Arama

‘Kürsüdeki şeytan’

‘Kürsüdeki şeytan’

'Kürsüdeki Şeytan' ifadesi Filistin asıllı davetçi ve Merci'z Zuhur sürgünlerinden 'a ait. Bu ifadesiyle Trinidad ve Tobago asıllı olan ve halen Malezya'da yaşayan 'i kastediyor. İmran Hüseyin eskatoloji veya kıyamet alametleri meselesiyle kafasını bozmuş birisi. Eşratu't saa meselesiyle ilgileniyor ve müteşabih alan üzerinden 'ye vuruyor, saldırıyor. Cerrar ise Türk olmadığı halde iman himmetiyle harekete geçerek doğruları dile getiriyor. Halit Mağribi veya Bessam Nihad Cerrar gibiler de kıyamet bahisleriyle ilgilenseler de hiçbiri İmran Hüseyin gibi Türkler aleyhinde çıkarımlarda bulunmuyor. İmran Hüseyin, Türkler konusunda garip konuşmalar ve değerlendirmeler yapan bir vaiz gediklisi. Daha çok İngilizceye hakim olduğundan dolayı vaazlarını İngilizce diliyle veriyor. Kendi ifadesiyle Deccal'ın diliyle. Zira 'yi Deccal adası olarak tasvir ediyor! Gerçekten de konuşmalarını ve bir de tenine baktığınızda ya da simasını müşahede ettiğinizde Bessam Nihad Cerrar'in söz konusu değerlendirmesini hak vermemeniz elde değil. Teninde şeytanın siması sırıtıyor. Günümüzde şeytan işgali altındaki kürsülerden bahsetmek mümkündür. İmran Hüseyin yalnız değil kürsülere tünemiş, çöreklenmiş şeytan kardeşleri de var. Bunların büyüklerinden birisi Müftüsü Ahmet Bedreddin Hasun. Onların Kudüs'teki ortaklar Selahaddin Bin İbrahim. Ve yine Ebu Zabi vaizlerinden Ürdün asıllı Vesim Yusuf da şeytan külahı giymiş vaizlerden birisi. Lakin çekirge gibi bir iki defa zıpladıktan sonra yere çakılıyorlar. Bunların tamamı Esat yanlısı vaizler. Simasında şeytan sırıtıyor. Bu kafadarlar aynı cepheyi; şeytan cephesini temsil ediyorlar. İçlerinden birisi Türk düşmanlığı ile öne çıkıyor. Bu da Trinidad ve Tobago asıllı vaiz sergerdesi İmran Hüseyin. Ateşten Sultanlar dizisinde olduğu gibi Türkleri veya Osmanlı'yı sadece tarih üzerinden çekiştirmiyor konuyu günümüze kadar getiriyor. Her iki halde de Türkleri yaşadıkları topraklarda işgalci olarak görüyor!

İmran Hüseyin, Osmanlı'yı ve Fatih Sultan Mehmet Han'ı işgalci olarak tanımlıyor. İstanbul'a kadim ismi olan Konstantiniye isminin geri verilmesini ve Ayasofya'nın aslı haline çevrilmesini yani Rum kilisesi haline getirilmesi gerektiğini savunuyor. Fatih'in de Ayasofya'yı camiye çevirerek halt ettiğini, büyük bir kabahat işlediğini söylüyor. Cerrar'ın vurguladığı gibi Fatih'in fethiyle Hazreti Peygamberin müjdesine nail olmadığını savunuyor. Temim ed Dari hadisinden yola çıkarak bir yorum yapıyor ve Deccal'ın İngiltere Adası'nda tünediğini, mukim olduğunu ve Türkiye ve 'ın Deccal imalatı, icadı olduğunu ileri sürüyor. Lakin bu yorumunu bugünkü pozisyon için yapıyor. Elbette Osmanlı sonrasında yeni Türkiye'nin şekillenmesinde, dizayn edilmesinde İngiltere'nin payının olduğunu söylemek gayet tabii. Lakin bu tespiti günümüze yansıtmak, aktarmak ve onun üzerinden Rusya, İran, Esat cephesini Mehdi'nin yanına kondurmak düpedüz şeytan veya Deccal hilesi, çarpıklığı olsa gerek. İmran Hüseyin'in aklının almayacağı meselelerden birisi Türklerin kendi aralarında hak, batıl kavgası ve mücadelesi vermeleridir. Moğollar-Tatarlar Mısır kapılarına dayandıklarında yine karşılarına Mısır'ın hakim unsuru Türkler; Muzaffer Kutz ve Baybars çıkmıştır. Dönemin Mısırlı şairleri bunun üzerine şöyle mırıldanmışlardır: Türklerin zehirleri de panzehirleri de kendi içlerindendir. İstanbul'un Mehdi tarafından fethini de Rusların da yardımıyla içten fetih olarak değerlendirir. Bu durumda Rus işgaline fetih nazarıyla bakıyor! Deccal çarpıklığı bu olsa gerek. Bu durumda İstanbul'u ikinci kez Dugin ile ortağı ve taraftarlarının fethetmesi gerekecek!

İmran Hüseyin'ın anlatımına göre Türkler tarihte de günümüzde de hep yanlış tarafta olmuşlardır! Ötesine geçen İmran Han Türklerin 600 yıl boyunca işgal ettikleri Ayasofya'da namaz kılmalarından ötürü özür dilemelerini de ister. Rumlar bunu tazminata kadar götürürler. İmran Han Ermeni meselesinden sonra başımıza bir de Rum meselesi örüyor. Şarki Avrupa'da ve Balkanlar'da fetihlerinden dolayı Osmanlı'nın Batı'ya ve Siyonizme hizmet ettiğini de ileri sürer. Yaptıkları veya yapmadıkları ne varsa Osmanlı ve Türk hesabına geçiyor! Ona göre varlıkları suç olmalıdır. Suriye ve civar ülkelerde Şiilerin Sünnileri öldürmelerini helal sayarken Sünnilerin kendilerini savunmalarını terör eylemi olarak görmektedir.

Böyle buyurdu kürsüdeki şeytan!

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN