Arama

İbrahim Tenekeci
Aralık 25, 2023
Durumun ciddiyeti

Büyük bedeller ödemek suretiyle vatan kılınan bu coğrafya, batı dünyasının kaybedip de tekrar alamadığı yegâne toprak parçasıdır. Ayrılıkçı terör örgütünün yakıcı ve yıkıcı faaliyetleri dâhil, yaşadığımız birçok musibete işte buradan bakmamız gerekiyor.

Bir arkadaşımız "terör ne zaman biter" diye sordu. Şu cevabı verdim kendisine: Amerika, Avrupa ve İsrail'e tam manasıyla gücümüzün yettiği gün terör belası da bitecektir inşallah.

Birinci Cihan Harbi'nin sonuna doğru, mağlubiyet kesinleşmesine rağmen, Enver Paşa önderliğindeki Osmanlı kurmay zekâsı son bir hamle yapar. Nuri Paşa komutasında Kafkas İslam Ordusu kurulur ve ileri harekât başlar. Amaç Azeri kardeşlerimizi Ermeni – Rus ortak zulmünden kurtarmak ve bağımsız bir Azerbaycan devletinin temellerini atmaktır. Nihai hedef Bakü'dür ve orada büyük düşmanımız İngilizler de vardır. Osmanlı birlikleri karşılarında ilk olarak müttefikimiz Almanları bulur. Hatta çatışma yaşanır. Karşılıklı zayiatlar verilir.

Bu bilgiyi günümüze getirirsek, şimdiki sözde müttefiklerimizin ülkemiz aleyhine yaptığı fenalıklara varırız. Bunların yanına artık İran devletini de eklememiz şart olmuştur. Haçlı seferlerinden bu yana direnişin ve emperyalizme karşı mücadelenin ana gövdesini teşkil eden Sünni omurga, İran tarafından sistemli bir şekilde kırılmıştır. Elbette "büyük şeytan" ilan ettiği Amerika'nın desteğiyle.

İyi niyetinden asla şüphe duymadığımız birçok insan, bölücü terör örgütünün kırk yıldır neden hâlâ yok edilemediğini soruyor, sorguluyor. Konuya şöyle de bakabiliriz: Anadolu'yu parçalamak için kırk yıl boyunca tüm güçleriyle uğraştılar ve başarı sağlayamadılar. Bunun mümkün olamayacağını anlayınca da Suriye ve Irak'ın bir kısmını pilot bölge seçtiler. Siyasi temsilcilerini ve sivil örgütlerini ülkemizde bırakıp sözünü ettiğimiz bölgelere çekildiler. Zayıf düştüğümüz an tekrar geleceklerinden ve deneyeceklerinden emin olabiliriz.

Yahya Kemal'in Urfa mebusu sıfatıyla meclis kürsüsünde yaptığı bir konuşma var. Lozan görüşmeleri sırasında. Sınırlarımızın aslında nasıl olması gerektiğini anlatıyor. Mevcut sınırların adil olmadığını, ülkemize huzur getirmeyeceğini, ileride ciddi sorunlar yaratacağını ısrarla söylüyor. Şairin daha o zaman gördüğü, anladığı budur. Nitekim haklı çıkmıştır.

Türkiye Lozan'dan bir asır sonra durumun ciddiyetini kesin ve keskin bir biçimde anlamıştır. Sözde müttefiklerimize rağmen karşı hamleler yapılmıştır ve yapılmalıdır. Ülkemiz, Misak-ı Millî konusunda istekli bir dış siyaset izlemelidir.

Devletimiz ve milletimiz tüm dikkatini Filistin'de yaşanan soykırıma vermişken, yapılan mezalime yüksek sesle itiraz edilirken, Siyonistlerin savaş ve insanlık suçlarından mahkûm olabilmesi için belgeler toplanırken; bölücü terör örgütünün saldırıları geldi. Her iki saldırıda toplam on iki kahraman askerimiz şehit oldu. Altı ve altı. Saldırıların dış destekli olduğu açıktır.

Bu bize ister istemez Mavi Marmara vakasını hatırlattı. Deniz yoluyla Gazze'ye gidilmeye çalışıldığı günün gecesinde, bölücü terör örgütü İskenderun'daki deniz üssümüze saldırı düzenledi. (31 Mayıs 2010) Örgüt ilk defa bir deniz üssümüze saldırıyordu. Altı vatan evladımız şehadet mertebesine yükseldi. Verilmek istenen mesaj çok netti: Siz bize denizden gelirseniz, biz de size denizden geliriz.

İsrail sorununu elbette Amerika'dan bağımsız düşünemeyiz. Yaşadığımız son saldırılar da buna dâhildir.

İbrahim Tenekeci

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN