İsmail Güleç
18 Temmuz 2026
İsmail Güleç
Hangi kitapları okuyalım?
Tüm Yazıları

Hangi kitapları okuyalım?

Yaz gelince gündeme gelen konulardan biri de okunacak kitap meselesidir. Bu mesele özellikle dijitalleşmenin hayatın her anını sardığı günümüzde ayrı bir önem kazandı.

Alev Alatlı'nın ilk duyduğumda çok etkilendiğim nöropsikoloji literatürüne kazandırdığı bir kavram var: Toplumsal afazi yahut celbedilmiş afazi (aphasie). Afazinin tıptaki anlamı kanama ve zedelenme gibi travmalar nedeniyle beyindeki kortikal lisan alanları boşalan insanların konuşamamaları ve konuşulanları anlamaması durumu. Afazi olan hasta duyduğunu ve okuduğunu neredeyse hiç anlamaz. Konuşulan her şey onlar için boş ve anlamsızdır çünkü hafızası kaybolmuştur, silinmiştir. Alev Alatlı bu kavramı sosyalleştirerek yeniden tanımlar ve bugün içinde bulunduğumuz iklimin insanlarının durumunu afezi hastalarına benzetir.

Toplum olarak beyinsel bir travma geçirmedik ama bizim kortikal lisan alanımız boşaldı, boşaltıldı. Bunun neticesinde de müşterek lisanımızı kaybettik. Ne birbirimizi anlıyoruz ne de atalarımızın bize anlattıklarını. Önce dedelerimizin diline sonra da mensubu bulunduğumuz milletin değerlerine yabancı kaldık. Değer dünyamız değişti. Mimar denildiğinde aklımıza Mimar Sinan, müzik denildiğinde Itrî, Dede Efendi, şair denildiğinde Bâkî, Fuzulî, Mehmet Akif'in yerine başka isimlerin gelmesi bizim toplumsal afezi olduğumuzu gösteriyor. Oysa geçmişimize ve anlam-değer dünyamıza yaslanmayan hiçbir düşünce ve duygu bizi geleceğe taşımayacak ve bizi biz olmaktan uzaklaştıracaktır.

Toplumsal afezi hastalığından kurtulmak atalarımızın bize bıraktığı kültürel mirasa sahip çıkmak, gelecek nesillere doğru ve eksiksiz bir şekilde aktarmakla mümkündür. Bunu aktarmanın yolu ise gençlerimize bizim değerlerimizi öğretmek ve sahip çıkmalarını sağlamaktan geçiyor.

Toplumsal afezinin bir sonraki halini ifade eden bir kavram daha var: Babu. Bu kavram, İngiliz sömürgesi olup köklerini ve adetlerini unutan veya terk edip İngiliz kültürünü taklit eden yerli halk için kullanılıyor. Toplumsal afezi olduktan sonra maalesef gönüllü bir şekilde kültürümüzü terk edip bize ait olmayan kültürleri temellük ediyoruz, babulaşıyoruz. Babulaşmak ise asimilasyonun diğer adıdır. Asimilasyon ise yok olmaktır.

Toplumsal afezimize ilaç olacak ve bizi babulaşmaktan kurtaracak kitapların nasıl olduğunu Sezai Karakoç'un şu cümlelerinden yardım alarak açıklamaya çalışacağım.

Kitap Musa'nın asasıdır. Kitapsılarsa büyücü değnekleri. Bu değnekleri zaman sınavında Musa'nın asası yutacaktır. İnsanlığı kitaba döndürmek: Sorun budur. Kitabın ruhuna döndürmek...

Sezai Karakoç kitapları ikiye ayırıyor: Kitaplar ve kitapsılar, yani kitap gibi göründüğü halde kitap olmayanlar. Aralarındaki fark ise Hz. Musa'nın asası ile onunla yarışan büyücülerin asaları arasındaki fark gibi. Kuran Hz. Musa'nın asasıdır. İnsanlığın döneceği kitap ise Kur'an-ı Kerim olmalıdır. Kuran'ın ruhuna dönmenin yolu ise kitapları okumakla mümkündür, kitapsıları değil. Dolayısıyla bizi büyük kitabı anlamaya götürecek kitapları okumalıyız.

Bir insanın dinî, millî ve insanî değerleri ile beden, akıl ve zihin sağlığı ile yakından ilgili onur ve izzete dair değerleri olur. Bu değerler de din, töre, aile, insan ve çevreyi korumakla mümkündür. Okunulan kitaplar bu değerlerin kazanılmasına ve içselleştirilmesine de yardım etmelidir.

Kolektif bilinç ve bilinç altı

Meselenin bir başka boyutu daha var. Kitapları okumak sadece öğretmek için değil genlerimizde ve toplumsal bilinç altımızda mevcut bulunan bu değerleri hatırlatmak içindir. Ne demek istediğimi Durkheim ve Jung'un üzerinde durduğu kolektif bilinç kavramından yararlanarak açıklamaya çalışayım.

Durkheim bir milleti oluşturan fertlerinin ortalamasında o milletin müşterek inanç ve duygularının bulunduğunu söyler ve buna kolektif bilinç der. Meseleye psikolojik olarak yaklaşan Jung ise millet kavramını genişletir ve tüm insanlığı kapsayacak şekilde bir kolektif bilinçaltından söz eder. Jung'a göre tüm insanlık ortak tek bir üst bilinci paylaşır ve bu bilinçten beslenir. Mitler ve semboller bu bilincin müşterek kodlarıdır. Eğitim dediğimiz şey bireylerde potansiyel olarak bulunan hem milletin hem de insanlığın müşterek bilincini hatırlamasıdır. Dolayısıyla okunacak kitaplar arasında dünya edebiyatından eserler de olmalıdır.

Eğer zihnen sömürge olmak istemiyorsak ve ülke olarak her bakımdan bağımsız kalmak istiyorsak millî hafızamızı kaybetmemeliyiz. Çünkü boşalan bir nesnenin yerinin bir başka nesne tarafından doldurulması doğanın kanunudur. Dolayısıyla biz gençlerimize hatırlatmadığımız ve öğretmediğimiz sürece tarih boyunca örnekleri defalarca görüldüğü gibi bir kez daha yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalırız.

Kolektif kütüphane

Konu ilgili bir kavram daha var: Kolektif kütüphane. Bir edebiyat profesörü olan Pierre Bayard okumadığı kitaplar hakkında da konuşabileceğini iddia eder. James'in Ulysses'ini okumadığını ve hiçbir zaman da okumayacağını söyledikten sonra kitabın yazarını ve diğer kitaplar arasındaki yerini ve ilişkisini bilmesinin onun kitap hakkında bilgi sahibi olması için yeterli olduğunu düşünür. Ona göre bir kitap hakkındaki görüş, belli bir kültürün belirleyicisi olan kitapların oluşturduğu evreni bilmekle ilgilidir. Temel veya kanonlaşmış kitapların oluşturduğu bu evrene de kolektif kütüphane der. Bu iklimi oluşturan tüm kitapları okumak ise mümkün değildir ancak fikir sahibi olacak kadar yapılan bir okuma diğer eserleri anlamayı da mümkün kılar. Dolayısıyla okumaktan maksat biraz da kolektif kütüphanemizi belirlemektir.

Kolektif hafıza

Konu ile yakından ilgisi olduğunu düşündüğüm bir kavramdan daha bahsedeceğim: Kolektif hafıza. Buna müşterek hafıza da diyebiliriz. Maurice Halbwachs'a ait bu kavrama göre bireylerin kişisel hafızaları, içinde yetiştiği toplumun hatıralarıyla çevrelenerek kolektif hafızayı inşa eder. Dolayısıyla okunacak kitaplar bireyin hafızasını toplumun hafızasının bir parçası haline getireceği gibi toplumun hafızasını da bireyin hafızası yapacaktır. Toplumsal reflekslerin kaynağı bu müşterek hafızadır. Bu hafızanın taşıyıcı sütunların en önemlilerinden biri de edebiyattır. Yazarların eserlerine konu edindiği toplumu derinden etkileyen olaylar ve bunların sunuluş biçimi müşterek hafızamızı şekillendirir. O yüzden bir kitabın aynı konuda yazılmış olması yetmez, sunuluş biçimine de dikkat edilmesi gerekir.

Kolektif kütüphane hazırlamaktan ve oluşturmaktan maksat bizi babulaştıracak toplumsal afeziden kurtulmak, müşterek hafızamızı ve bilinçaltımızı unutturmamaktır. Kimilerine göre abartılı olabilir ancak söylemeden geçemeyeceğim. Tüm nesillerin okuyacakları kitapların yer aldığı kolektif kütüphane oluşturmak bir var olma meselesidir ve ülkemiz ve milletimiz için hayatî derecede önemlidir.

(Bu yazı, Lise Öğrencileri İçin Okuma Listesi Önerisi Çalıştayı'nda yaptığım konuşmanın yeniden düzenlenmiş halidir.)

İsmail Güleç

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

İsmail Güleç

İsmail Güleç Diğer Yazıları