Asırları Aşan Bir Kadın Portresi: Rabia el-Adeviyye
İslam tasavvuf tarihinin en etkili figürlerinden biri olan Rabia el-Adeviyye, ibadeti cennet arzusu ya da cehennem korkusunun ötesine taşıyarak kulluğun merkezine katıksız bir ilahi aşkı yerleştirmiştir. Dünyevi iktidarları ve servetleri reddeden mütevazı yaşantısıyla sadece kendi çağını değil, Gazali'den İbnü'l-Arabi'ye, Doğu'dan Batı edebiyatına kadar geniş bir coğrafyayı etkileyen Rabia; saf sevgisi, tavizsiz iffeti ve gösterişten uzak samimiyetiyle asırlardır karşılıksız adanmışlığın en güçlü simgesi olmayı sürdürmektedir.
◼ İslam tasavvuf tarihinin en köklü ve simge isimlerinden biri olan Rabia el-Adeviyye, 8. yüzyılda Basra'da dünyaya gelmişti. Ailesinin dördüncü kız çocuğu olması sebebiyle Arapçada "dördüncü" anlamına gelen Rabia adını aldı.
◼ Rabia, temel dini eğitimini henüz küçük bir çocukken ailesinden aldı. Oldukça yoksul bir ailede dünyaya gelmiş, çocukluk yılları büyük mahrumiyetler içinde geçmişti. Henüz küçük yaşlardayken anne ve babasını kaybetti.
◼ Ailesini kaybettikten sonra Basra'da yaşanan kıtlık yüzünden kardeşlerinden ayrılmak zorunda kalan Rabia, kentin karmaşasında tek başına kalmıştı. Bu çaresizlik döneminde zalim bir adam tarafından kaçırılarak köle olarak satıldı. Gündüzleri ağır işlerde çalıştırılıp ezilen Rabia, gecelerini tamamen ibadete ve Yüce Yaratıcı'ya yönelmeye adadı.
◼ Feridüddin Attar'ın aktarımına göre Rabia, küçük yaşına rağmen efendisi tarafından ağır işlerde çalıştırılıyordu. Bir gün bileğini incitti ve Allah'a şöyle yakarışta bulundu: "Ey Rabbim! Garip, öksüz bir köleyim; esir düştüm, bileğimi incittim ama bu beni üzmüyor. Ben yalnızca senin rızanı istiyorum yalnız benden razı olup olmadığını bileyim yeter."
◼ Onun gece boyunca sergilediği derin samimiyet ve yaşadığı manevi haller efendisinin gözünden kaçmıyordu. Hatta efendisi, Rabia'nın ibadet ettiği sırada odasının manevi bir ışıkla dolduğuna şahit olmuş ve bu durumdan etkilenerek onu özgürlüğüne kavuşturmuştu. Hürriyetini kazanan Rabia, hayatının geri kalanını tamamen dünyevi arzulardan uzak bir yaşam sürmeye adadı.
◼ İslam tasavvufunun ilk dönemlerinde ağırlıklı olarak korku, günahlardan sakınma ve dünya nimetlerinden uzak durma anlayışı hakimdi. Rabia el-Adeviyye ise bu anlayışı kökten etkileyerek tasavvuf düşüncesine yepyeni bir boyut kazandırdı. O, ibadet ve kulluğun merkezine korkuyu değil, doğrudan "ilahi aşkı" yerleştirmişti.
◼ Onun ilahi aşk anlayışında karşılıksız ve menfaatsiz bir sevgi esastı. Rabia'ya göre Hakk'a cennet arzusuyla ibadet etmek bir çıkar ilişkisiyken cehennem korkusuyla ibadet etmek ise insanı adeta bir tüccar veya işçi konumuna düşürür. Kulluk, sadece ve sadece Yaratıcı'nın sevilmeye layık olmasından dolayı, tamamen içten bir sevgiyle yapılmalıydı.
💮
Kutü'l Kulub eserinde Rabia el-Adeviyye'nin şöyle söylediği rivayet edilir: "Allah'a cehennem korkusu yüzünden kulluk etmedim. Eğer korkuyla kulluk etseydim sefil bir uşağa benzerdim. Allah'a cennet aşkı ile de kulluk etmedim. Çünkü verilen uğruna kulluk etseydim kötü bir kul olurdum. O'na, yalnız O'nun aşkından ve O'nun arzusundan ötürü kulluk ettim."
◼ Bu düşüncesini sembolik bir hikaye ile anlatan meşhur bir rivayet vardır. Rabia el-Adeviyye'nin bir elinde ateş, diğer elinde bir kova su ile sokaklarda koştuğu görülür. Ne yaptığı sorulduğunda, cenneti yakmak ve cehennemi söndürmek istediğini, böylece insanların Allah'a cehennemden korktukları veya cenneti istedikleri için değil, sırf O'nu sevdikleri için ibadet etmelerini arzuladığını söyler.
◼ Rabia, hayatı boyunca kendisine yapılan tüm evlilik tekliflerini kesin bir dille reddetmişti. Basra'nın önde gelen devlet adamları ve dönemin tanınmış din alimleri onunla evlenmek istemişse de o, kalbinde ilahi sevgiden başka hiçbir şeye yer olmadığını belirterek bekar bir yaşam sürmeyi tercih etmişti. Onun için evlilik, insanı ilahi aşktan uzaklaştırabilecek dünyevi bir bağ idi.
◼ Maddi dünyaya karşı tam bir ilgisizlik içinde yaşayan Rabia, son derece mütevazı ve fakir bir hayat sürdü. Kulübesinde sadece başını koyacağı bir tuğla parçası, bir hasır ve su içtiği kırık bir testi bulunuyordu. Zengin kişilerin veya dostlarının yardım tekliflerini her zaman geri çevirmiş, dünyalık bir şeyi Yaratıcı'dan bile istemeyi edebe aykırı bulduğunu ifade etmişti.
◼ Samimiyete ve gizliliğe büyük önem veren Rabia, gösterişten ve ibadetlerin başkaları tarafından görülmesinden daima kaçınıyordu. "İnsan günahını nasıl gizliyorsa, yaptığı iyi amelleri de öyle gizlemelidir" diyerek ibadetlerin gizli tutulması gerektiğini savundu. Başkaları görsün diye yapılan her türlü eylemi manevi bir tehlike olarak değerlendirdi.