Ölüm size gelmeden siz kendinize gelin
Dünyayı avuçlarının içinde sımsıkı tuttuğunu düşünüyorsun ya, aslında her nefeste parmaklarının arasından kayıp gidiyor. Çünkü zaman işiyor ve kum saati sona yaklaşıyor. Evin, araban, unvanın baki kalacak sanıyorsan yanılıyorsun. Hiç bitmeyecekmiş gibi kurduğun hayaller; ölümün o vakur sessizliği karşısında birer gölgeden ibaret. Unutma; biz bu hayata sahip olmaya değil, şahit olmaya geldik. Giderken yanında götürebileceğin tek sermaye, kefeninin cebine sığmayan o tertemiz niyetlerin ve bıraktığın iyilikler olacak. O halde ölüm sana gelmeden sen kendine gel!
◾ Hiç ölmeyecek gibi yaşıyoruz, oysa doğumumuz bile ölümümüzün habercisi. Bu dünyaya yumruklarımızı sıkarak geldik, aldığımız ilk nefes bir lütuftu evet, ama aynı zamanda son nefesimize doğru başlayan geri sayımın da ilk saniyesiydi.
◾ Eller arasında doğduk, yine eller arasında veda edeceğiz; ektiğimiz, emek verdiğimiz bu dünya tarlasına...
◾ "Evim, arabam, unvanım, çocuklarım, işim" dediğimiz ne varsa sadece dünyaya aitti bilemedik. Malımızı, mülkümüzü yanımızda götüremeyeceğimizi kabul etmedik, idrak edemedik.
◾ Aslında biliyorduk, hep söylendi bu dünyanın bir "geçici bir yer olduğu" ama duymak istemedik, kulaklarımızı tıkadık; görmek istemedik, gözlerimizi kapattık sıkıca.
◾ Tapular ve senetler, bunlar aslında yalnızca birer kağıt parçasından ibaretti. Biz eşyalara sahip olacağımız günü beklerken toprak da bizi bekledi belki 70 belki 50 belki de 20 sene...
◾ Dünya hayatı bizim için "hırs yapacağımız" yer olmanın çok ötesindeydi oysa. Batmak da olan bir gemi hayal edin, böyle bir yerde "en konforlu kamara benim olsun" düşüncesi ne kadar absürt ise geçici bir yer olan dünyada da mal, mülk için kalp kırmak beyhudedir, boştur.
◾ Halbuki insan ömrü, göz açıp kapayınca yani kırpma süresi kadar kısa değil miydi? Evler yapmanın da kalpleri incitmenin de faydasız olduğunu ne oldu da kabullenemedik?
◾ Evrende nice olaylarla meydana gelirken, nice insanlar; Sultan Süleymanlar yitip giderken malın/mülkün bize kalacağını kim söyledi üstüne, ikna etti, böyle mi olmalıydı?
◾ O soğuk, hissiz ve donuk musalla taşına yattığında; ne cüzdanın ne diploman ne de soyadın seninle olacak. Baş ucunda senin defnedilmeni bekleyen sevdiklerin de işitmeyecek çığlıklarını.
◾ Başında belki dua edecekler belki etmeyecekler; belki bir gün duracaklar belki hiç gelmeyecekler bile. Artık o andan itibaren ismin de cismin de kaybolup gidecek. Eğer seni gerçekten sevenler var ise arkandan hayır dualarını edip Kur'an-ı Kerim okuyacaklar...