Arama

Türkiye’nin Ostpolitik’i

Türkiye’nin Ostpolitik’i

İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bageri (Bakiri)'nin Türkiye ziyareti bölgede durağan suları harekete geçirdi. Taşları yerinden oynattı. Türkiye'nin Rusya'dan S-400 füze sistemi almaya talip olması da Batılılara soğuk bir duş etkisi yapmıştı. Ardından 1979 yılından beri ilk kez bir İran genelkurmay başkanının Türkiye ziyareti de Türkiye'nin bütün yumurtaları aynı sepete; Batı sepetine koymamayı öğrendiği yorumlarına neden oldu. Türkiye öncelikli olarak savunma araç gereçlerinde kaynaklarını çeşitlendirmeye gidiyor. Sonra yerli üretime de hız veriyor. Bu, savunma mekanizmasında Batı boyunduruğundan kurtulmanın temel şartıdır. Başka bir ifade ile Türkiye kendi çapında Ostpolitik'e yöneliyor. Bu kavram eski Almanya Başbakanı Willy Brandt'ın siyasal kamusa hediye ettiği bir kavramdır. Almanya'nın Rusya'ya açılmasını simgeler, remzeder. Kısaca Türkiye Doğu Politikasını keşfediyor. Esasında, Türkiye Doğu politikasından pek uzak değildi lakin Irak işgalinden ve Batı'nın Suriye politikalarından sonra bunu daha da sistematik hale getirmekle karşı karşıya kalmıştır. Bu bir zorunluluktur. Batı'ya alternatif arayışlarından biridir. Bu sonuçta bir denge arayışıdır. Kötüler arasında seçim yapma veya denge kurma yaklaşımıdır. Türkiye İran'ı da biliyor Batı'yı da. Türkiye ABD'yi Irak işgalinden sonra Suriye'de de gördü. Kalleşlik üzerine kalleşlik yaptılar. Esat'ı gönderme yerine ülkeyi bölme, PKK yandaşı Kürtleri palazlandırma arayışı içine girdiler. Obama kalleşliğe tüy dikti halefi Trump ise gölgesinden bir türlü kurtulamıyor ve Pentagon sahada bildiğini okuyor. Bu durumda Arapların 'bihükmi'l vakii' dedikleri gibi realite gereği Türkiye şarka açılmaya zorlanıyor. Şöyle ki Arap Baharından ve Sisi darbesinden sonra Batı değerlerinin değersizliği iyice gün yüzüne çıktı. Son Körfez veya Katar kriziyle birlikte Körfez ülkelerinin ileri gelenleri Türkiye'ye de düşmanca davranmaya başladılar.

ABD, Avrupa ve Körfez ülkelerinin değişken ve oynak politikaları sonuçta Türkiye'yi İran'a yakınlaşmaya doğru itiyor. Şikâyet etseler de bunun sorumluları kendileri. Esat'ın gitmesi gerektiğinden ilk bahseden Batılı lider Obama idi. Sonrasında Esat'la yaşamayı öğrendiler. Şimdi Esat'tan hiçbir şikâyetleri yok. Bu durumda Esat ileriki bir tarihe kadar iktidarda demektir. Bu da Türkiye'nin politikalarını buna göre yeniden gözden geçirmesini gerekli kılıyor. Bu ille de Esat'a el uzatmak veya onunla sıcak ilişkiler kurmak anlamına gelmiyor. Aksine, Batılıların oynak politikalarından doğan hasarı başka politikalarla ikame ve telafi etmek veya askeri düzeye indirmek gerekiyor. Esat kaldıysa veya kalacaksa bu İran ile Türkiye arasındaki ilişkilerde mesafenin daralmasına beraberinde getirir. Bu realitenin oluşmasında sadece İran'ın katkısından bahsetmek abartı olur. Asıl katkı Amerikalıların katkısıdır. Bu realite, uluslararası camianın realitesi ise bu realiteye karşı önlemler almak ise Türkiye'nin gerçeğidir. Esat'ı yerinde bırakanlar makro planla Türkiye ve bölge aleyhinde Suriye'yi çözmek ve bölmek istiyorlar. Kürtlerle Türkiye ile Ortadoğu arasına fiziki bir duvar çekmek istiyorlar. Enver Aşki gibi Suudlu stratejik zevat da Türkiye'ye karşı bir Kürt duvarı örülmesi gerektiğinden söz ediyor. Yeni çevreleme politikasından bahsediyor. Enver Aşki Kürtlerle hem Türkiye'nin hem de İran'ın çevrelenmesi gereğinden bahsediyor.

Bageri'nin Türkiye ziyaretini stratejik olmaktan ziyade taktik olarak görenlerin İran düşmanlığı da taktik düzeydedir. Türkiye ile İran arasındaki yakınlaşmayı gerekli kılan hususlardan birisi bölgedeki Batı kaynaklı meydan okumalardır. En az bazılarında Türkiye ile İran müşterek tehdit altındadır. PKK/PJAK meselesi bunlardan birisidir. Barzani 'bağımsızlıktan başka seçenek yok' derken sadece Bağdat ile değil bölge ülkeleriyle de köprüleri atma, ipleri koparma yaklaşımını benimsemektedir. Mevlüt Çavuşoğlu da haklı olarak ' Allah göstermesin, bu bir iç savaşa davetiyedir' demiştir. Elbette Kürtlerin, Sünni Arapların, Türkmenlerin Bağdat ile problemleri var. Ama kaderleri aynı. Bu problemleri çözmenin formülü, Irak'ın ayrılarak değil de Irak içinde kalarak bulunmalı. Aksi takdirde, bulunan çözüm, yıkım olacaktır, sorunlara büyüklerini ekleyecektir. Yugoslavya'nın dağılmasında olduğu gibi. Kendi aralarında vizesiz dolaştıkları gibi dünyanın birçok ülkesine de vizesiz giderken şimdi daraltılmış sınırlarının içinden çıkamayan devletçikler haline geldiler.

Batı'nın Suriye politikası, Körfez ülkelerinin Mısır ardından Katar politikaları bölgedeki taşları yerinden oynatmıştır. Bunun sonucunda Suriye'de İran'dan kopan Hamas yeniden Tahran yollarına düşmüştür. Zira, Hamas'a başka bir seçenek bırakılmamıştır.

İsrail Suriye'de İran-Rusya ittifakını kıramamıştır. Türkiye de Rusya ile birlikte Asitane sürecinin kurucusu olmuştur.

Bu nedenle de Yossi Cohen gibi isimlerden mürekkep bir İsrail güvenlik ekibi Suriye meselesini görüşmek üzere Washington'a gitti. Bu heyet Trump idaresi ve Amerikalılardan Suriye'de daha etkin olmasını istemektedir. Planlı olmasa bile yine de karşı bir ziyaret olarak İran Genelkurmay Başkanı Bageri Türkiye'ye gelmiştir. Batı'nın Esat'ın kalması noktasındaki fiili politikaları sonuçta Türkiye-İran yakınlaşmasına hizmet etmektedir. Bu yeni Ostpolitik ile birlikte Türkiye , ABD'nin hesaplarını altüst etmiş ve karıştırmıştır.

Elbette Türkiye bütün yumurtalarını Batı sepetine koymayacağı gibi İran sepetine de koymayacaktır. 19 Şubat 2017 tarihinde Mevlüt Çavuşoğlu Münih'ten seslendirdiği gibi İran bölgesel politikalarında mezhep kartını oynuyor. Birkaç gün sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran'ın Pers milliyetçiliği politikası izlediğini ifade etmiştir. Bütün bunlar doğru ama diğer doğrularla birlikte.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN