Ahmet Ağırakça
2.02.2026
Ahmet Ağırakça
Hz. İsa’nın (AS) ilahlığının ilan edilmesi
Tüm Yazıları

Hz. İsa’nın (AS) ilahlığının ilan edilmesi

Bu büyük mucize karşısında insanların teslim olup hemen iman etmeleri gerekmez miydi? Ama ne yazık ki azgınlaşmış olan İsrailoğulları iman etme hususunda kendilerine gelen son peygamberleri Hz. Zekeriyya ve Hz. Yahya ile Hz. İsâ'ya iman etmemişlerdi. Hz. Zekeriyya ve Hz. Yahya'yı nasıl öldürdüklerini kıssalarını kaydederken yukarılarda anlattık. Karşılarında kundakta konuşan bir bebeğin onları hakka iman etmeye davet etmelerinden de etkilenmemişlerdi. Buna iman etmeyenler o günkü muharref Yahudilik dinini sürdürenler olup Hz. İsâ'nın risaletine iman etmeyen kimselerdi. Halbuki bu İsrailoğulları Yahudiliği tahrif etmiş, Tevrat'ın önemli bir kısmını değiştirmiş, muharref bir din haline getirmişlerdi. Hz. İsâ'ya iman edenler ise, onun ref'edilmesinden yaklaşık üç asır sonra İznik konsilinde İmparator Konstantinos'un emriyle ona gelen tevhid inancını bozmuşlardır. İznik konsilinden beri bu konsilde oluşturulan üç ilaha inanmayı ön gören bir dine mensup olduklarını gördüğümüz Hristiyanlar Hz. İsâ'yı bir beşerden doğan ve aynı şekilde bir beşer-Peygamber olduğu inancını değiştirerek ona ilahlık özelliği verdiklerini biraz önce yukarıda kaydettik. Kur'ân-ı Kerim olayın devamını şöyle ifade buyurmaktadır:

"İşte (Yahudilerin peygamberliğini reddettikleri, Hıristiyanların ise ilah kabul ederek) hakkında şüpheye düşüp tartıştıkları Meryem oğlu İsa (hakkında) tek gerçek hak söz (ve doğru bir söylemle olay) budur. (Yahudi ve Hıristiyanların iddia ettikleri gibi) Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O bundan uzak ve yücedir. Bir işe hükmettiğinde ona yalnızca: "Ol" der, o da oluverir. Şüphesiz Allah benim de Rabbimdir sizin de Rabbinizdir. O halde yalnız O'na ibadet edin. Dosdoğru yol budur. Hıristiyan gruplar (İsâ hakkında) kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Artık o büyük gerçeğin ortaya çıkacağı günde (tanıklığa) hazır olacaklarından dolayı vay o kâfirlerin haline!" (Meryem, 19/34-37).

Hz. İsâ'nın risaleti ile ilgili olarak Kur'ân-ı Kerim'in verdiği bilgiler bize Hz. Peygamber Muhammed'in (sav) risaletini o günün ve bugünün bütün Hıristiyan ve Yahudilerle birlikte bütün beşeriyetin/insanlığın kabul edip ona iman etmeleri gerektiği ile ilgili bağlantı kurulmuştur. Yüce Allah kitab-ı mubininde şöyle buyurmaktadır:

"(Rasulümüz Muhammed'in getirdiği vahye uymayan ve onun sözünü dinlemeyenler) Huzurumuza (hesap vermek üzere) gelecekleri günde neler işitecek ve neler görecekler! Fakat o zulmedenler, bugün apaçık bir sapıklık içindedir. (Rasulüm Muhammed!) Onlar büyük bir gaflet içinde bulunup iman etmezlerken Sen, onları bu durumları hakkında hüküm verilip işin bitirileceği o hasret günü ile uyar. (Şu gerçeği unutmayın ki) yeryüzüne ve üzerindeki her şeye sonunda Biz mirasçı olacağız. Ve (bütün insanlar diriltilip) yalnız Bize döndürülürler. (Meryem, 19/38-40).

Kur'ân-ı Kerim'in olayı bu kadar detayla anlatması Hz. İsâ'dan sonra onun hakkında oluşan yanlış inançların zihinlerden silinmesi ve sahih bir tevhid inancının kalplere yeniden yerleşmesi içindir. Allah kullarına çok merhametlidir. Ama kullar ise bu rahmet ve merhametin hikmetini anlamamakta inad etmektedirler.

Bu olup bitenlerin tümünü Hz. Meryem bizzat yaşamış görmüş ve her şey gözünün önünde meydana gelmiştir. İşte asıl mucize de budur. Bu yaşananlar Hz. Meryem'in şahsı için kendi nazarında izahı kolay olaylardı. Çünkü her şeyi dünya gözüyle ve uyanık iken, bilinci yerinde iken yaşamış görmüş ve her şeyin şahidi bizzat kendisi olmuştur. Halbuki rüyada olsaydı veya bir anda karnının şişkinliğiyle veya doğum sancılarıyla karşılaşsaydı, herkesten çok kendisi için izahı mümkün olmayan bir olay olurdu. Kendisini nasıl ve hangi açıklamayla tatmin ve teskin edebilecekti. Onun için doğum öncesi her olayı bizzat yaşayarak ilahi mucizeyi müşahede ederek hamilelik dönemini geçirmiştir.

Hiçbir emek sarfetmeden yemeği önüne indiren yüce zat Allah olduğu gibi aynı şekilde Meryem'e çocuğu babasız veren de Allah'tır. Allah mucizeleri insanın idrakine uygun şekilde yaratmaktadır. Ancak insanlar böyle bir şeyi oluşturmaya muktedir olmadıkları için bazen olup bitenleri geç idrak eder veya kalp ve zihinleri bunu anlayamaz. Eğer Hz. Meryem hiç bir şey yemeden yaşasaydı, bu fıtrata aykırı olması itibariyle idrakten uzak olurdu. Fakat rızkın gelişi mucizedir ve Allah'a bağlıdır. Esasen rızkın temin edilmesindeki nasib de her gün yaşanan bir mucize değil midir ? Hz. Meryem, ona ruhun üflendiği günden doğum anına kadarki zaman boyunca her gün bu olayı bizzat yaşamamış mıydı?

Melek Cebrail, Hz. Meryem'e bir insan suretinde ama bir erkek olarak görünmüştür. Bu çocuğun oluşmasındaki tabii yoldur yani ilahi kanun budur. Aynen rızkın temin edilmesinde bir vesilenin olması gerektiği gibi. Hz. Zekeriyya'nın hayretler içinde kaldığı da bu durumdur. Yemeğin kendisi değil, nereden geldiği hayretâmizdir. Meryem de önüne konan bu güzel yemeklerin nasıl ve nereden geldiğine şaşırıyordu. Erkek görünümündeki melek kendisine dokunmayacağını ve fakat kendisine bir oğlan çocuğunun olacağını haber veriyor. Erkek ve kadın unsur ve ilişkisi asla söz konusu olmadan bir insanın doğması insanlık tarihinde ilk ve son defa olmuştur. Fakat çocuk dünyaya gelecek, İşte asıl büyük mucize budur. Yani Hz. İsâ'nın babasız dünyaya geliş mucizesi bu şekilde gerçekleşmiştir. Melek sadece Hz. Meryem'in yüzüne doğru üfleyip gitmiştir. İlahi kanun bir zincirleme şeklinde gerçekleşirken bir halka ortadan kaldırılmıştır. Olmaması gereken gerçekleşmiş, vasıta olmadan harikulade bir olay büyük bir mucize gerçekleşmiştir. Hz. Meryem'e hiç bir erkek eli dokunmamışken, sadece meleğin onun yüzüne yaptığı bir üfürme ile Hz. İsâ'nın (as) babasız olarak Allah'ın izni ve iradesiyle dünyaya gelmesi bütün insanlık için imanlarını ilgilendiren büyük bir imtihan vesilesi olmuştur. Çocuk doğar doğmaz daha kundakta iken konuşması da farklı ve daha büyük bir mucize değil midir?

Doğumdan sonra bulunduğu yerden çıkıp halkın yanına gittiğinde ona yöneltilecek sorulara cevapları nasıl vereceği kendisine öğretilmiştir: "Eğer insanlardan birileriyle karşılaşıp da görecek olsan, (kimseyle konuşmadan işaretlerle): "Ben (yüce Rabbim olan) Rahmân'a oruç adadım. Onun için bugün hiçbir insanla konuşmayacağım," dersin." Yukarıda da işaret ettiğimiz bu ilahi öğretiye uyan Hz. Meryem oruçlu olduğunu konuşmasının mümkün olmadığını söyleyerek kucağındaki bebeği işaret etti. Ona sorun dedi. Olayların devam seyrine gelince...

Bir Yenileyici Olarak Hz. İsâ

Artık şüpheler kalkmış, Hz. İsâ'nın Peygamberliği kesin bir delille ortaya çıkmıştı. Hz. İsâ kundakta iken söylediği ve vaad ettiği şeyleri icraata koyma safhasındadır. Şimdi karşısında iman etmiş ve Hz. Musa'nın şeriatı üzere yaşayan bir toplum bulunmaktadır. Bu toplum zaman içinde, daha önce kaydettiğimiz gibi, asi azgın ve hilekâr bir topluma dönüşmüştü. Her fırsatta Musa'ya itiraz etmişler, durmadan bir çok istekte bulunmuş, sürekli ya şart koşmuşlar ya da hileye başvurmuşlardı. Bundan dolayı da Allah, onlara ceza üstüne ceza vermişti. Bazı helalleri onlara yasaklayarak hayatı onlar için zorlaştırmıştı. Bunun için Hz. Musa'dan sonra imanlarını korumaları için onlara arka arkaya durmadan peygamberler gelmiştir. Bunlardan hep bahsetmiştik.

Hz. İsâ ise bu topluma, mucizevi bir doğuşla peygamber olarak geliyor. Aynı zamanda o bir yeni rahmet peygamberidir. Cezaları hafifletmek, daha önce konulmuş bazı haramları Allah'ın izniyle tekrar helalleştirmek ve hayatı kolaylaştırmak için gelmiştir.

"(Allah) Ona Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek. (Allah O'nu) İsrail oğullarına peygamber olarak gönderecek (ve onlara şöyle diyecektir): "Gerçekten ben size Rabbinizden bir mucize getirdim, size çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar sonra içine üflerim ve (o da) Allah'ın izniyle kuş oluverir. Ve yine Allah'ın izniyle doğuştan görme özürlüyü ve alaca hastasını iyileştirir, ölüleri diriltirim. Ayrıca evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer iman eden kimseler iseniz, elbette bunda sizin için mucizeler (peygamberliğimi kanıtlayan deliller) vardır. Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram olan bazı şeyleri size helal kılmak için geldim. Allah'ın bir hükmü olmadan kendi kendinize haram kıldığınız bazı şeyler). Size Rabbinizden (bunlardan başka) bir mucize de getirdim. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana da itaat edin. Biliniz ki Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O'na kulluk edin. İşte bu en doğru yoldur." (Âl-i İmrân, 48-51).

İşte İsrâiloğulları'ndan Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmalarını ve kendisine itaat etmelerini isteyen Hz. Îsâ (as) Allah'ın, kendisinin de bütün insanlığın da Rabbi olduğunu anlatmaktadır. "Yegâne kulluk edilecek ve tek ve bir olan Rab Allah'tır" mesajıyla gelmesine rağmen bugün Hıristiyanların bir kısmının Îsâ'yı (as) Rab kabul etmelerinin önüne geçecek ve Hıristiyanların bu inançlarını reddecek olan bu ayetler, bütün dünya Hıristiyanlarına bir çağrı olmuştur. Îsâ (as) bir kuldur ve onu Rab diye tanımak şirktir. Allah'a, Rab olduğunu kabul ettikleri bir oğul isnad etmeleri batıl bir inançtır. Allah'ın oğul edinmeye ihtiyacı olamaz. Bütün insanları o yaratmıştır. Hz. Îsâ sadece bir insan ve Allah'ın gönderdiği kul-beşer bir peygamberdir. Kur'ân-ı Kerim bu yanlış inancı ihlas suresiyle son derece net bir cevapa reddetmiştir:

(Rasûlüm Muhammed! bütün insanlığa ilan et.) De ki: "O; Allah'tır, bir tekdir."

Bu konuda Hz. Peygamber'den günümüze ulaşan bilgilere göre bu sûre, Kur'ân'ın üçte birine denk görülmüştür. Tevhid inancının özünü anlatan bu üç ayet; İslâm, akaid ve kelam ilimlerinin de bir özetidir. De ki: "O; Allah'tır, bir tekdir" Bu ayet, Allah'ın imanın bizzat kendisidir. Tevhid inancı budur. Allah'ın birliği, tek ve yegâne ilah olduğunun itirafı ve buna iman edilmesidir. Bu iman ve bu din, ilahi bir nizam ve sistemdir. Burada "ahad/bir tektir" ifadesi "vahidun/birdir" ifadesinden çok daha iyi ve daha kuvvetli bir şekilde tevhid inancını ifade etmektedir. Allah'tan başka bir ilah yoktur ve olamaz. İlah birdir. Hristiyanların zannettikleri gibi üç ilah inancı diye bir inanç olamaz bu inanç reddedilmiştir. Allah'ın bir olduğuna iman etmek ve Allah'ın birliği düşüncesini korumak hakikatin bizzat kendisidir. Bu, kalplere ve zihinlere yerleşince doğrudan doğruya kendisini her an hissettirir, imanın zevkine vardırır ve kişiye mutluluk verir. Zira bu iman gereği insanın yaptığı ibadetler de insana ayrı bir mutluluk ve huzur kazandırır. Bu inanç sisteminde ibadet yalnız ve yalnız Allah'a yapılır. Allah'tan başka bir ilah kabul etmemenin gereği olarak yapılan ibadetler de insan hayatında bir disiplin oluşturur.

"(O) Allah'tır. Samed'dir (var olması ve varlığını sürdürmesi için hiçbir şeye muhtaç değildir, aksine bütün varlıklar Ona muhtaçtır)."

Allah'ın birliği/vahdaniyeti Samed olmasını gerektirir. Samed; var olması ve varlığını sürdürmesi için hiçbir şeye muhtaç değildir; aksine bütün varlıklar Ona muhtaçtır, demektir. İhtiyaçlar ona arz edilir. Onun izni olmadan hiçbir iş hükme bağlanmaz. Uluhiyette tek olup karar vermede de tektir. Onun dışındaki her şey mahluktur ve kendisinin yarattığıdır. Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmadığından bütün mahlukatın ona ihtiyacı vardır. O; her şeye, insan ve cinlere, hayvanlara ve kainattaki her şeye hükmeder ve emir verir. Kusursuz ve dilediğini yapandır. Samed'in önemli bir anlamı da "doğmamış ve doğurulmamıştır." Hristiyanların bilmesi gereken en önemli husus ise: "Allah doğurmamıştır, doğurulmamıştır" inancıdır.

Allah, varlığı ve zatıyla tek ilah, yegâne Rab, ebedî ve ezelî mabuttur. Varlığında değişim yoktur. Bütün sıfatları ve isimleriyle mutlak bir kemale sahip olup kemal onun vasfıdır. Kemal vasfına sahip olan yüce zat doğmamış ve doğurmamış olması zaruridir. Doğması için Onu doğuracak birilerine ihtiyaç olur. Hâlbuki o, hiçbir şeye muhtaç olmayan Samed'dir, doğurmamıştır. Doğurmak ise eş gerektirir. Onun eşi ve zevcesi olamaz. Buna ihtiyacı da olmaz. Doğmak, ölümü gerektirir; ölüm ise faniliğin gereğidir ama Allah Bâkî'dir; ebedî ve ezelîdir. Doğmak ve doğurmak tenasülü/artmayı ve çoğalmayı gerektirir. Allah'ın çoğalmaya, çocuk ve eşe ihtiyacı yoktur. Doğmak ve doğurulmak çift olmayı gerektirir. Hâlbuki Allah tektir. Doğurulmak bir eksikliktir. Hâlbuki zat-ı celali mükemmeldir, kemal sıfatı sadece onda vardır. Başka bir varlıkta kemal sıfatı olamaz.

Kısaca "Hiçbir şey hiçbir konuda asla Ona denk (ve benzer) değildir." Allah tektir/birdir; Onun benzeri ve eşi yoktur. Hiçbir şeye benzemez ve hiçbir şey de ona benzemez. Varlığı, aksi ispat edilmez bir hakikattir. Allah'a oğul isnat eden Yahudi ve Hıristiyanlarla, melekler Allah'ın kızlarıdır iddiasında bulunan müşriklerin bütün inanç ve düşünceleri bu sûrenin inişiyle tamamen reddedilmiş ve yok hükmünde kılınmıştır.

Hz. Îsâ, Allah'tan aldığı bütün bu ilahi emir ve hükümleri samimi bir çağrıyla İsrâiloğulları'na iletince hepsinin iman etmesini dilemişken sadece çok az bir kısmı iman etmişti. İmanı reddedenlerin kendisine karşı bir tavır takınıp tevhide düşman olacaklarını bildiği için havarilerden destek istemişti. Her zaman iman davasını ve Allah inancını sahiplenecek kimselere ihtiyaç vardır. Bunlar Allah'ın samimi kullarıdır. Allah kendi dinine yardım edenlerin her zaman yardımcısıdır.

Bu tavrı ve teslimiyeti Kur'an örnek olarak göstermektedir. Allah'ın dini zarara uğradığında, mü'minler ezildiğinde, İslamî değerler ayaklar altına alındığında sizler Allah dinin yardımcıları olun, dine sahip çıkınız. İslam düşmanlarına tevhid inancını reddedenlere karşı direnmek iman gereğidir. Ancak bu şekilde Allah'ın rızasına nail olmak mümkün olur. Tıpkı İsa'nın havarileri gibi:

"Ey iman edenler, Allah'ın (dininin) yardımcıları olunuz. Nitekim Meryem oğlu Îsâ da havarilere "Allah'a (giden yolda) benim yardımcılarım kim olacak?" demişti de havariler "Allah'ın (dininin) yardımcıları biziz" demişlerdi. Bunun üzerine İsrâiloğulları'ndan bir grup (Îsâ'nın peygamberliğine) iman etmiş ve bir grup inkâr edip küfre girmişti. Nihayet Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik de üstün gelenler onlar oldu." (Saf, 61/14).

Bu ayette Hz. Îsâ kıssasından bir kesit anlatılarak bütün insanlığa hitaben bir emir ve mesaj verilmiştir. Ey iman edenler! Allah'ın ve İslâm'ın yardımcıları olunuz. İman bunu gerektiriyor. Allah'ın yardıma ihtiyacı yoktur. Burada ifade edilen husus ise İslam'ın herkese bir mesajıdır. Âhirette kurtuluşa ermek isteyenler Allah'ın dini için düşmanlarına karşı mücadele etmelerinin karşılığı olarak cennet mükâfatlarını alacakları bildirilmişti. İman etmeyenlerin ise bundan yoksun kalacaklarına dair işaret de gayet çıktır. O hâlde ey iman edenler! (Biliniz ki) Hz. Îsâ'ya iman edenler olduğu gibi etmeyenler de olmuştu. Ama siz onlar gibi olmayınız. İman edenler Allah'ın yardımını elde edecekler. Bu dine sahip çıkmayanlar ve imandan yoksun kalanlar ise hiçbir şekilde dünya ve âhirette böyle bir yardıma kavuşamayacaklardır. Kısacası Allah'ın vahdaniyetine ve İslâm'ın yegâne kurtuluş nizamı olduğuna, bundan başka hiçbir dinin geçerli olmadığına iman edenler diğerlerine karşı zafer elde edecekler ve İslâm dini de diğer dinlere nazaran üstünlük kazanacaktır. Bu dinin zafere ermesiyle de İslâm medeniyeti tekrar yeniden canlanacak ve dünyaya yeni bir ışık olacaktır. Bunun için Müslümanların bu çizgide olmaları ve geleceklerini de bu dine sahip çıkmada bulacaklarını bilmeleri gerekir. Bu sadece Hıristiyanlara değil bütün insanlığa bildirilen ilahi bir bilgi ve önemli bir emirdir.

Ahmet Ağırakça

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

Ahmet Ağırakça

Ahmet Ağırakça Diğer Yazıları