştür. İslam dünyasına yönelik örtülü savaş ya da adı konmamış soğuk ve sıcak savaş yaklaşık 30 yıl sürmüştür. IŞİD'in bitmesi ve NATO'nun 70'inci yılında ilgisini Çin'e yöneltmesi yeni bir milatla karşı karşıya olduğumuzu ihtar ediyor. Bununla birlikte Batı'nın İslam dünyasıyla vuruşması yer yer devam ediyor.

1989 ve 1991 yılında SSCB'nin çökmesi nedeniyle en fazla teyakkuza geçen İsrail olmuştur. Dediğimiz gibi İsrail Radyosu ve benzerleri devin uyanışından bahsetmişlerdir. SSCB'nin örtüsü altında bulunan Müslüman kitleler kısmen de olsa bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Lakin bugün geldiğimiz noktada dünyanın en fazla nüfusa sahip ülkeleri olan Çin ile Hindistan görülmemiş bir sicimde Müslümanlara zulmetmektedir. Çin kazandığı özgüvenle birlikte Doğu Türkistan meselesini 'final çözümle' halletmek istemektedir. Doğu Türkistan yeni bir Endülüs olmaya doğru gidiyor. Keşmir ve Hindistan Müslümanları da Hindu milliyetçiliğinin pençesi altındadır. Hindistan kast sisteminde şimdi en altta Müslümanlar var. Hindistan'ın yeni Dalitleri yani paryaları Müslümanlar haline gelmiştir. Geçmişte Kongre Partisi ile çalışmış Keşmirli Müslüman siyasetçiler bile artık bu ülkenin insanlığın uğramadığı yer haline geldiğini ifade ediyorlar. Müslümanlara yönelik korkunç bir kıskaç var. Terörist yapılar ve devletler mazlum Müslümanlara potansiyel terörist muamelesi yapıyor. En acısı da Müslüman görünenlerin buna eşlik etmesidir.

Mahir Kaynak terör örgütlerinin devletlerin taşeronu olduğunu söylerdi. Fransız yazar Jean Baudrillard da 'The Spirit of Terrorism/Terörizmin Ruhu' adlı eserinde terörün dünya düzeninin bir parçası olduğunu ve bu yafta ile birlikte insanları ve istikametlerini güttüklerini ve ülkelere savaş açtıklarını ve tahrip ettiklerini, bu sayede insanların özel alanlarına karıştıklarını ve kontrol ettiklerini, ateşle barutla insanlığa hükmettiklerini yazmaktadır. Terörü üretenler ve yönetenler yani terörün efendileri, patronları dünya hükümetleri ve liderleridir. İslam'a terör isnat ederek de örtülü bir şekilde İslam ile savaştıkları ortadadır. Terörist yaftası geçirilenler terörün ve terörü üreten oluşumların gerçek kurbanlardırlar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Londra'da cami açılışında, camilere uzanan eller üzerinden insani değerlerin taarruz altında olduğunu ifade etmiştir. Camilere, mabetlere ve sivillere yönelik saldırıların tehlike çanlarının çalmasına vesile olduğunu ifade etmiştir. Müslümanlar arasından bir iki terörist çıktı diye İslam'ın imajının karalanamayacağına ve terörle anılamayacağına parmak basmıştır. İslam'ı terörle bağlantılı göstermenin imkanı olmadığını ifade etmiştir. İslam bütün mabetlerin hamisidir ve Kur'an bütün mabetlerin masuniyet karinesine haiz olduğuna parmak basmıştır. Bugün Müslümanlar sahneden çekildiği için tedefüü (birbirini savma)kanunu işlememekte, muvakkat olarak ortadan kalkmış görünmektedir. İnsanların ve devletlerin birbirini dengelememesi, perdelememesi nedeniyle de Müslümanlar açıkta kalmışlar, savunmasız duruma gelmişler ve en geriye düşmüşlerdir. Yurtlarından sürüldükleri ve öldürüldükleri halde kendilerine savunma hakkı da tanınmamaktadır. Terörle savaş yaftası altında başlarına vurulmakta ve sistematik bir saldırıya maruz kalmaktadırlar. Bu vesile ile Müslüman kitleler Günter Wallraff'ın yazdığı gibi En Alttakiler kümesine düşmüşlerdir.

Nitekim Hac Suresinin 40'ınci ayetinde bütün mabetlerin İslam siyaneti altında olduğu vurgulanır: Onlar sırf: "Rabbimiz Allah'tır" dediklerinden dolayı haksız yere yurtlarından sürülmüşlerdir. Eğer Allah'ın insanların bazılarını bazılarıyla savması olmasaydı şüphesiz içlerinde Allah'ın adı çokça anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılırdı. Allah kendine yardım edenlere elbette yardım edecektir. Şüphesiz Allah güçlüdür, yücedir.

İslamiyet korunması noktasında bütün mabetleri bir tutarken, İslami mabetlere yönelik büyük bir nefret ve saldırı kampanyası ve dalgası mülahaza edilmektedir.

Maalesef günümüzde bütün mabetlerin masuniyeti var ama İslam mabetleri bu masuniyetten yoksun.

Sisi bir Almanya ziyareti sırasında olmalı Batılı ülkelerden gözlerini mescitlerden ayırmamalarını salık vermiştir. Adeta mescit ve camileri potansiyel terör yuvaları olarak Batılı ülkelere ihbar etmiş ve gammazlamıştır.

Bununla birlikte Mısır Daru'l İftası İslami terör yaftasının ayrımcılığa zemin hazırladığını ve İslamifobyayı azdırdığını ifade etmiştir. Maalesef Batı yanında itibarını artırmak için bunu ilk yapan da Reisleri Abdulfettah Sisi'den başkası değildir.

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN