Hz. İsa Sadece Bir Beşer-Peygamberdir
Doğduktan sonra mescide hizmet etmek üzere daha annesinin karnında iken adanmış, Hz. Zekeriyâ'nın (as) terbiyesi ve eğitiminden geçmiş, sürekli mescitte ibadetle meşgul olan, tertemiz, masum, bakire bir kızın kucağında bir bebekle çıkıp akrabalarının yanına gelmesi onları hayretlere düşürmüştü. Ancak bu Allah'ın bir mucizesi olup özellikle onlar için ve genel olarak da bütün insanlar için bir imtihandı. Bu mucizeye iman edenler ve etmeyenler olacaktı. Belki insanlık bununla imtihan edilecek ve birileri bugünkü Hıristiyanlar gibi yanlış yorumlayıp o bebeğin Allah'ın oğlu olan bir tanrı olduğu inancını ortaya çıkaracaktı.
"Ey Hârûn'un kız kardeşi, (ne oldu böyle) senin baban kötü bir adam değildi. Annen de iffetsiz bir kadın değildi, (bu bebek de neyin nesi?). Bunun üzerine (Meryem) çocuğu işaret edip göstererek (onunla konuşun dedi). Onlar "Beşikte bulunan bir bebekle nasıl konuşuruz?" dediler." (Meryem, 19/28-29).
Burada "Hârûn'un kız kardeşi" derken Hz. Hârûn'un neslinden gelen birisi olduğu anlatılmak istenmektedir. "Senin gibi Hârûn (as) neslinden gelen iffetli ve muttaki bir kızın nasıl olur da evlilik hayatı yaşamadan bebeği olabilir?" diye hayretler içinde serzenişte bulunmuşlardı. Hâlbuki onu dinleyip de Allah'ın yarattığı bu mucizeye iman etmeleri onlar için daha hayırlı olacaktı. Ancak o günün İsrâiloğulları her konuda fitne ve bozgunculuğa, kötü niyetlere mağlup olmuş bir toplum hâline gelmişti.
Bakire bir kız, kucağındaki bebeği işaret ederek kendisini kınayanlara "olayın sırrını çocuktan sorun ve öğrenin" deyince akrabalarının yüz ifadeleri hemen değişmişti. Kucaktaki bir bebeğin nasıl konuşabileceğini söyleyerek kızgınlık ve hayretle Meryem'e yeniden itiraz etmişlerdi.
(Bunun üzerine bebek olan Îsâ oradakilere olayın sırrını anlatarak): "Ben Allah'ın kuluyum. (Allah) bana Kitab verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım beni mübarek kıldı. Hayatta olduğum sürece namaz kılmamı, zekât vermemi emretti. Beni anneme iyi davranan saygılı birisi kıldı; kibirli, azgın ve zorba biri kılmadı. Doğduğum günde, vefatım gününde ve diriltilip kabirden kaldırılacağım günde selâm banadır" dedi." (Meryem, 19/30-33).
Hz. Îsâ'nın küçük bir bebek olarak anne kucağında iken konuşup Allah'ın kendisine Kitab verdiğini ve onu kul peygamber olarak kendilerine hakkı öğretmek üzere gönderdiğini anlatması büyük bir mucize idi. Ama işte bozgunculuk ve kötü niyetlere mahkûm olan o kavim ise bunu anlamak ve kabullenmek istemedi. "Doğduğum günde, vefatım gününde ve diriltilip kabirden kaldırılacağım günde her türlü esenlik, sağlık ve selam bana bahşedildi." Bu ayetler, Hz. Îsâ'nın Allah'ın kulu ve Rasûlü olduğunu kesin olarak ifade eder ancak o asla ilah, Rab yahut Allah'ın oğlu değildir. Üçün üçüncüsü yani bazı Hıristiyanlara göre üç ilahtan, baba-oğul-Ruhu'l-Kudüs'ten birisi de değildir. Onların: "İnsanları baba-oğul ve Ruhu'l-Kudüs adına vaftiz ediniz, üç uknuma inanınız" sözleri batıl ve haktan uzak sözlerdir. Hıristiyanların bu iddiaları ve inançları akla ve vahyin mantığına ve bütün ilahi Kitablara aykırıdır. Mesih (as) Allah tarafından sadece kutlu ve mübarek kılınmıştır. Allah, kendisine ibadet edip namaz kılmasını, zekatını vermesini ve insanları O'na kulluğa davet etmesini emretmiştir.
"İşte (Yahudilerin peygamberliğini reddettikleri, Hıristiyanların ise ilah kabul ederek) hakkında şüpheye düşüp tartıştıkları Meryem oğlu Îsâ (hakkında) tek gerçek hak söz (ve doğru bir söylemle olay) budur. (Yahudi ve Hıristiyanların iddia ettikleri gibi) Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O, bundan uzak ve yücedir. Bir işe hükmettiğinde ona yalnızca "Ol" der, o da oluverir. Kuşkusuz Allah benim de Rabbimdir sizin de Rabbinizdir. O hâlde yalnız O'na ibadet edin. Dosdoğru yol budur. Hıristiyan gruplar (Îsâ hakkında) kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Artık o büyük gerçeğin ortaya çıkacağı günde (tanıklığa) hazır olacaklarından dolayı vay o kâfirlerin hâline!" (Meryem, 19/34-37).
Hz. İsâ, işte bu ayetteki "ol" sözcüğü ile yaratılmıştır. Hak söz bu "ol" sözüdür. Bu ayette, Allah'ın "ol" demesiyle kul olarak yaratılmış olduğu gerçeği anlatılıp Hz. İsâ'nın ilah olmadığı hatırlatılmaktadır. Yahudi ve Hıristiyan mezhepleri kendi aralarında değişik tartışmaların içine girerek bazıları, 'Îsâ, Allah'ın oğlu' dediler, bir kısmı da 'Allah'ın kendisidir; yere indi sonra göğe çıktı' dediler. Bir başka mezhep ve grup da 'üç ilahın biridir' dedi. Tevhid inancını koruyanlar ise Hz. Îsâ'nın (as) Allah'ın kulu ve peygamberi olduğuna iman etti. Hâlbuki O, Allah'ın Meryem'e üflediği bir ruh olup beşer bir kadından insan olarak yaratılmıştır. Diğer peygamberler gibi ona vahiy indirilmiş ve o peygamberlik ile görevlendirilmiştir. Haktan uzaklaşarak yanlışlıklara saplanan İsrâiloğulları'na yeniden bir sistem kazandırmak üzere görevlendirilmiştir. Bizans İmparatoru Konstantinos'un emriyle toplanan konsiller, Hz. İsâ hakkındaki devletin resmî görüşüne katılmayan ve Hz. Îsâ'nın Allah'ın kulu ve Rasûlü olduğunu ancak Allah'ın dilemesiyle beşer bir kadından babasız olarak doğduğunu kabul edenleri sorgulamış ve hatta cezalara uğratarak düşünce ve imanlarına hayat hakkı tanımamıştır. Tevhid inancına aykırı bir din ortaya çıkarmış, dini tahrif eden papazları korumuş ve desteklemiştir. İşte tevhid inancını putperestlik inancıyla uzlaştıran ve Hz. Zekeriyyâ, Hz. Yahyâ ve Hz. Îsâ'nın getirdiklerini bozan bir Hıristiyanlık ortaya çıkaran bu olaya ve düşünceye "Konstantinizm Hareketi" adı verilmiştir.
"Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin hemen (seni susturacak bir delil bulduklarını sanarak) şamata yapıp bağrışmaya (keyifli kahkahalarla gülmeye) koyuldular. Ve: "Bizim tanrılarımız mı hayırlı yoksa o mu?" dediler. Bunu, sana sadece bir tartışma konusu olmak üzere örnek verdiler. Hayır! Onlar, sırf düşmanlığı yol edinmiş bir toplulukturlar. İsa, Bizim kendisine nimet verdiğimiz ve onu İsrail oğullarına (ibretli) bir örnek kıldığımız bir kuldur. Eğer dileseydik, aranızdan yeryüzünde size halef olacak/yerinize geçecek melekler yaratırdık." (ez- zuhruf, 43/57-60).
Özellikle Hz. Îsâ'nın bir kul olduğu hususu dile getirilerek Hıristiyanların Hz. Îsâ'yı "Allah'ın oğlu ilah" kabul etmelerinin sapık ve yanlış bir düşünce ve kötü bir inanç olduğu anlatılmaktadır. Aynı şekilde Yahudilerin de "Üzeyr Allah'ın oğludur" demelerinin ve sahip oldukları bu inancın da ne kadar sapık bir inanç olduğu hatırlatılmaktadır. Hıristiyanların önemli bir kesimi "Allah'ın oğlu Allah/rabbimiz Îsâ" inancını sürdürmektedirler.
"Sonra rasûllerimizi onların izleri üzere art arda gönderdik. (İbrâhim'in neslinden gelen peygamberlerden) sonra da Meryem oğlu İsâ'yı gönderdik ve ona İncil'i verdik. Ona uyanların kalplerine bir şefkat ve merhamet duygusu yerleştirdik. Kendilerinin uydurdukları ruhbanlığa gelince Biz, onu kendilerine farz kılmadık ancak Allah'ın rızasını kazanmak temennisiyle (kendileri bunu) uydurmuşlardı. Sonra da zaten buna gereği gibi uymadılar. Onlardan iman edenlere yaptıklarının ve imanlarının karşılığını verdik. Ama yine de onların çoğu fâsık (yoldan çıkmış imandan uzaklaşmış) kimselerdi." (el-Hadid, 57/27).
Hz. Nûh'tan sonra gelen birçok peygamber, insanlara çağrıda bulunmuş ve insanların iman etmeleri için Allah'ın emirlerini ve yasaklarını onlara aktarmışlardır. Ancak insanların bir kısmı iman ederken bir kısmı da iman etmekten uzak durmuştur. Gelen her bir rasûl kendi halkını bu çağrılarla uyarmış ve Allah'ın hükümlerini yeryüzünde uygulamalarını ve hayatlarına hâkim kılmalarını istemiştir. İbrâhim'in (as) neslinden gelen birçok peygamberin ardından Tevrat'la Hz. Mûsâ ve İncil'le Hz. Îsâ gelip özellikle İsrâiloğulları'na tevhid inancını anlatıp durmuşlardır. Böylece bütün peygamberlere emredilen hususların başında tevhid inancı gereği olarak adalet ve merhamet duyguları gelmektedir. Ancak Hz. Îsâ'ya iman edenlerin daha sonradan dinde olmayan ruhbanlığı ortaya çıkarmalarına Allah razı olmamış ve bunun uydurulmuş bir bid'at olduğunu insanlığa açıklamıştır. Bu da Kur'ân'ın bu ayetteki farklı bir mesajıdır. İman eden herkese bunun karşılığı dünya ve âhirette verilmiştir. Ama onların çoğu, Hz. Îsâ'nın getirdiği tevhid inancını bozmuş, değiştirmiş ve farklı bir din ortaya çıkarmıştır.
"Hani Meryem oğlu İsâ da: "Ey İsrail oğulları, biliyorsunuz ki, ben Allah'ın size gönderdiği peygamberiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek ve adı Ahmed olan bir peygamberi müjdelemek üzere geldim" demişti. Fakat (o müjdelenen Peygamber) kendilerine apaçık delillerle gelince onlar: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler. (Allah'ın tek geçerli dinine teslim olsun diye) İslâm'a davet edildiği halde Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. Allah'ın nurunu (Peygamber'e söz yetiştirip boşuna nefesler tüketerek) gereksiz yere ürettikleri laflarla söndürmek isterler. Halbuki kâfirlerin hoşuna gitmese de Allah mutlaka kendi nurunu tamamlayacaktır. O, Peygamberini hidayet ile ve hak din ile gönderendir. Çünkü müşriklerin hoşuna gitmese de onu (Hak ve Allah nazarında geçerli olan tek din olan İslam'ı) bütün dinlere üstün kılacaktır." (Sâf, 61/6-9).
Hz. Mûsâ'dan sonra İsrâiloğulları'ndan çok peygamber gelmiş ve bu kavme en son gönderilen peygamber de Hz. Îsâ (as) olmuştur. Hz. Îsâ, İsrâiloğulları'ndan kendisinin peygamberliğine iman etmelerini isteyip davette bulununca İsrâiloğulları, ona iman etmedikleri gibi onu öldürmeye kalkıştılar. Hz. Îsâ da kendisine iman etmeyenlere çok önemli bir müjde verdiğini ve kendisinden sonra adı Ahmed olan son Peygamber'e iman etmelerini tavsiye etmişti. Yuhanna İncilinde kesin olarak adı Ahmed (çok hamdeden/Faraklit/Paraklétos/Parakleita) ve kendisinden sonra peygamber gelmeyecek olan Rasûlullah'a iman etmeleri açıkça yazılmaktadır. Bu sözcük Süryanice incil nüshalarında Arami dilinde "Mhammada" ya da "Hamida" şeklinde geçmektedir. Ne yazık ki İncil'in bu ayetleri hep silip çıkarılmış ve Allah'ın kelamı değiştirilmiştir. Gelen her bir peygamber, genellikle kendisinden sonra gelecek peygamberlerden söz etmiş ve onlar yeni bir yol gösterici olarak sizlere geldiği için gelecek olan peygambere uyunuz diye kavmini uyarmıştır. (Âl-i İmrân, 3/81). Rasûller hep birbirini müjdelemiş ve özellikle Hz. Îsâ, Rasûlullah Muhammed'i müjdelemekle görevli olduğunu söylemiştir. Açık olarak adı "Ahmed" olan peygamberden söz ederek kendisine iman etmelerini söylediği hâlde Ehl-i kitab, Hz. Îsâ'nın bu çağrısına uymamıştı. Tevrat ve İncil'de ümmi olduğu hâlde yani okuma yazması olmadığı hâlde vahiyle gelen ve Hz. İbrâhim'in soyundan olan peygambere uyulması ve ona iman edilmesi açıkça ifade edilmiştir. Buna rağmen peygamberliğin İsrâiloğulları'ndan uzak tutulmasını ve kendilerinden geleceğini bekledikleri son peygamberin başka bir milletten gelmesini kabullenememiş ve bundan dolayı ona iman etmeyerek sapıtmışlardır.
İsrâiloğulları ve onlar gibi davranıp da Allah'ın dinine davet edildiği hâlde buna itiraz ederek tevhid inancına iman etmeyenlerin zalim kimseler olduğunu açıkça ifade etmektedir. Gelen vahyi redderek bu dinin getirdiği hüküm ve emirlere karşı çıkan çeşitli hile ve tuzaklar kurarak düşmanlık edenlerin bu yaptıklarını Allah tek tek görmekte ve bilmektedir. Gelen vahyin ilahi nuru ve hakikatleri karşısında dillerini yutmalarına ve şaşırıp kalmalarına rağmen inatlarından ve küfre olan yakınlıklarından dolayı "Bu bir büyüdür" deyip durmuşlardı. Bu iddiaları ve kötü söylemleri uydurulmuş bir yalan ve iftiraydı. Allah'ın indirdiği vahye iman etmeyip bunu bir yalan diye nitelemek ise en büyük zulümdür. Allah da bu zalimleri sevmez, onları hakka ve doğruya iletmez.
Ahmet Ağırakça
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.