Muharrem ve Kerbela’nın Hakikati
Her sene Muharrem ayı geldiğinde, özellikle 10 Muharrem günü ülkemizde muhtelif anma toplantıları düzenlenir. Aleviler daha çok muharrem orucu iftarları ile anılırken Caferiler düzenledikleri yürüyüşlerle, okudukları maktel ve mersiyelerle, yaptıkları gösterişli merasimlerle öne çıkar. Toplumun büyük bir kısmı ise muharrem aşure yemeye vesile olarak görülür. Manevi atmosferini pek teneffüs etmez.
Bağdat'ın yaklaşık 100 km. güneybatısında yer alan Kerbelâ'nın şöhreti, peygamberimizin gözünün nuru Hz. Hüseyin'in evlatları, kardeşleri ve yeğenleri ile sevenlerinden oluşan büyük bir kafilenin kadınlar ve bebekler dışındaki yaklaşık yetmiş kişinin 10 Muharrem 61'de (10 Ekim 680) Yezid'in Kufe valisinin emriyle şehit edildikleri ve defnedildikleri yer olmasıdır.
Kerbela önceleri Hz. Hüseyin'in başsız gövdesinin gömüldüğü bir şehitlik iken daha sonra üzerine bir türbe yapıldı, Hz. Hüseyin'in damlasına hasret olduğu su getirildi ve çöl ortasında bir vahaya dönüştü. Osmanlı tarihi boyunca da Türk hacılarının menzillerinden biri olarak ehl-i beyt sevgisini tazeledi.
İslam tarihinin en elîm olaylarından biri olan Hz. Hüseyin'in şehadeti, Türk kültürünü ve edebiyatını derinden etkiledi. Anadolu'da gelişen tasavvuf anlayışının temel figürlerinden biri oldu. Muhabbet-i ehl-i beytin sembolüne dönüştü. Mevlevî, Halvetî, Kadirî, Rıfaî, Sadî hatta Nakşıbendî şairler, muharremi ve Kerbala'yı yürekten hissederek makteller, mersiyeler yazdılar.
Edebiyatımızda en sık işlenen konulardan oldu. Müstakil mersiyeler yazıldığı gibi mazmun, mecaz ve teşbih unsuru olarak şiirlerin bir parçası oldu. Mesnevi, kaside, gazel, terciibend, terkibibend, rubâî, tuyuğ, ilâhi, koşma gibi nazım biçimlerinde mersiyeler yazıldı. Maktel-i Hüseyin ve muharramiyye gibi edebi tür ortaya çıktı. Başlı başına bir edebiyat literatürü teşekkül etti.
Kerbela edebiyatı musikiye de sirayet etmiş, özellikle muharremin ilk on iki gününde okunmak üzere ilahiler bestelenmiş, tüm tekkelerde büyük bir coşku ve hüzünle okundu, okunuyor. Mevlana Hazretlerinin tayin ettiği ölçüler içinde taşkınlık yapmadan, asil bir hüzün içinde idrak edilir. Bayramî halifesi olan Yazıcızâde Muhammed Efendi'nin Muhammediye'sinde "Vefâtü'l-Hasan ve'l-Hüseyin" başlıklı elli dört beyitlik manzume Anadolu sahasında yazılmış bildiğimiz en eski manzum metindir. Bu metnin özelliği Kerbela olayını Sünnîlerin gözüyle anlatmasıdır. Muhammediyehanlar, bu metni muharrem ayında yüksek sesle ve hazîn bir tonda dinleyenlerin ciğerleri yakacak şekilde okurlardı. Sinan Paşa'nın Tazarruname'sindeki "Na't-ı emîrü'l-mü'minîn Hüseyin radıyallāhu anh" yazılmış en güzel mensur mersiyelerin başında gelir. Aşık Yunus'un her muharremde ve tüm tekkelerde okunan
Şehidlerin serçeşmesi
Enbiyânın bağrı başı
Evliyânın gözü yaşı
Hasan ile Hüseyin'dir
kıtasıyla başlayan meşhur ilahisi de muharrem ilahileri denilince ilk akla gelenlerdendir.
Buraya kadar anlatılanlar günlük hayatımızda yaptıklarımız, okuduklarımız, dinlediklerimiz. Hz. Hüseyin'in başına gelenlere üzülür, kahrolur, onu o hale getirenlere lanet okuruz. Bir derviş için Muharremiyye çok daha fazlasıdır.
Bunların hepsi mecazdır. Mecazlar bizi hakikate götürmedikçe kelimelerden ibaret kalır. Hakikati hüseynî-meşreb olmaktır.
Hüseynî-meşreb
Bir derviş muharrem ayını enfüs ve afakta idrak eder. Tekkelerde, meclislerde muharrem ilahileri okumak, mersiyeler dinlemek, muharrem orucu tutmak afakta idrak etmek için yapılır. Enfüste idrak etmek ise Hüseynî-meşreb olmaktır. Hüseynî-meşreb olmak ise tarihin en büyük zulmü karşısında dik duran hakikat erinin huyu ve ahlakı ile süslenmektir. Hakk'a sarılmak, hakkın ve haklının yanında durmak, zulme boyun eğmemek, canı sevgiliye feda etmektir.
Hz. Hüseyin bir derviş için;
Rıza ve teslimiyetin sembolüdür: O, başına gelecekleri ezelî ilimle bilmesine rağmen, kader-i ilahîsine tam bir rıza ve tevekkülle teslim olduğu gibi derviş de girdiği yola tam bir rıza ve tevekkülle teslim olur. Ölçü ise Hz. Hüseyin'in rızası ve teslimiyetidir. Onun gibi olamasa da kendi çapında ona benzemeye çalışır.
Manevî saltanatın sembolüdür: Her ne kadar zahirde Yezid galip görünse de bâtınen ve manen velayet saltanatının Hz. Hüseyin'e ait olduğunu anlar, ona göre amel eder. Zahir saltanata iltifat etmez.
Şehitlerin sembolüdür: Hz. Hüseyin şehitler çeşmesinin başıdır. Şehitlerin piri, yol göstericisidir.
Âşıkların sembolüdür: Kendini sevdiğine adamanın zirvesidir. Fuzulî'ye Mecnun'un ancak adı olduğunu, gerçek âşıkın kendisi olduğunu söyleten onun aşkının cezbesidir. İlahi aşkın zirve tecellisi, âşıkların başı ve nefsini Hakk yolunda feda edenlerin en kâmil örneğidir.
Kâmil insan sembolüdür: Hz. Hüseyin kemale giden yolculuğu bize gösterdi.
Enfüs'te Kerbela: Bir dervişin iç dünyası onun Kerbela'sıdır. Nefsimiz Yezid, ruhumuz ve aklımız Hüseyin'dir. İçimizdeki Yezid'i öldürüp Hüseynî sıfatlarla dirilmedikçe kemâlât olmaz.
Dervişler, bu kutbî şahsiyeti, kendilerini Hz. Peygamber'e bağlayan manevi zincirin halkası olarak görürler. Bir derviş bunları hissetmedikçe ve yaşamadıkça mecazdan kurtulamaz, hakikate eremez.
Hakikate erenler ise aşure olurlar. Aşure ise tevhidin sembolüdür. Sıradan bir insan buğday, nohut, fasulye, şeker, incir, kayısı, üzüm vs. yi teker teker görüp, ayrı zannederken derviş bunların hepsini bir görüp aşure diyerek kesretten vahdete geçer. Müsemmanın ne olduğunu bilse ortada ne buğday ne fasulye kalır.
Hz. Hüseyin'in şehit edildiği gün aşure günüdür. Takvimler öyle söyler. Bir derviş için ise aşure Hz. Hüseyin'in sevgiliye kavuştuğu gündür, damlanın derya karıştığı andır.
Hakikat yolcusu bir derviş için Muharrem hem bedenen hem de ruhen iliklerine kadar hissedilerek geçirilen zamanlardır. Bunu yapmak her yiğidin kârı değil. En azından yapanları taklit etmek gerek. Kıymetini bilen için o bile büyük kârdır vesselam.
İsmail Güleç
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.