Hz. İsa’nın (AS) ilahlığının ilan edilmesi II
"Kendilerine Kitab verilmiş olan (Yahudi ve Hıristiyan)lardan Allah'a ve âhiret gününe (cennetteki nimetlere ve cehennem azabına) iman etmeyen, Allah'ın ve Rasûlü'nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini/İslâm'ı din edinmeyenlerle boyunlarını büküp kendi elleriyle zelilce tam bir itaatle cizye verinceye kadar savaşınız." (Et-Tevbe, 9/29).
Sadece Allah'ın haram kıldıklarını değil ayetin son derece açık olan ibarelerine bakıldığında Allah'ın Rasulü Muhammed'in haram kıldıklarını haram kabul etmedikçe, getirdiği vahyin bütün emir ve yasaklarına iman edip itaat etmedikçe kişinin imanı tam tekemmül etmez. Onun için de Hz. İsâ'dan sonra gelenlerin tümünün Rasululllah Muhammed'in peygamberliğine ve getirdiği Kur'ân-ı Kerim hükümlerine iman ederek uymalarının kaçınılmaz olduğu emredilmektedir. Ayette geçen cizyeye gelince bu ehl-i kitabın güvenliğinin sağlanması için devletin yapacağı harcamalara katkıda bulunmak üzere verdikleri bir vergi olduğu kaydedilmektedir. İslâm Devleti'nin Müslüman olmayan vatandaşlarından can ve mallarını koruma, güvenliklerini sağlama nedeniyle ve askerlik yapmamaları karşılığında alınan sembolik bir vergidir. Müslümanlar zekât öder ve askerlik yaparlar; savaşa giderler. Gayrimüslim vatandaşlar ise cizye adıyla bu sembolik vergiyi öder ve bütün bu hizmetlerden muaf tutulurlar. Cizye; sorumluluk taşıyan, âkil ve ergenlik çağına gelmiş, Müslüman olmayan erkeklerden alınır.
Yine ehl-i kitabın imanları ile ilgili birkaç ayetin daha konuya açıklık getirdiğini görüyoruz: "Yahudiler "Üzeyr Allah'ın oğludur" dediler. Hıristiyanlar da "Mesîh Allah'ın oğludur" dediler. İşte bu, kendi ağızlarında geveledikleri (gerçeği yansıtmayan iddia ve boş) söylentilerdir ki daha önceleri küfür içinde olanların söyledikleri sözlere benzetmeye çalışıyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da gerçeği saptırıp uyduruyorlar! Onlar Allah'ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini, Meryem oğlu Mesîh'i kendilerine Rabler edindiler. Hâlbuki onlara bir tek ilaha ibadet etmekten başka bir emir verilmiş değildi. Ondan başka ilah yoktur. O, bunların ortak koştukları her şeyden yüce ve uzaktır." (Et-Tevbe, 9/30-31).
Ayrıca bir farklı iddiada daha bulunan Yahudi ve Hıristiyanların bu iddia ve inançlarının yanlışlığı kendilerine hatırlatılmıştır: "Yahudi ve Hıristiyanlar "Biz Allah'ın oğulları ve sevdikleriyiz" dediler. De ki: "Öyle ise günahlarınız yüzünden niçin sizi cezalandırıyor?" Hayır, siz Onun yarattığı insanlardan bir grupsunuz (hiçbir ayrıcalığınız yoktur). O, (kullarının davranışlarına ve imanlarına göre) dilediklerini bağışlar, dilediği kimseleri de cezalandırır. Göklerin, yerin ve her ikisinin arasındaki her şeyin mülkü (tasarruf ve yönetimi) Allah'ındır. Sonunda dönüş yine Ona olacaktır. (el-Maide, 5/18).
Yahudiler soyundan geldikleri Hz. Üzeyr'in Allah'ın oğlu olduğunu, Hıristiyanlar da Hz. Îsâ'nın Allah'ın oğlu ilah olduğunu iddia ediyorlar. Dolayısıyla kendilerinin de Allah'ın oğulları ve sevdiği kimseler olduklarına inanıyorlardı. Bu iddialarını Hz. Peygamber'e söylemeleri ve "Bizim başka bir dine bağlanmamıza gerek yoktur" demeleri üzerine inen bir ayettir. Hâlbuki İsrâiloğulları da bütün Yahudi ve bütün Hıristiyanlar da diğer insanlardan farkı olmayan kimselerdir. Allah'ın şefkatli bir baba olduğuna, bir babanın da çocuklarını cezalandırmayacağına inanıyorlar. Bu bozuk ve tevhid inancını zedeleyen ve Allah'ın belirlediği iman sınırlarını aşan bir inanç biçimidir. Allah tövbe eden ve gerçek bir imana sahip olanlardan dilediği kimseleri affeder. Ancak yanlış inançlara saplananları da cezalandırır. Ölümden sonraki dirilişle herkes Onun huzurunda toplanacak ve hesaplarını görecektir.
Allah'a inandıklarını ileri süren Yahudi ve Hıristiyanlar, Allah'ın birliğini zedeleyen inançlara sarılıyorlar. Hz. Üzeyr'i Yahudilerin, Hz. Îsâ Mesîh'i de Hıristiyanların; Allah'ın oğlu olarak kabul etmeleri saf ve gerçek Allah inancını ortadan kaldırır. Zira Allah doğmadığı gibi çocuk da doğurmaz, aynı zamanda eş de edinmemiştir. Bunların bu gibi iddiaları boş söz ve iddialar olup tevhid inancı dışına çıkmalarına sebep olmuştur. Bu söz ve iddialar küfür ehlinin inancını yansıtır. Allah onları kahretsin. Zaten de onları lanetlemiş ve kahretmiştir. Bunlar bildikleri bütün gerçekleri böyle saptırıp yanlış inanç biçimleri uyduruyorlar. Onlar sadece Allah'a oğullar isnad etmekle kalmıyor; Allah'ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini, Meryem oğlu İsa Mesih'i kendilerine Rab ediniyorlar. Allah'a itaat eder gibi bilginlerine ve din adamlarına itaat etmeleri, onları Rab yerine koymaları demektir. Oysaki Allah birdir ve yalnız Ona ibadet edilir. Hâlbuki onlara bir tek ilaha ibadet etmekten başka bir emir verilmiş olmadığını yüce rabbimiz son vahiyler bütün insanlığa bildirmiştir. Allah'tan başka ilah yoktur. O, bunların ortak koştukları her şeyden yüce ve uzaktır. Üzeyr'i ve Mesîh'i Rab edinmiş olmaları, Allah'ın birliğini inkâr etmek demektir. Allah'ın Birliğini inkâr etmekle varlığını inkâr etmek arasında hiçbir fark yoktur.
"Allah'ın nurunu (dinini ve Kur'ân'ını) nefesleriyle söndürmek isterler. Hâlbuki kâfirlerin hoşuna gitmese (onlara zor ve ağır gelse) de Allah kendi nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz." (Et-Tevbe, 9/32).
Allah ve İslâm düşmanları bu dinin, Kur'ân'ın ve ilahi sistemin yok olması için türlü tuzaklar kurar. Onu yeryüzünden silmek, onun yerine materyalist ve seküler sistemler oluşturmak isterler. Hoşlarına gitmese de bilsinler ki Allah bu dinin hükümlerini ebedî bir hukuk ve yaşama sistemi olarak yaratmıştır. Bu hükümleri, onların her türlü düşünce ve tuzağına karşı mutlaka başarılı kılacaktır. Allah kendi hükümleri dışındaki hiçbir düşünceye ve sisteme razı olmaz, müsaade etmez.
"Müşriklerin hoşuna gitmese (onlara zor ve ağır gelse) de (hak ve yegâne geçerli) dini (olan İslâm'ı) bütün dinlere üstün kılmak için Rasûlü'nü hidayetle ve hak din ile gönderen Allah'tır." (Et-Tevbe, 9/33).
Bütün inkârcılar ve İslâm'ı reddedenler istese de istemese de hoşlarına gitse de gitmese de insanları doğru yola götüren apaçık ve kesin delillerle tevhid inancını bütün dinlere üstün kılmak, gerçek din olan İslâm'ı tebliğ etmek üzere Peygamberini insanlığa bu görevle gönderen Allah'tır. Allah Rasûlü'nün bu mesajı er veya geç hâkimiyetini kuracak ve sürdürecektir.
"Ey iman edenler! (Yahudi ve Hıristiyan din adamları olan) hahamların ve rahiplerin çoğu insanların mallarını (havra ve kilise adına) haksızlıkla yedikleri ve (Tevrat ve İncil'i dünya çıkarları karşılığında değiştirerek insanları İslâm'a ve Peygamber Muhammed'e iman etmemeleri için) Allah yolundan alıkoydukları bir gerçektir. (Ayrıca diğer insanlardan da) altın ve gümüşü yığıp biriktiren ve mallarını Allah yolunda harcamayanlara gelince onları, (âhirette) acıklı bir azabın beklediğini (haber verip) müjdele! (Âl-i İmrân, 3/34).
Ayetin tümüyle Yahudi ve Hıristiyan din adamlarından söz ettiğini ifade etmek mümkün olduğu gibi ilk kısmının onlardan söz ettiğini, ikinci kısımda ise genel olarak bütün insanları, mallarını Allah rızası için harcamayıp biriktirip saklayanları konu almakta olduğunu ifade etmek de mümkündür. Haksızca başkalarının mallarını hile ve tuzaklarla, yalan ve dolandırıcılıkla ele geçirenler kim olursa olsun âhirette acıklı bir azaba düçar olacaklardır. Burada ima edilenler rahipler ve diğer din adamlarıdır. Genel ifade ile tehdit edilenlere gelince Allah'ın verdiği mallarından infak ve zekât kısmını dahi saklayıp hak sahiplerine ulaştırmayanlardır. Bu da başkalarına ait olan mala el koymak demektir. Fakat malının zekatını fazlasıyla verip ayrıca infak edenler bu tehditten uzaktır.
Ahmet Ağırakça
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.