Yahya Kemal’in ‘Söz Meydanı’ Şiiri
Yahya Kemal'in Hz. Peygamber'i övdüğü Söz Meydanı başlıklı pek gündeme gelmeyen bir şiiri var. Klasik bir Yahya Kemal şiiri olan gazelde Yahya Kemal, Hz. Peygamber'i bir sevgiliye benzetir ve onun güzelliğini över. Bir çırpıda okunan beş beyitlik kusursuz bir aruzla yazılan (mefâilün feilâtün mefâilün feilün) beş beyitlik gazeli aktarıyorum:
Söz Meydanı
Zamân o gül gibi gül görmemiş zamân olalı
Gülün güzelliği dillerde dâstân olalı
Ne serve bakmadadır şimdi gözlerim ne güle
O şîvekâr bu kâmette nev-civân olalı
Yegâne hüsn-i ilâhî odur Cemâlullah
Cihâna ahsen-i takvîm'den ıyân olalı
Mesâğ olaydı eğer lâ-şerîke leh derdim
Nazîri gelmedi âlemde hüsn ü ân olalı
O şûhu nazm ile tasvîr etmek müşkil oldu Kemâl
Sühan rekabeti meydân-ı imtihân olalı
Konu ile ilgili makalesinde Prof. Dr. Yekta Saraç, Prof. Dr. Mahmut Kaya'dan Mahir İz'in, Yahya Kemal'in bu gazelini naat olarak kaleme aldığını, ancak kendisine yobaz denilmesinden çekindiği için ismine Söz Meydanı verdiğini nakleder.
Mahir İz, hatıralarında Muallim Nacî'nin 'Olalı' redifli gazeline nazire olduğu söylenen şiiri dinlediğinde üçüncü beyti çok beğendiğini söylemesi üzerine şairin "Matla beytine iltifat etmediniz" dediğini nakleder. Bu cevabından şairin ilk beyti çok beğendiğini anlıyoruz. Ben de gazeli ilk gördüğümde ilk beytin sadeliğine ve güzelliğine vurulmuş, diğer beyitlere bir müddet geçememiştim.
Zamân o gül gibi gül görmemiş zamân olalı
Gülün güzelliği dillerde dâstân olalı
Zaman var olduğundan yâni kainatın yaratıldığı andan ve gülün güzelliği dillere destan olduğundan beri o gül kadar güzel bir gül görmedi.
Şair, gazeline eskilerin hüsn-i ibtida dediği şekilde çok etkili bir başlangıç yaparak başlamış. Beyit o kadar sade söylenmiş ki dinleyen veya okuyan herkes kendisi de söyleyebilirmiş gibi hissediyor. Ancak yine eskilerin sehl-i mümteni dediği böyle bir beyit ancak Türkçeyi ve şiiri çok iyi bilen, hissiyatı kuvvetli bir şair tarafından söylenilebilirdi.
Şairin Hz. Peygamber için söylediği bu sözler başka biri için söylenmiş olsaydı mübalağa denilebilirdi ancak söz konusu Allah'ın habibi olunca sözlerin gerçek olduğuna inandığımız için mübalağa olmaktan çıkıyor.
Hz. Peygamber'in açık istiare ile güle benzetildiği beyitte Hz. Peygamber gibi bir insan, insan-ı kâmil ve peygamberin dünya yaratıldığı andan beri gelmediğini söyleyen şairin bu beyti bana Hassan b. Sabit'in;
Gözler senden daha güzelini görmedi
Kadınlar senden daha güzelini doğurmadı
şeklinde tercüme edebileceğimiz şiirinin ilk iki mısraını hatırlatıyor. Yahya Kemal'in Hassan b. Sabit'in şiirini bildiğini veya bilmediğini bilmiyorum ama şiirine nazire yazdığı Muallim Naci'nin bilme ihtimalinin kuvvetli olduğunu söyleyebiliriz.
Hz. Ali hilyelere nakşedilen sözlerinde Hz. Peygamber'i tarif ettikten sonra onu görenlerin 'Ben ondan önce ve sonra eşini benzerini görmedim' dediklerini nakleder. Yahya Kemal de sanki Hz. Peygamber'i gördükten sonra bu mısraları terennüm etmiş gibidir.
Gül güzelin ve güzelliğin sembolüdür. Hz. Peygamber de dış görünüşünün (gülün rengi ve şekli) güzelliği hem de ahlâkının (gülün kokusu) güzelliği ile güle benzetilir. Tüm güzeller güle benzetilerek aynı zamanda Hz. Peygamber'e de benzetilmiş olmaktadır.
Ne serve bakmadadır şimdi gözlerim ne güle
O şîvekâr bu kâmette nev-civân olalı
O nazlı güzel, arz-ı endam ettiğinden beri gözlerim ne bir serviye ne de bir güle bakar.
Klasik şairlerimizde sık gördüğümüz teşbihleri yapan şair ilk beyitte Hz. Peygamber'in yüzünün güzelliği övdükten sonra bu beyitte boyunun mevzunluğunu övmektedir. Hadislerde Hz. Peygamber'in güzel kokusu, terinin temiz oluşu, saçı ve yüzünün güzelliği, ağzı ve gözlerinin yanı sıra boyu da övülür. Hatta bu konuda o kadar çok eser vücuda getirilmiştir ki şemail ve hilye adında edebi türler ortaya çıkmıştır. Hüsn-i hatla yazılıp teberrüken evlerin en güzel odalarına asılan hilyelerde yer alan Hz. Ali'den rivayet edilen hadiste Hz. Peygamber'in boyu şöyle tarif edilir:
Peygamber efendimiz ne çok uzun ne de çok kısa idi; o kavminin orta boylusu idi. Saçları ne kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe dalgalı idi. Yüzü hafif değirmi ve dolgunca idi. Yüzünün rengi pembe-beyaz, gözleri siyah, kirpikleri sık ve uzun, kemiklerinin eklem yerleriyle omuz başları irice idi. Vücudu kılsız olup sadece göğsünden göbeğine doğru inen ince bir tüy şeridi vardı. El ve ayak parmakları kalınca idi. Yürürken meyilli ve engebeli bir yerde yürürcesine ayaklarını sürtmeden sertçe kaldırır ve adımlarını uzunca atardı.
Şüphesiz serviden daha uzun ağaçlar da vardır ancak servi gibi mevzunu, nazlı nazlı salınanı ve güzel kokulusu yoktur. Bu beyitten boy ve endamın, güzelliğin mütemmim bir cüzü olduğunu da anlıyoruz.
Şair Hz. Peygamber'i övdükten sonra Mahir İz'in çok beğendiği beyti irad eder:
Yegâne hüsn-i ilâhî odur Cemâlullah
Cihâna ahsen-i takvîm'den ıyân olalı
Cemâlullah, insan vasıtasıyla en güzel biçimde göründüğünden beri yegâne ilâhî güzellik odur.
İlk iki beyitte güzelliği övüldükten sonra üçüncü beyitte Hz. Peygamber'in güzelliğinin kaynağı açıklanır. Hz. Peygamber'in güzelliğinin ilahi olduğuna işaret eden bu beyitte, mahlukat içinde en mükemmel formun insana ait olduğuna "Andolsun ki biz insanı en güzel şekilde yarattık" (Tîn 95/4) meâlindeki âyette geçen ahsen-i takvîm ibaresi ile vurgu yapılır. Abdülkerim Cilî'nin "Hakk'ın nüshası" dediği bu kıvam bizzat Allah tarafından verilmiş olup insanın sahip olduğu güzelliğin kaynağıdır. İnsanlar içinde de ahsen-i takvimin nümune-i imtisali yani en mükemmel örneğinin Hz. Peygamber olduğu ifade edilir.
İnsanların güzelliğine âşık olanların aşkı mecazî, Hz. Peygamber'in güzelliğine âşık olanların aşkı hakikîdir. Sıradan insanlar Hz. Peygamber'in suretine vurulur, âşık olur. Sufiler ise o güzelliği mecaz olarak görüp o güzellikte içkin olan Cemalullah'ı yani hakikati görüp ona âşık olmaya çalışır. O yüzden ilki mecazî, ikincisi hakikî aşk kabul edilir.
Ahsen-i takvimden iyan olan yani ilk zuhur eden insan Hz. Adem'dir ve beyitte Hz. Adem'den bu yana gelen ve kıyamete kadar gelecek olan insanlar içinde Hz. Peygamber'den daha güzeli gelmediğine ve gelmeyeceğine işaret edilmiş olur. Keşke Mahir İz hatıralarında bu beyti okuduğunda veya dinlediğinde aklından geçenleri de kaleme alsaydı. Biz de neden çok beğendiğini öğrenmiş olurduk.
Mesâğ olaydı eğer lâ-şerîke leh derdim
Nazîri gelmedi âlemde hüsn ü ân olalı
Dünyada güzellik yaratıldığından bu yana eşi benzeri görülmemiş o güzel için eğer izin verilseydi, "lâ şerîke leh" derdim.
İlk üç beyitte görünen varlığı övülen Hz. Peygamber'in bu beyitte sûreti ve sîreti ile birlikte var olan mevcudiyeti övülmektedir. Onun benzeri ne bir insan ne de bir peygamber geldiğine işaret edilmektedir.
Bu beyitte Hz. Peygamber'in güzelliğinin eşsiz olduğuna vurgu yapılmaya devam edilmektedir. Şairin "Lâ şerike leh" bölümünü iktibas ettiği "Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr." duası Hz. Peygamber'in Arefe'de ettiği dualardan olup duaların en faziletlisi olarak kabul edilir. Hz. Peygamber'in ve ondan önceki peygamberlerin de ettiği ifade edilen duanın anlamı "Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, O'nun ortağı yoktur, mülk O'nundur, hamd O'na aittir. O, her şeye kâdirdir" sözüdür. Şair bu söze telmihte bulunarak Allah için söylenen sözlerin bir kul için söylenmesinin şık olmayacağını bildiği için bir şarta bağlı olarak Hz. Peygamber'in güzelliğinin de insanlar arasında bir benzeri olmadığını ifade etmiş olmaktadır. Artık bir güzelliği övmek için bundan daha fazlası söylenemez. Şair teşbihi zirveye taşımış ve orada bırakmıştır. Geriye söylenecek söz bırakmamıştır.
O şûhu nazm ile tasvîr etmek müşkil oldu Kemâl
Sühan rekabeti meydân-ı imtihân olalı
Ey Kemâl, imtihân meydanında şairlerin sözleriyle yarışmaya başladığından beri o güzeli şiirle resmetmek ve anlatmak çok zor oldu.
İlk dört beyitte Hz. Peygamber'i öven şair son beyitte klasik şairler gibi kendisini överek (fahriye) gazeli tamamlar. Sıradan insanlar için imtihan yeri olan bu dünyayı şairler için Hz. Peygamber'i en güzel şekilde övebilme yarışının verildiği bir meydana benzeten şair bu meydanda at koşturmanın, yani Hz. Peygamber'i öven şiirler yazmanın çok zor olduğundan bahseder. Tarih boyunca nice büyük şairlerin nice büyük şiirleri var iken yeni ve güzel bir şiir söyleyerek aralarına girmek kolay olmasa gerektir. Şair bu gazeliyle söz meydanına atıldığını ve o müşkül olan işi yaptığını ifade ederek kendini över, şiirini güzel bulduğunu bize ihsas ettirir.
Şairin gazeline verdiği ismin bu beyitten alındığı çok açık. Şuara meclislerinde yeni bir şiiri olan şairlerin ayağa kalkıp şiirini eleştirmenlerin kınamalarından korkmadan okumalarını hatırlatan bu beyitte şairimiz de naat şairlerinin olduğu bir mecliste ayağa kalkıp kendine güvenerek kimseden çekinmeden şiirini okumuş gibidir.
Baştan sonra Hz. Peygamber'in güzelliğinin övüldüğü bu yek-ahenk gazeli söyleyebilmek kanaatimce Hz. Peygamber'i sevmeden mümkün değildir. Büyük şairin bu güzel gazelinin Hz. Peygamber'in şefaatine vesile olmasını niyaz ediyorum.
İsmail Güleç
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.