Arama

Kabaran Sırp ruhu

Kabaran Sırp ruhu

Batı'nın ahlaki standardını anlamak mümkün değildir. Özellikle de de siyasette. Ermeni soykırımıyla alakalı olarak Türkleri inkara yeltenmekle suçlarlar ve inkar politikasına sapanları da yargılamaya kalkarlar. Suçu övmek veya inkar etmek de tali olarak suç kapsamına girer! Elbette Sırpları da Ermeniler gibi toptan suçlamak yerinde değildir. Ermeniler bir zamanlar millet-i sadıka idi sonrasında aramıza kara kedi girdi ve birbirimize düşman kesildik. Sırplarla da bir zamanlar iyiydik. Ankara Savaşı sırasında Timur'a karşı bizim saflarımızda savaştılar. Sırpların yabani ve kaba bir tabiatları olduğu inkar kabul etmez bir gerçek ve kesindir. Bu Bosna Savaşı sırasında bir kez daha kendisini göstermiştir. O sıralarda Sırp protokolleri diye bir yazı yazmıştım. Bu tür yazılar Yahudileri çağrıştırdığı için Sırplardan ziyade onlar alınırlar. Nitekim de öyle olmuştu. Bununla birlikte savaş zamanlarında hatta sair zamanlarda 'medeni batılların' da Sırp kılığına girdiği veya Sırplaştığı görülmektedir. Belki onlara sırtlan demek daha evladır. Hüsnü Aktaş hocanın 'Medeni Vahşet' adlı eserinde de medeniyet adı altında işlenen vahşete gönderme yapılmaktadır. Boşnaklara yönelik Srebrenitsa katliamı Sırplar tarafından icra edilen ama muvazaalı yani kolektif bir katliamdır. Katliam BM adına arazide bulunan askerlerinin gözleri önünde hatta gözetimi altında yapılmıştır.

Şimdi katliam başka bir cephede ve veçhede işlenmektedir. Bu da edebi boyuttur. Araplar edebi ifadesini manevi anlamında da kullanmaktadır. Gerçekten de Hollanda ve Avrupalıların Srebrenitsa'da iştirak ettiği fiziki ve fiili katliamdan sonra şimdi bir de Boşnak Müslümanlara yönelik manevi ve edebi katliam yürütülmekte, irtikap edilmektedir. Boşnak katliamını ve soykırımı yalanlayan Avusturyalı yazar Boşnakların kendi kendilerini öldürdüklerini söyleyerek bir garabete imza atmıştır. Yanlışa tüy dikmiştir. Daha büyüğüne de onu ödüllendirerek imza atmıştır. Bu yıl edebiyat ödülünü katliam inkarcısı bu zata vermiştir. Bu durumda bir dahaki sene de ödülü 'nın ruhuna vermeli ya da 'i taltif etmelidir. Yoksa çifte standarttan kurtulamaz. Elbette derdimiz tarihin derinliklerine dalmak, eşelemek değil ama Avrupa dediğiniz işte budur. Bu ödül üzerinden tutumu bir kez daha somutlaşmıştır. Medeni görünse de öyle değildir. Bu ödül Avrupa'da Sırp ruhunun yükseldiğine tanıklık etmektedir. Dolayısıyla Müslümanlar kıtada yine tehdit altındadır. Esasen Miloseviç, Karadziç ve Mladiç üçlüsünün yaptığı, 800 yıl evvel Endülüs'te Ferdinand ve İzabella'nın yaptığından farklı ve uzak değildir. Onların yaptıklarının günümüze yansımasıdır. Sırpların yaptığı Rusya-İngiltere gergefinde ve Batı namına yeni bir Reconquista hareketidir. Nobel Edebiyat Komitesi de Reconquista hareketine edebi ve manevi bir katkı sunmuştur. Edebi olarak Sırpların yaptıklarını kutsamıştır. Avusturya asıllı Peter Handke'nin Nobel Edebiyat Ödülüyle ödüllendirilmesi gelecekte yapılacak benzeri soykırımların yüreklendirilmesidir.

Soykırım inkarcısının ödüllendirilmesi soykırımın ödüllendirilmesidir. Bu da kıtada Sırp ruhunun yükseldiğini gösterir. Sırp ruhu sadece kıtada değil 'da da yükselmektedir. Ortadoğu'nun Sırpları' kabul edilen Nuseyrilerin, İran'ı barut ve ateşle Şiileştiren Safevi artıklarıyla birlikte katliam yapmaları karşısında dünyanın seyirci kesilmesi de sadece Garp Sırplarının değil Şark Sırplarının da arkalarının veya sırtlarının sıvazlandığını ve sağlam olduğunu gösterir. Miloseviç hayranına verdikleri gibi bundan böyle Beşşar Esat hayranlarına Nobel ödülü verirler mi vermezler mi bilemeyiz ama verdiler bile. 2011 yılında 'de katliamlar başladığında, ' cami çıkışlı devrime devrim demem ve destek vermem' diyen Adonis de Goethe Enstitüsü tarafından ödüllendirilmişti. 2011 yılı Suriye'de devrimin başladığı yıldır Mart'ta başlayan olayların akabinde Adonis Ağustos ayında ödülünü almıştır. Yani olayların bastırılmasına matuf orantısız gücün devreye girdiği aylar. Norveç'in Sırp soykırımı ödüllendirmesi gibi Almanlar da diğer Batılılar gibi Suriye'deki katliamları ödüllendirmişlerdir. Adonis de Esat'ın hayranıdır. Esat'ın da ona ilgisiz olduğunu söylemek mümkün değildir. Kısaca Batı bildiğimiz Batı'dır. Güneşin altında değişen bir şey yok. Sadece olan Müslümanlara ve bir de masumlara oluyor.

Sonuçta, Batı yine soykırımı ödüllendirmiştir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN