Tiranlıların Dervişe Haticesi
Toplumlar, zor zamanlarında hayata tutunmak ve inançlarını daha iyi yaşamak için ilkel dönemlerinden beri güncel sorunlarını, korkularını ve ümitlerini kendilerince saygın kabul ettikleri figürler üzerinden temellendirirler. Her inanç peygamberleri veya kurucularından sonra mutlaka aziz dedikleri birilerini çıkartır veya topluma faydalı olduğunu düşündükleri dindarlarını aziz yaparlar. Dolayısıyla inançları azizler ve erenler üzerinden okumak da mümkündür. Hatta toplumun inancını bu azizleri hakkındaki inançlarının değişmesiyle okumak ve anlamak da mümkündür.

Sosyologlar bu değişiklikleri birçok yönüyle açıklar. Tarihi, siyasi, sosyo-ekonomik, dünyadaki gelişmeler, savaşlar, doğal afetler, göçler ve burada saymayı unuttuğum birçok olay bu değişikliğin sebebi olabilir. Değişiklikler inanca yeni inançlar eklenmesi, mevcut inançların bir kısmının unutulması, yeni inançlar eklenmesi veya değişmesi şeklinde gerçekleşir. İnancın temelinde insanın doğası yattığı için ne kadar değişiklik olursa olsun mutlaka eski inançtan iz kalır, tamamıyla ortadan kaybolmaz.
Değişen inançlar toplumu da değiştirir, eskisinden farklılaşır. Farklılaşan ve değişen toplumlar inanca farklı yaklaşıp adeta yeniden inşa ederler. Meseleyi uzun uzun teorilere boğmak yerine bir örnek üzerinden aktarmaya çalışayım.
Tiran'da, bugün faal olan Dervişe Hatice türbesi var. Arnavutluk'ta birkaç kadın türbesinden biri ve en meşhuru olan Derviş Hatice Türbesi, başkent Tiran'ın merkezinde, Barrikada caddesi üzerinde, Rruga Dervish Hatixhe sokağının caddeye yakın tarafında bulunuyor.
Dervişe Hatice'nin kim olduğunu öğrenmek isteyen biri internete girip bir araştırma yaptığında onun bir Bektaşi ereni olduğunu, sağlığında halk için çalıştığını ve halkın onu çok sevdiğini, kadın olarak bir tarikat şeyhi olduğunu ve tarikatını yaydığını, şeyhliği kadından kadına aktararak çağının ötesinde bir feminist önder kabul edilmesi gerektiğini okur. Hatta adına kurulan vakıfta yoga dersleri verildiğini görünce ne Müslümanlıkla ne de mensubu olduğu bir tarikatla ilgisi olduğunu düşünürüz.
Ali Emiri Efendi'nin Dervişe Hatice'si
İşkodra Şairleri ve Yanya Şairleri gibi içinde birçok Arnavut şairin hayatının anlatıldığı kitaplar yazan, Leskoviç, Yanya ve İşkodra gibi Arnavutların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde görev yapan Ali Emiri Efendi, Osmanlı Tarih ve Edebiyat Mecmuası'nda kaleme aldığı Sâlihât-ı Ümmetten Hatice Hanım başlıklı yazısında bize Hatice Hanım'ın kim olduğunu anlatır. Hatice Hanım hakkındaki bilgileri Tiran ziyareti esnasında karşılaştığı Hacı Ömer Suzî Efendi'den alır. Hacı Ömer Sûzî Efendi ise Hatice Hanım'ın yanında bulunmuş, onun iyiliklerini görmüş ve kendisi için dua etmiş bir alimdir. Dolayısıyla duydukları birinci ağızdandır ve ana hatlarıyla doğru kabul edilir.
Ali Emiri Efendi'ye göre Hatice Hanım, sağlam inançlı (mu'tekid) bir Müslüman'dır ve namı Ali Emiri'nin devrinde bile devam etmektedir. Horasan'dan gelen bir ailenin çocuğu olan Derviş Hatice, ilk tahsilini 'Şeyhülislam' lakabıyla bilinen mürşidi, Mücrim mahlasıyla şiirler yazan Şeyh Abdüsselam'dan alır. Aynı zamanda bir Kâdirî şeyhi olan Şeyh Abdüselam Efendi ona hakikat ilmini de öğretmeye başlar. Çevresi hep tarikat ehli insanlarla doludur. Kubadzade Şeyh Recep Tiranî ve Kadiri şeyhlerinden Şeyh Hasan Hâdim Tirânî, Derviş Havva-yı Tiranî ve Mullet köyünde medfun Konyalı Şeyh Vecdi Efendi gibi ümmetin faziletli kimseleri ile sohbetlerde bulunmuş bir Allah dostudur. Hayatı riyazet ve ibadetle geçen Hatice Hanım, hakikat ilminin hazineleri kendisine açılacak kadar ilerledi, keşif ehli oldu. Kuran'dan ayetlere müderrisleri bile şaşırtacak derecede manalar verirdi. Gündüzleri oruçla geceleri namazla geçiren Derviş Hatice'nin kalbi Allah sevgisiyle dolu idi. Nefis ejderini aşk kılıcı ile öldürmeyi başaranlardandı. Derviş Hatice geceleri ibadet ederken başını kaldırır ve gökyüzüne bakarak "Rabbenâ ma halakte hâzâ bâtıle" (Ey Allah'ım sen bunları boş yere yaratmadın) ayet-i kerimesini ağlayarak okurdu. Kendisine bir cennet köşesi görünen seccadesinden hiç kalkmak istemez, devamlı ibadet etmek isterdi. Seccadesinin üstünde kendinden geçer, aşk ile öyle inlerdi ki onu görenler de kendilerinden geçip yakalarını yırtarlardı.
Kendisini dinlemeye gelen kadınlara, evlerinde boş durmamaları, Arnavutların dünyaca meşhur kumaşlarını dokuyarak eşlerine yardımcı olmaları konusunda nasihat ederdi. Kendisi de ibadetten arta kalan vakitlerinde çorap ve eldiven örüp satarak geçimini sağlardı. Eliyle çalışıp kazanmayı ve helal yemeyi teşvik ederdi.
Derviş Hatice'ye her gece şehrin ileri gelenleri ve zenginleri sofra sofra yemekler gönderirdi. O yemeklere elini sürmeden yetimlere ve fakirlere gönderir, yemeklerin yenildiğini bir köşede izlerken Cenab-ı Allah'a hamd ü sena ederdi.
Ali Emirî Efendi, Hacı Ömer Sûzî'den dinlediği bir hikâyeyi de nakleder:
Birgün nefis yemekler geldi. Ben de canı çeker diye birazcık ayırıp odasına götürdüm. Yemesini söylediğimde "Benim gördüğümü görseniz siz de yemezdiniz." der ve elini uzatmaz. Ömer Efendi ne gördüğünü sorduğunda bir avuç pilav alıp sıkınca yağ yerine kan akar. "İşte zulm ile elde edilen servetin yemeği böyle olur." der.
Hacı Ömer Suzî meşhur veba salgınında hastalıktan korkar ve Dervişe Hatice'den kendisi için dua etmesini ister. O da dua eder ve ona çok uzun yaşayacağını haber verir. Hacı Ömer Sûzî'ye uzun yaşayacağını söylerken kendisinin o veba salgınında öleceğini söyler ve Hacı Ömer'i çağırıp ona Hicaz'a gidip Hz. Peygamber'i ziyaret ettikten sonra meşhur alimlerden ilim tahsil edip Tiran'a dönmesini, ölene kadar hiçbir şekilde ücret almadan faziletli talebe yetiştirmesini vasiyet eder. Ömer Suzî Efendi, Derviş Hatice'nin tavsiyesine uyarak Hicaz'a gitmiş, devrin meşhur alimlerinden ilim tahsil ettikten sonra memleketine dönerek ölene kadar ilim tedrisi ile meşgul olmuş.

1796'daki büyük veba salgınında vefat ettiğinde Tiran ve çevresinden gelenlerle Tiran'ın gördüğü en kalabalık cenaze namazı kılındıktan sonra yaşadığı kulübeye defnedildi.
Ali Emiri Efendi'nin anlattığı bir Kâdirî dervişi Hatice Hanım ile adına açılan web sayfasında anlatılan Dervişe Hatice arasında isim dışında bir benzerlik bulmak neredeyse imkânsız.
Kendisine bir cennet köşesi görünen seccadesinin mescidin mihrabında bile olmadığı ve yoga öğretildiği bir yer ne kadar Dervişe Hatice'ye ait olabilir?
Umarım, "Değişen inançlar toplumu, toplumlar da inançları değiştirir, eskisinden farklılaştırır ve inançlarını âdeta yeniden inşa ederler" derken ne kastettiğimiz izah edebilmişimdir. Ben bir türbe üzerinden izah etmeye çalıştım. Geçen haftaki yazımda şadırvandaki küçük bir değişikliğin ne anlama geldiğini izah etmeye çalışmıştım.
Son söz: Dinlerin kültürden, toplumların kültürden bağımsız var olmaları mümkün değildir.
İsmail Güleç
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.