Hikemî Şiir
Hikemî şiirin ne olduğu kitaplarda hikemî şiir yazan şairlerin şiirlerinden örnekler verilerek uzun uzun anlatılır. Yapılan tanımlar ve örneklere baktığımızda hikemî şiirin kapsamının çok geniş tutulduğunu görülür. Müsaadenizle kapsamı biraz daraltmaya ve hikemî şiiri kendimce tarif etmeye çalışacağım.
Hikmetin çoğulu olan hikemin sonuna aldığı nispet ekiyle oluşan hikemî hikmetli, hikmete dair anlamına gelir. Hikmete ise sözlüklerde birçok anlam verilir. Bizi ilgilendiren, "hak ve hakîkate uygun, kısa ve mânâlı söz" ile "Ahmet Yesevî tarzında yazılan tasavvufî manzûmelere verilen isim" anlamlarıdır.
Konu Klasik Türk Edebiyatı olunca işin içine Nâbî girer ve tanımlar biraz daha belirginleşir. Düşünceye dayalı olması gerektiği ifade edilen hikemî şiirde okuyucu uyarmak, doğruyu ve güzeli göstermek, didaktik olmak, nasihat vermek gibi özellikler aranmaya başlanır. Dünyanın geçiciliği, toplumsal eleştiri, kader, tevekkül, kanaat, insan tabiatı, dostluk, insanın iyi ve kötü hasletleri konu edinir. Düşünceyi ifade etmek için uzun şiirler yazmaya gerek duyulmaz, bir beyt veya dörtlük ile yetinilir.
Konu ve anlam öne çıkınca biçim üzerinde pek durulmaz. Anlamı örtmemesi için de süsten ve imalı söyleyişten, ağdalı ve söz sanatlarıyla dolu ifadelerden kaçınılır, sade ve anlaşılır yazılmaya çalışılır.
Hikemî şiir söyleyebilmek için söyleyen kimsenin zengin bir hayat tecrübesine ve derin irfan ve hikmet bilgisinin yanı sıra manzum söz söylebilme becerisine de sahip olması beklenir.
Klasik Türk Edebiyatında hikemî şiir söz konusu olduğunda kanaatimce bize hikmeti öğreten Hz. Peygamber'in beğendiği şiirler ölçü olmalıdır. "Şiirin bir kısmı hiç şüphesiz hikmettir." (Zebîdî XII/154; Tirmizi Edeb 69; İbn Mace Edeb 41) buyuran Hz. Peygamber'in hikmetli bulup beğendiği şiirlerden birkaç örnek verirsem meramım daha iyi anlaşılacaktır. Örnekleri Şiir, Şair ve Peygamber'e Dair (Ötüken: İstanbul, 2018) isimli kitaptan özetleyerek aktarıyorum.
Hikemî şiirin konusu
Peygamber'imizin övdüğü şairlerin beğendiği beyitlerini sıralarsak manzara daha da belirginleşecektir.
Lebîd:
¨Bir şairin söylediği en doğru söz Lebîd'in 'İyi bilin ki Allah'tan başka herşey bâtıldır.' mısraıdır.¨(Buhari Edeb 70; Müslim Şiir 3; Tirmizi Edeb 70)
Hz. Peygamber'in evine girerken terennüm ettiği Tarafe b. Abd'in şu beyti:
"Günler sana bilmediğin şeyleri gösterecek ve ummadığın kimseler de sana haberler getirecektir."
Hz. Peygamber'in görmek istediği tek şair olan Antere'nin beğendiği beyti:
"Karnım belime yapışmış olsa da olsa minnetten âzâde bir yiyecek buluncaya kadar aç yatar, aç kalkarım"
Hz. Peygamber'in kendisine yetişecek olsaydı Müslüman olacağını söylediği Süveyd b. Amir el-Mustalikî'nin şu beyti:
"Haremde gecelesen de güvende olma
Ölümler her insanın iki yanındadır"
Oğullarına Müslüman olmalarını tavsiye eden Züheyr'in şu beyti:
"İçinizde olan hiçbir şeyi Allah'tan gizleyemezsiniz. Her neyi gizlemeye çalışırsanız Allah onu bilir."
Hz. Peygamber'in "neredeyse şiiriyle Müslüman oluyormuş" buyurduğu Ümeyye b. Salt'ın şu beyitleri:
"Seni sakındırırım, Allah'tan başkasını ortak kılma, çünkü doğru yol apaçıktır. Ay Allah'ım sana Rab olarak razı olduk. Senden başka ikinci bir ilaha ibâdet etmeyi elbette ve asla düşünmeyiz. Ey Rabbim, beni asla kâfir yapma! Kalbimi daima imanla doldur. Bir insan olarak yaşadığım sürece bedenimi, cildimi, etimi ve kanımı iman ile donat."
Hz. Peygamber'in ayrı bir ümmet olarak haşredileceğini söylediği meşhur hatip Kuss b. Saide'nin şu sözleri:
"Ey insanlar! Geliniz, dinleyiniz, belleyiniz, ibret alınız. Yaşayan ölür; ölen yok olur; olacak olur. Yağmur yağar, otlar biter. Çocuklar doğar. Analarının babalarının yerini tutar. Sonra hepsi yok olup gider. Olayların ardı arası kesilmez. Hemen birbirini kovalar. Kulak veriniz, dikkat ediniz. Gökte haber var, yerde ibret alacak şeyler var. Yeryüzü bir sarayın döşemesi, gökyüzü bir yüksek tavan. Yıldızlar yürür, denizler durur. Gelen kalmaz, giden gelmez. Acaba vardıkları yerden hoşnut olup da mı kalıyorlar? Yoksa orada bırakılıp da uykuya mı dalıyorlar? Yemin ederim Allah'ın (c.c.) katında bir din vardır ki, şimdi bulunduğunuz dinden daha sevgilidir. Allah'ın (c.c.) bir gelecek Peygamberi vardır ki, gelmesi pek yakın oldu. Gölgesi başınız üstüne geldi. Ne mutlu o kimseye ki, ona inanır, o da ona doğru yolu gösterir; vay o talihsize ki, ona isyan eder, karşı çıkar. Yazıklar olsun ömürleri gafletle geçen ümmetlere!..
Ey İyadlılar! Hani babalarınız, dedeleriniz, hani süslü köşkler, taştan evler yapan Ad ve Semûd kavmi; hani dünya varlığına gururlanıp da kavmine: 'Ben, sizin en büyük rabbinizim!' diyen Firavun ile Nemrud? Onlar size göre daha zengin, kuvvet ve kudretçe sizden fazla değil raiydiler? Bu yer onları değirmeninde öğüttü toz etti, dağıttı. Kemikleri bile çürüyüp dağıldı. Evleri yıkılıp ıssız kaldı. Yerlerini yurtlarını şimdi köpekler şenlendiriyor. Sakın onlar gibi gaflet etmeyin, onların yoluna gitmeyin. Her şey yok olucu gidicidir. Kalıcı ancak yüce Allah'dır, ki birdir, ortağı, benzeri yoktur. Tapılacak ancak odur. Doğmamış, doğurmamıştır. Bizden önce gelip geçenlerde bize ders olacak şey çoktur. Ölüm ırmağının girecek yerleri var, ama çıkacak yeri yoktur. Büyük, küçük hep göçüp gidiyor. Giden geri gelmiyor. Kesin olarak biliyorum ki, herkese olan bana da olacaktır." (Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya [t.y.] I/48.)"
Hz. Peygamber'in tek başına ümmet olduğunu söylediği Zeyd b. Amr b. Nufeyl'in şu sözleri:
"İşler taksim olunduğu zaman bir tek rabbe mi yoksa bin tane rabbe mi ibâdet edeceğim? Lat ve Uzza'yı terk ettim, bıraktım. Dirayetli, ileri görüşlü olan bir kimse de böyle yapar. Ne Uzza'ya ibâdet ederim, ne de onun iki kızına ve ne de Benu Amr'ın iki putunu ziyaret ederim. Ne de Hubel'e ibâdet ederim. Eski zamanda aklımın yetmediği bir dönemde o bizim için rabdi. Fakat Rabbim Rahman'a ibâdet ederim ki çok bağışlayan, affeden Rab günahımı bağışlasın. Rabbinizin takvasına sarılın ve muhafaza edin, ona sarıldığınızda helâk olmazsınız. Biliniz ki iyi kimselerin yeri cennettir. Kafirler için ise sıcak ve alevli cehennem vardır."
Hz. Peygamber'in "Allah ağzına dert vermesin" dediği Nâbiga el-Câdî'nin şu beyitleri:
"Geldim ben Allah'ın Resulüne getirdiğinde o hidayeti
Okumakta Samanyolu gibi aydınlık bir kitap
O kadar çabaladım ki, hissetmedim ben ve beraberimdekiler
Süheyl yıldızının doğuş ve batıya kayışını
Takva üzere kalır ve hoşnut olurum onu yapmaktan
Ve daha da sakınır oldum o korkulan ateşten
Göğe ulaştık onur, cömertlik ve itibarca
Kaldı ki biz bunun üstüne çıkmayı da umarız"
Hz. Peygamber'in hakkında güzel sözler söylediği Ka'b b. Mâlik'in şu beyti:
"Kureyş kabilesi Rabb'i ile mücadeleye geldi. Muhakkak ki mutlak ve daimi galip olan Cenab-ı Hak ile yenişmeye çalışan mağlup ve perişan olacaktır."
Hz. Peygamber'in dinlediğinde hırkasını çıkarıp verdiği Ka'b b. Züheyr'in meşhur kasidesinin şu beyti:
"Şüphe yok ki, Peygamber, en keskin bir kılıçtır kılıçlarından Allahın.
Sonsuz bir kurtuluşa, nura ve hidayete alıp götüren bizi."
Özetle Hz. Peygamber "Şiir, ifadeleştirilmiş bir sözden başka bir şey olmayıp hakka uygun olanı güzeldir. Hakka uygun olmayanında ise hiçbir hayır yoktur." hadis-i şerifinde de ifade ettiği gibi makbul şiir için koyduğu ölçü hakka uygun olmasıdır.
Hikemî şiirin üslubu
Hikemî şiirin bir diğer özelliği dinleyenlerin hoşuna gidecek kadar beliğ ve fasih olmasıdır.
"Hikmet ve bilgelik dolu ne şiirler vardır; öyle bir hitabet ve beyan sanatı vardır ki bu, insanı âdetâ büyüler, tesiri altına alır." (Buhari 76/51; Tirmizi 41/69)
Belagat ehlinin en üstünü, hatiplerin en büyüğü olan Hz. Peygamber, az lafızla çok manalar aktarırdı. Sanat gösterme kaygısı gütmez, açıklama yapılması gereken yerde uzun açıklamalardan da çekinmezdi. Kimsenin anlamadığı garip kelimeleri kullanmaz, sokak ağzı ile konuşmaktan imtina ederdi. Dinleyenleri ne merak içinde bırakacak kadar kısa ne de sıkacak kadar uzun konuşurdu. Her kabileye kendi lehçesiyle hitap edecek kadar Arapçaya vakıf idi. Bunlar da hikemi şiirin biçiminde ve üslubunda aranması gereken özelliklerdir.
Sözlerimizi Kamil Miras'ın Sahih-i Buhâri Muhtasarı'nda Hz. Peygamber'in şiir ile ilgili görüşleri aktarak özetleyelim:
"Maddi ve manevi hiçbir kıymet şiir kadar insanın rûhunda füsûnkâr bir halde müessir olamamıştır. Şiir ihtiva ettiği konu ve benzetmelere göre ahlakın güzelleşmesine hizmet ettiği gibi şiir kadar insanın ruhunu, fazilet hislerini ifsad eden hiçbir vasıta-ı fesad yoktur. Şiir iki yüzlü kılınç gibi faziletlere dâir olsa da rezaletleri ihtiva etse de aynı şiddetle etkiler. Bir ressamın fırçasından daha canlı ve güzel fazilet tabloları çizen bir şairin kalemi aynı zamanda insani faziletleri altüst edecek tablolar da çizebilir. İşte Resul-i Ekrem birinci çeşit şiiri övmüş, ikincileri de eleştirmiştir. Yoksa gönderilme gayesi güzel ahlakı öğretmek olduğunu ve bunun da yegane tebliğ vasıtası edebi üslup ile güzel öğütlerden ibaret bulunduğunu her vesile ile tebliğ buyuran insanların en güzel konuşanı olan Efendimiz şiiri çok severlerdi."
Özetleyecek olursak hikemî şiirin özelliklerini şöyle sıralamak mümkündür:
- Allah'a, kadere ve gayba imanı kuvvetlendirmek,
- Ahlâkı güzelleştirmek,
- İnsan onurunu yüceltmek,
- Kıyameti ve ölümü hatırlatarak nefse uymaktan alıkoyarak insanı kendine getirmek,
- Hayata dair değişmez hakikatlere işaret etmek,
- Hz. Peygamber sevgisini artırmak,
Hikemî şiirin lafzı;
- Fazilet hislerini ifsad eden hiçbir ibareye yer vermemek,
- Sanat kaygısı gütmeden ancak beliğ ve fasih ifade etmek,
- Dinleyen ve okuyanların hemen anlayacağı şekilde ifade etmek
Şeklinde sıraladıktan sonra hikemî şiiri şöyle tarif edebiliriz:
Hakka ve hakikate mugayir olmayan marifet-i hakâyık-ı mevcudât ve esrâr-ı dekâik-ı hayattan bâhis veciz sözlerdir.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.