Arama

Büyükannelerimizin en çok okuduğu üç eser

Büyükannelerimizin en çok okuduğu üç eser

Geçtiğimiz günlerde Halil Solak'ın hocam İsmail Erünsal ile yaptığı bir röportaj yayınlandı. Mutlaka okumanızı istediğim röportajda hocam, Osmanlı döneminde kadınların en çok okuduğu üç kitaptan bahsediyor. İkisi Yazıcıoğlu kardeşlere ait, biri de 'ye: Muhammediye, Mevlid ve Envâru'l-Âşıkîn.

Kitapların telif edildiği yerlere baktığımızda birinin , diğerlerinin Gelibolu olduğunu görürüz. Hepsi 'un fethinden önce (1409 ve 1451) telif edilmiş aynı zamanda. Devlet kurulduktan hemen sonraki yüzyılda yazılan bu kitaplar yazıldığı dönemden beri okunuyor. Tutunmaya çalıştığımız topraklarda ve zamanlarda yazılmış eserler. Yani bizim bu topraklarda tutunmamızı, buraları vatan edinmemizi ve kalıcı olmamızı sağlayan etkenlerden biri bu eserler.

Dikkatinizi çekmek istediğim husus üç müellifin üçünün de hem hoca hem mutasavvıf olması. Sağlam bir dinî eğitim ile kazandıkları bilgiyi hikmet ve irfan ile yoğurup aktarmaları. Yazıcızade kardeşler dervişi. Süleyman Çelebi de Emir Sultan dervişi. Her üçü de Halvetî ve Melamî meşrep ve dahi muhibbân-i ehl-i beytten. Bu şu demek. Bu millet dinini ve peygamberini sevmeyi muhabbet, hikmet ve irfan ile öğrendi, kuru bilgi ile değil. Üzerinde durulması ve düşünülmesi gereken bir konu. Bir başka yazıda değinelim inşallah.

Bu milletin peygamber hürmetinde ve muhabbetinde Hz. Peygamber'i anlatan bu eserlerin katkısı çoktur. Sıradan bir biyografi kitapları değillerdi. Hz. Peygamber, sanki aileden biri, çok yakından tanınan biri gibi, olaylar da dün gerçekleşmiş gibi anlatıldığı için çok sevildi. O yüzden dinleyenler ve okuyanlar Hz. Peygamber'i görmüş ve tanımış gibi bilirler ve yakınlarından daha çok severlerdi. Bize peygamberi anamız, babamız gibi hatta onlardan daha çok sevdirecek kitapları okumaya bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

En çok okunan: Muhammediye

Röportajda kadınların en çok okuduğu eser olduğu söylenen Muhammediye Yazıcıoğlu Mehmed'in (ö. 1451) dinî-tasavvufî kültürün oluşmasına katkıda bulunan manzum eseri. kardeşi Ahmed gibi Hacı Bayram dervişi. Gelibolu'da herkesten uzakta bir yerde yalnız yaşarken rüyasında Hz. Peygamber'i ve Hacı Bayram'ı görmesinin ardından Gelibolu'nun önde gelenlerinin ricasıyla yazar Muhammediye'yi.

Üç bölümden oluşan Muhammediye'nin ilk bölümünde dünyanın ve insanın yaratılışından bahsedilir. Hz. Peygamber'e kadar gelen tüm peygamberler anlatılır. İkinci bölümde ise Hz. Peygamber'in doğumundan vefatına kadar hayatı, verdiği mücadeleler, savaşları, mucizeleri, miracı, kısaca önemli olaylar yer alır. Hz. Peygamber'in örnek ahlakı ayrıntılı bir şekilde dinleyenlerin hem öğrenecekleri hem de taklit edecekleri şekilde anlatılır. Bu bölümün sonundaki Kerbela mersiyesi müthiştir. Bestelenmiş ve muharrem törenlerinde okunmuştur. Son bölümde ise kıyamet alametleri hakkında bilgi verilir.

Bu eser halk arasında o kadar çok benimsenir ki sadece Muhammediyehan adı verilen Muhammediye okuyucuları ortaya çıkar. Muhammediyehanlar bu eseri ezbere ve belli bir beste ile okurlardı.

Mevlid

Süleyman Çelebi'nin (ö. 1422) meşhur eserinin adı Vesiletü'n-Necât, yani kurtuluşa vesile. Gerçekten de kurtuluşumuza vesile olan bu eserin ortaya çıkmasının bir hikayesi var.

Süleyman Çelebi'nin Ulucami'de imamlık yaptığı yıllarda Arap illerinden gelen bir vâizin, Bakara sûresinin 285. âyetini açıklarken peygamberler arasında bir fark bulunmadığını, bu sebeple Hz. Muhammed'in Hz. Îsâ'dan ve diğer peygamberlerden üstün olmadığını söylemesi üzerine cemaatten sesler çıkmaya başlar, tartışmalar büyür. Tartışmalar üzerine Süleyman Çelebi:

Ölmeyip Îsâ göğe bulduğu yol
Ümmetinden olmak için idi ol

beytini söyler. Halkın o anki hissiyatına tercüman olan bu beyit çok beğenilir. Çelebi'nin içindeki Hz. Peygamber sevgisi ona büyük bir aşkla mevlidini yazdırır. Süleyman Çelebi Hz. Peygamber'in hayatını yazarken aldığı zevki ve heyecanı aşk ile anlatırken dinleyenlere de bu aşkı, zevki ve heyecanı bulaştırmayı başarır. Eserin büyüklüğü de buradan gelir.

Envâru'l-Âşıkîn

Muhammediye müellifi Yazıcızade Mehmed'in kardeşi Ahmed'in (ö. 1466'dan sonra) eseridir. Ahmed de ağabeyi gibi çağının önemli âlim, mutasavvıf, mütercim ve müelliflerinden biridir. Bîcân olarak şöhret bulan Ahmed ağabeyi gibi Hacı Bayram dervişidir. Bican denmesinin nedeni de çokça oruç tutmasından dolayı iyice zayıflamış olmasındandır.

Ahmed Bîcân Efendi, eserini ağabeyinin tavsiyesi üzerine yazdığını söyler ve eseri gönlünün, gözünün ve ruhunun nuru kabul ettiği için ona Envârü'l-Âşıkīn adını verdiğini, bütün zâhir ve bâtın nurlarını bu kitapta topladığını ilave eder.

Beş bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde mevcudatın nizamı, yerdeki ve gökteki varlıklar, bunların yaratılışındaki ilâhî hikmet ve sırlar anlatılır. Eserin en uzun bölümü olan ikinci bölümde peygamberlerden, karşılaştıkları zorluklardan ve mucizelerinden, bahsedilir. Bu bölümde en geniş yer Hz. Peygamber'e ayrılmıştır. Peygamberimizin hayatından, mi'rac ve diğer mucizelerinden, örnek ahlâkından, vefatından, kızı Hz. Fâtıma ile torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'den, ayrıca dört halifeden etraflıca söz edilir. Üçüncü bölümde melekler ve görünmeyen varlıklar anlatılır. Dördüncü bölümde itikadî ve amelî hükümler, namaz, oruç, zekât, hac gibi çeşitli ibadetler, ilim ve cehalet, emr bi'l-ma'rûf nehy ani'l-münker, cihad, mübarek gün ve geceler, İslâm'ın şartları, sabır, sadaka vermenin fazileti, dua, zikir, teşbih, tövbe ve istiğfar gibi konular üzerinde durulur. Beşinci ve son bölümde cennet, a'râf, Allah'ın görülmesi, cennet nimetleri ve cennet ehlinin durumu, şehidlerin cennetteki mertebeleri, cehennem ve günahkârların hali gibi konular ele alınır.

1409-1451 arasındaki kırk yıl içinde yazılan bu üç eserin ortak noktası Hz. Peygamber sevgisidir. Envâru'l-Âşıkîn içlerinde en kapsamlı olanıdır. Sıradan bir Müslüman sadece Envâru'l-Âşıkîn'i okuyarak dinini öğrenebilir ve yaşayabilir.

Bugün bu kitaplara yazıldığı dönemlerden daha fazla ihtiyacımız var. Günümüzde yazılan kitaplarda olmayıp bu kitaplarda olan şey aşk ile yazılıp aşk u şevk ile okunması. Kimse dinlemiyor veya okumuyor diye şikayet etmesin hocalarımız. Aşk ile yazsınlar şevk ile okuyanlar bulunur.

Daha düne kadar, en ücra köylerimizde bile okunan bu eserler günümüzde artık eskisi kadar okunmuyor. Okumadığımız için de bizler dedelerimiz, büyükannelerimiz gibi samimi ve ihlaslı değiliz artık. O kocakarı imanı bize uzak oldu maalesef. Meal okumadan önce bu kitaplar okunmalı.

Bu toprakların bizim vatanımız olarak kalmasını istiyorsak analarımız, bacılarımız bu kitapları okumaya devam etmeli. Neden erkekler değil, ayrımcılık mı yapıyorsun diye soranlarınız olabilir. Unutmayın her erkek bir ananın kuzusudur ve kuzular analarının açtığı yoldan yürürler.

İsmail Güleç

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN