İsmail Güleç
12 Eylül 2026
İsmail Güleç
Beş Nur veya Nûr-ı Muhammedî
Tüm Yazıları

Beş Nur veya Nûr-ı Muhammedî

Süleyman Çelebi'nin Mevlid'inde mevlithanların eskisi kadar pek iltifat edip okumadıkları bir bahir var.

Hak Teala çün yaratdı Âdem'i
Kıldı Âdem'le müzeyyen âlemi

beytiyle başlayan bahrin adını, Hz. Âdem yaratıldıktan sonra meleklerin ona secde etmeleri ve Allah'ın Âdem'in habibinin nurunu koyup "Bil habîbim nûrudur bu nûr dedi" mısraında geçen 'nur'dan alır.

Süleyman Çelebi bu nurun Hz. Âdem'den önce Havva'nın alnına, daha sonra Şit, İbrahim ve İsmail'e geçtiğini ifade ettikten sonra sözü uzatmamak için Hz. Peygamber'in babasına ve annesine, onlardan da Hz. Peygamber'e kadar ulaştığını söyler ve

Geldi çün ol rahmeten li'l-âlemîn
Vardı nur anda karar etti hemîn

Andan artık kimseye nakl etmedi
Çünkü yârin buldu ayruk gitmedi

Diyerek bahri bitirir.

Aşk, letâfet, hulk-ı Muhammedî, hakikât-ı Muhammedî, nûr-ı nübüvvet gibi isimlerle anılan nur-ı Muhammedî hakkında Mevlid şerhlerinde ve tasavvuf kitaplarında şerh ve izah edilmiştir.

Hz. Peygamber son peygamber olduğuna göre bu nur aynı zamanda Hz. Âdem'den peygamberimize kadar gönderilen peygamberlerin tebliğ ettikleri Allah'ın dini oluyor. Hz. Peygamber'in bu dünyayı terk etmesiyle bu nuru ümmetine emanet ve vasiyet olarak bırakır. Muhammedî olmak aynı zamanda nurlanmak yani münevver olmaktır. Ancak her müminin tenviri aynı derecede değildir.

Merhum Lütfi Filiz, bizi tenvîr edecek nûr-ı Muhammedî'nin beş aşama olduğunu ifade eder.

1. Söz nuru: Bu nur her şeyin başıdır. Esfele safilinden çıkmanın ilk adımıdır. Allah'ın Hz. Âdem'e öğrettiği isimleri ve sözlerden oluşan bu nuru parlatan şey ilimdir. Hakk, isimleri öğreterek bu makamda tecelli eder. O yüzden her işe önce temel bilgi öğrenilerek başlanılır. Bu durum tüm meslekler için geçerlidir. Önce araçlar sonra usul öğrenilir. O yüzden ilimde tanım öğretilmesine itiraz olmaz. Bu aşama bir müslüman için ibadet edebilecek kadar Kuran'ı ezberlermesi, nelere inanacağını ve ibadetlerin nasıl yapılacağını bilmesidir. Eskilerin Mızraklı İlmihal'de derleyip verdiği bu bilgiler başlangıç düzeyinde olduğu için irfan ve hikmeti açıklanmaz, öğretilmeye çalışılmaz. Zaman içinde dil ile telaffuz edilen bilgi deruna inecek ve hikmeti anlaşılacaktır.

Nurun bu seviyesi aynı zamanda şeriat makamıdır. Tarikatlarda ise salikin yolun başındaki halidir. Derviş, önce tarikat adab ve usulünü öğrenir. Sonra vakti geldikçe diğer bilgiler kendisine verilir.

2. Amel nuru: Bilgi nuru parladıktan sonra sıra amel nurunu parlatmaya gelir. Bu nuru parlatmanın yolu söz nurunda öğrenilen bilgilerin ihlas ve samimiyetle yerine getirilmesidir. Ameli olmayan bilgi öğrenilmemiş gibidir. Hiçbir bilgi yapılmadıkça öğrenilmez. Amele dönüşmeyen bilgi bir yükten ibarettir. O yüzden ince ve derin bilgi amele dönüştürülecek kişilere verilir. İnsanlarla akılları nispetinde görev ve sorumluluk verilir. Hak etmeyene ve yapmayacak olana bir şey öğretilmeye çalışılmaz. Beyhude vakit kaybıdır.

Amel nuru aynı zamanda bilgi nurunun daha da parlamasına vesile olur. Bir dervişin amel nurunu parlatması, mürşidinden öğrendiklerini yapması ile mümkündür. Kendisine verilen evradı ve zikri yapmasının yanı sıra günlük hayatında da karşılığını vermesidir. Derviş olmadan önceki hâliyle olduktan sonraki hâli arasında bir değişiklik yoksa ya kendisine söylenilenlerle amel etmiyordur ya da gittiği yol ona göre değildir.

Hakk'ın bu makamda tecellisi amellerle olur. Dervişlik bunun farkına varmayı öğrenmektir. Bu da sıradan bir ameli diğer insanların yaptıklarında farklılaştırır.

3. Gönül nuru: Bilgi ve amel nuru parladıktan sonra sıra gönül nurunu parlatmaya gelir. Sahih bilgi ve doğru amel ile yaşamaya devam eden dervişin gönlü de nurlanmaya başlar. Gönül nurlandıkça hiçbir yerinde karanlık ve karalık kalmaz. Her türlü şüphe ve şirkten arınır. Bilgi ve ameller adeta gönlü cilalar, kirden pastan temizler. Geriye saf ve temiz iman ve inanç kalır. Gönül bir aynaya dönüşür ve güneşten aldığı ışığı yansıtan bir ay gibi kendisine ilham edilen lütufları çevresine yansıtır. Gönül nuru parlamasıyla dervişin mertebesi yükselir, hâlleri ve davranışları değişir.

Gönül çok hassas olduğu için çabucak kararır ve kirlenir. Gönül nurunun parlamasını sürdürmek için bilgileri artırmak ve amelleri çoğaltmak gerekir. Gönül nuruna sahip olanların uykusu bile ibadettir, zikrullahtır. Mürşidinin yaktığı ve yağını koyduğu gönül kandilin yağı kendiliğinden oluşmaya başladığında artık derviş bir başka seviyeye geçmiş demektir. Ayna olmaktan güneş olmaya geçmiştir. Bunun manası irşad makamına geçmeye hazır ve layık olmaktır. Derviş bu ana kadar kendini aydınlatmak için uğraşırken bu hâlden sonra gönlündeki ışık ile başkalarını da aydınlatabilecektir.

Amellerin kalıcı ve kendiliğinden olmasıyla sıfatlar tecelli etmeye başlar. Böylece ilim ve fiil hiçbir zaman unutulmayacak hâle gelir, alışkanlığa ve huya yani sıfata dönüşür. Böylece kemâlin ilk döngüsü tamamlanmış olur.

4. Cemal nuru: Yanan gönül kandilinin aksi yüze vurmaya başlar. Yüzde dışarından bakanların fark edebileceği bir aydınlık oluşur. Bu, Cemalullahın aksinin yüze vurmasıdır. Yüzü güneş gibi parlayan yanındakileri de aydınlatır, nurlanmaya davet eder. Cemal nurunun hakikatini görenler âşık ve zebun olur. Konuşmadan öğretip bakışıyla eritmek kâmil mürşid mertebesidir. Bu konuda o kadar çok şey söylenmesine rağmen her zaman yeniden yazma ihtiyacı hâsıl olur. Aşk yazdırır, söyletir. İlahi ve nefesler hatta kimi türkülerde geçen güzel ile kastedilen budur. Sıdkı Baba'nın,

Bir güzele gönül verdim erenler,
Bulunmaz emsali cihan içinde.
Zâra düşer hûb cemalin görenler,
Güya bir goncadır gülşan içinde

dörtlüğünde anlattığı güzel mürşididir. Böyle yüzlerce ilahi ve nefes vardır. Ancak bu mecazı hakikat zannedenler mürşidini putlaştırıp tapmaya başlar ki bu büyük şirk olur. O yüzden çok dikkat etmek gerekir.

Her kâmil mürşid yüzünde olan bu nur, ilk peygamberin alnına konulan nurdan parçadır. Hz. Peygamber'in kendisinden sonra emanet ve miras bıraktığı onun ümmeti içinde kâmil ve veli olanların yüzlerinde parlamaya devam eder. Bu nur kemalât ve evliyaullah işaretidir.

5. Nur üstüne nur: Bilgi, amel, gönül ve cemal nurlarını yakan kişi için bu âlemde parlayacak başka nur kalmamıştır. Artık o kendisini Allah'a emanet etmiş, onun iradesiyle hareket eder olmuştur. Artık ilahî lütuflara, kerametlere ve tasarrufa sahip olmaya başlar. Burası nûrun ala nûr makamıdır. Varlık mertebelerinin ve urucun sonudur. Nurun vücudun her zerresine sirayet ettiği hâldir. Tepeden tırnağa nur olmaktır.

Itrî'nin,

Sâyesi düşmez yere öyle bir nahl-i Tûr'sun
Mihr-i âlem-gîrsin başdan ayağa nûrsun

beytiyle başlayan naati bu makamı tarif eder. Hz. Peygamber'e mahsus bu haller, şüphesiz onun kadar olmamakla birlikte zerresine sahip kâmil mürşitleri baştan ayağa nur yapmaya yeter. Bu mertebeye erişenlere pîr diyoruz. Ya kendileri bir yol açar ya da gittikleri yolu genişletir ve güzelleştirirler. Bu insanlar yüzüklerin kaşı, gözün bebeğidir. Şeyh Galib'in hepimizi uyardığı,

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

beyti aynı zamanda Allah'ın güzel kullarını tarif eder.

Allah Hz. Adem'i yarattığı zaman ona akl-ı evvel (akl-ı meaş) mertebesini verip kendisine bilmediği şeyleri öğretti ve halifesi ilan etti. Melekler de göklerde ve yerde ne varsa kendisine âmâde kılınan halifeye secde ederek Allah'a secde etmiş oldu. Allah'ın âlemdeki hükmü insân-ı kâmil ile zâhir oldu ve olmaya devam ediyor. Allah ise tam manasıyla insan-ı kâmil ile bilinir.

Şu ana kadar ifade etmeye çalıştığımız nurun beş seviyesi âlimler için de söylenebilir. O yüzden bildikleriyle amel etmeyenlerin peşinden gidilmez, taklit edilmez. Yapmadıklarını anlatanlara itibar edilmez. Ele talkın verip salkım yutanlarda ve mukallitlerde bu nurun zerresi görülmez. Bu nura ilim yoluyla erişenler de büyük alim olarak insanlardan hürmet görür.

Dünyayı Hz. Peygamber'in ilmî, ahlâkî ve ruhî faziletlerine sahip "vâris-i Muhammedî" olan, Hak ile halk arasında bir köprü vazifesi gören ve nur-ı Muhammedî'den bir zerre taşıyan ilmiyle amel eden âlimler ve veliler güzelleştirir. Gayrısı boştur, vesselam.

İsmail Güleç

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

İsmail Güleç

İsmail Güleç Diğer Yazıları